Cuma, Ağustos 21, 2026

Tuhaf Kitaplar (3)

49 Saat Graf Zeppelin ile Havada, Yunus Nadi’nin Zeplin’le yaptığı seyahati anlatan bir gazetecilik kitabı. Dönemine göre iyi kâğıda basılmış, bol fotoğraflı, özenli bir yayın. Kitap olarak bugün dahi az bulunuyor.

Yunus Nadi, 6 Ekim ile 1 Kasım 1929 arasında geçen Almanya’da yapılan bir Zeplin seyahatine katılarak yaşadıklarını günlük gibi yazmış, bölümler sahibi olduğu ve çok satan gazetesi Cumhuriyet’te tefrika edilmiş. Modern gazeteciliğin imkânları da kullanılmış, yazılar gazeteye telgrafla gönderilmiş filan… Sonra bunlar kitaplaştırılmış.

Zeplinler o yıllarda büyük merak uyandırıyor, geleceği sembolize ediyorlar. Popüler kültürde yaklaşmakta olduğu düşünülen yeni bir dünya savaşının göklerde yaşanacağına dair güçlü bir tahayyül var. Uçaklar, Zeplinler, hava savaşları… Gelecek biraz yukarıda aranıyor.

Yunus Nadi’nin seyahati de yalnızca turistik bir meraktan ibaret görünmüyor. Gazi Paşa’nın “İstikbal göklerdedir” sözüyle özetlenen havacılık ve modernleşme fikriyle bu yolculuk arasında açık bir zihinsel yakınlık var. Kitabın sonradan Gazi’ye takdim edilmiş olması da bu çerçeveyi kuvvetlendiriyor.

Zaten Yunus Nadi’nin hava seyahatlerine ilgisi bununla sınırlı değil. Kitaba Kayseri-Ankara-İstanbul arasında yaptığı uçak yolculuğunu anlatan yazılarını da dahil etmiş. Belli ki gökyüzüne yalnızca yolcu olarak bakmıyor, orada yeni Türkiye’nin geleceğine dair bir gösteri alanı da görüyor.

Zeplin seyahatinde Yunus Nadi’nin yanında, Almanlarla yakın ilişkileri bulunan işadamı Habib Edip (Törehan) var. Ticari bir hesap olabilir, zira Habib Edip Bey, sonraki yıllarda özellikle Almanya’yla yaptığı ticaret ve Nazilerle ilişkileri nedeniyle çok tartışılmış bir isim.

Burada ister istemez başka bir hat açılıyor. Mesele yalnız Türk-Alman sempatisi veya teknoloji hayranlığı olmayabilir, ticaret de bu hikâyenin bir yerinde duruyor. Yunus Nadi’nin de yalnızca gazeteci olmadığını, devletle iş yapan, ticari faaliyetleri bulunan ve alım satımla ilgili kimi siyasi tartışmalara adı karışmış bir kişi olduğunu hatırlamak gerekiyor.

Kitapta enikonu millî refleksler okuyoruz, ama böyle hikâyelerde parayı da izlemekte fayda var.

Zeplin seferlerinin Almanya’dan İstanbul’a kadar uzanmaması, daha doğrusu böyle bir hattın tasarlanmamış olması, hem Nadi’yi hem Habib Edip’i üzüyor. Türkiye’nin bu yeni ulaşım ağının dışında kalmasını istemedikleri anlaşılıyor. Zeplin seferlerinin Türkiye’ye uzatılması konusunda Almanlarla temas kurulmuş olması ihtimal dahilinde, fakat elimizde bunu  gösteren açık bir belge yok.

Neticede Alman Zeplin’ine binmiş iki Türk yolcu olarak manzarayı seyredip dönüyorlar.

Yunus Nadi kitap boyunca Alman hayranlığını da pek gizlemiyor. Türklerle Almanları boyun eğmezlik başta olmak üzere çeşitli bakımlardan birbirine benzetiyor ve sonunda işi hayli ileri götürüyor: “…ne olursa olsun, asla yıkılmayacak, ebediyete namzet büyük milletlerdir: İşte Alman milleti ve işte Türk milleti!”

1929 için ilginç bir cümle. Birinci Dünya Savaşı’nın üzerinden henüz on bir yıl geçmiş. Almanya yenilmiş, imparatorluk çökmüş, Türkiye ise başka bir rejim altında kendisini yeniden kurmaya çalışıyor. Yunus Nadi iki ülkeyi mağlubiyet, direnç ve yeniden doğuş fikri üzerinden birbirine yaklaştırıyor.

Ama kitapta beni asıl ilgilendiren Zeplin’den çok Yunus Nadi’nin Zeplin’i nasıl kullandığı.

Yunus Nadi yalnızca Zeplin’e binmiyor, Zeplin’e binmiş Yunus Nadi’yi de anlatıyor.

Teknoloji büyüsünü, milliyetçiliği, Alman hayranlığını ve yeni Türkiye’nin gelecek tahayyülünü kendi gazetecilik şahsiyetinin etrafında bir araya getiriyor. Yolculuk böylece sıradan bir seyahat olmaktan çıkıp bir itibar gösterisine dönüşüyor.

Bir kıta keşfetmiş gibi anlatılan bu seyahatin bugün bana ilginç gelmesinin nedeni de bu.

Yunus Nadi, ne kadar övünsem az demiş olmalı ki kitabın kapağına kendi fotoğrafını da koydurmuş. Zeplin yukarıda, Yunus Nadi kapakta. Modern gazetecilik bazen tam olarak budur.

Hiç yorum yok:

Related Posts with Thumbnails