Pazar, Şubat 01, 2026

Son Okuduklarım 110

Timuçin ismi yanıltmasın, beni yanılttı. Cengiz Han’a dair biyografik bir çalışma sanmıştım, oysa aynı adı taşıyan başka bir Moğol karakterin hikâyesiyle karşılaştım. Üstelik anlatı, Cengiz’in hayatından epeyce besleniyor. Sanki farklı bir Cengiz yorumu yapılacakken, olası tepkilerden çekinilip yan bir yola sapılmış. Herkes de bunun farkında gibi duruyor. Türkçe edisyonun yayıncısı da, anlaşılan bu benzerliği ticari bir avantaja çevirmek istemiş, albüm oldukça iddialı bir baskıyla sunulmuş. Görsel tasarım başarılı: göz alıcı çizgiler, ritmi olan ve süreklilik duygusu taşıyan bölümlere sahip. Hikâye ise beni hiç sarmadı. “Bağnazlık mı ediyorum?” diye kendime sorup defalarca baştan başladım, kendimi zorladım. Nafile. Orta Asya steplerinin gerçekçiliğinden eser yok. Bilenler için söyleyeyim: Timuçin’i sanki Jodorowsky yazmış gibi okuyoruz; fantastik tripler, astral yolculuklar, âlemler arası medcezirler, şamanik çıkarımlar… Hepsi var, ama “toprak” yok diyeceğim. 

Moon Deer – Ay Geyiği, Yoann Kavege’in bilim kurgu çizgi romanı. Metnin neredeyse tamamen geri çekildiği, görsel aksiyona yaslanan bir anlatı. Bir kahramanın ve onu izleyen bir başkasının kovalamacasını izliyoruz: biri elindeki yumurtayı korumaya çalışıyor, diğeri onu yok etmeye. Finalde “meğer o yumurta dünyaymış” esprisiyle karşılaşıyoruz, dünyanın yaratımına dair bir mesel okumuş oluyoruz. Eserin görsellikle ciddi bir iddiası var; bunu ne ölçüde karşıladığı tartışmalı. Kapağa iliştirilen “en iyi bilim kurgu çizgi romanı 2022” etiketi, belli ki fikrin parlaklığına oynuyor. Bana kalırsa fikir fazla uzatılmış; buna rağmen derinleşememiş.

Omzumda Kahramanların Yükü, otobiyografik nitelikli  bir ailesi hikâyesi. David Sala, aile anlatısını kullanarak büyümenin yükünü, kaybını ve sessiz kırılmalarını resmediyor. Seçimleri bakımında dili ağır, tonu kederli. Resimlerin donukluğu ve fragmante anlatım, hikâyeyi bilinçli biçimde yavaşlatıyor, okurdan sabır talep eden, kolay teslim olmayan bir anlatı bu. Dede’nin trajedisinin yarattığı yük ve o ağırlığın getirdiği bıkkınlık albüme isim olmuş. Geçmişten sızan küçük anlar var: tortular, yemekli toplantılardan geriye kalan tatlar, yarım bırakılmış bir büyükbaba hikâyesi. Mutluluğun geçiciliği ve hayat yollarının ansızın çatallanması, albümün ruhuna uygun bir atmosfer yaratmış. Çocukluğa ait mutlu aile fotoğraflarının bir anda bozulması ve her birinin farklı yönlere savrulması, duygusal olarak etkileyici olmuş. Üstelik bunu hiç de altını çizmeden yapabilmiş. Albüm, tek tek resim olarak çok “güzel” ama ben akışkanlık arıyorum, benlik değilmiş diyeyim.

Hiç yorum yok:

Related Posts with Thumbnails