Cumartesi, Şubat 28, 2026

Küçük Posta



Sahaflarda buldum bu “gazeteyi”. 1966’da, on yaşlarında iki muzip çocuğun elinden çıkmış. O tarihte “fanzin” diye bir kavram yok elbette ama tam o ruh: M. Reha ve Haluk Kara adlı iki ortaokul öğrencisi, bir gazeteyi baştan sona tutkuyla taklit etmişler. Ciddiyetle, sabırla, hevesle.

Yazı çiziyle uğraşmaya başlayınca insan daha çocukken başka “yazarlarla karşılaşıyor. Garip bir çekim alanı var, birbirinizi buluyorsunuz. Ben ilkokul ikinci sınıfta üç arkadaşımla çizgi roman yapıp sınıftaki çocuklara kiralamıştım. Çoğaltmak mümkün değildi, fotokopi nedir bilmiyorduk. Defteri iki liraya veriyor, okunup gelince bir lirasını iade ediyordum. Bir gün evde hasta yatarken ortaklarım” kazancı getirip avucuma saymışlardı. Annem hâlâ o hikâyeyi anlatır. Dergi yaptığımı değil, avucumdaki bozuk paraların çokluğunu hatırlayarak. Bir Ankaralı anne için gurur ölçüsü nettir: romantizm değil, nakit akışı. Hâlâ aynı telden hasbihal ederiz.

Çocukluğumda Türkoğlu diye bir kahramanımız, Pilot Yayınları diye bir yayınevimiz (!) vardı. Ali Recan’ın Volkan’ını taklit ediyorduk elbette. Sonra ne oldu? O ortaklardan biri asker, biri mühendis, biri işadamı oldu. Yazıdan telif kazanan bir ben kaldım.

Hayal kurmak, dergi düşünmek, roman yazmak, resmetmek, şiirle uğraşmak… Bizim ailelerimizin gözünde karın doyurmuyordu. Teşvik edilmezdi, hatta naif, hatta “kadınsı” bulunurdu. Boş işti. Gençliğimde de manzara çok değişmedi: Yazdıkların siyasete temas ederse ciddiyet kazanıyordu. Taşralı çocukların roman ve öykülerinde siyasete meyletmesi biraz da kendini önemsetme arzusundandır. Hâlâ öyledir.

Küçük Posta’yı hazırlayan o “genç gazeteciler” şimdi neredeler? Muhtemelen okuldan sonra eline kitap almayan çoğunluğa karıştılar. Oysa ne tatlı, ne zekice ne eğlenceli şeyler hayal etmişlerdi.

K. diye bir arkadaşım var, birlikte büyüdük. Şimdi büyük bir şirketin genel müdürü. Okuduğum en iyi şairlerden biriydi. M. adında bir öğrencim vardı, yaşıtlarının çok ilerisindeydi, iyi bir edebiyatçı olabilirdi. Gıda sektöründe çalışmayı seçti ya da hayat onu oraya itti.

Herkesin yazar olması gerekmiyor. Ama devam etmek, sabır ve inat göstermek, çok çalışmak ve gerçekten istemek çoğu zaman yetenekten daha belirleyici. Üstelik yazmak, yazarak yaşamak büyük bir belirsizliğe razı olmak demek. Geçim derdi insanı başka yollara savurabiliyor. K.’yi de M.’yi de anlamıyor değilim.

Babam, on beş yaşında yayımlanan çizgi romanlarımı hiç okumadı. Okusa bir şey demesi gerekecekti, Sahiden kırıldım. Defalarca içlenip nedenini düşündüm. Bugünle kıyaslayın: 2020’lerde çocuğunuz o yaşta bir şeyler yazacak ve siz yok sayacaksınız mümkün mü?

Belki de babam, oğlunun boş işlerle” oyalanmasından, hayallere kapılmasından korkuyordu. İnat ettim. Karşı çıktım. Şansım da yardım etti, kendime bir yol açtım. Bir şirket çalışanı olmak, ticaretle uğraşmak fikri bana o kadar ürkütücü geliyordu ki… iyi sıyırdım derim bazen, şükrederim. İstanbul’u istemeyişim bile belki bununla ilgilidir.

Küçük Posta’ya ve o iki çocuğa kardeş kadar yakınım. Belki sırf bu yüzden romantize ediyorum. Belki onların hiç böyle dertleri olmadı. Ama yine de K.’ye, M.’ye, kaybolan o ihtimallere hayıflanmadan edemiyorum.

Hiç yorum yok:

Related Posts with Thumbnails