Timuçin ismi yanıltmasın, beni yanılttı. Cengiz Han’a
dair biyografik bir çalışma sanmıştım, oysa aynı adı taşıyan başka bir Moğol
karakterin hikâyesiyle karşılaştım. Üstelik anlatı, Cengiz’in hayatından epeyce
besleniyor. Sanki farklı bir Cengiz yorumu yapılacakken, olası tepkilerden
çekinilip yan bir yola sapılmış. Herkes de bunun farkında gibi duruyor. Türkçe
edisyonun yayıncısı da, anlaşılan bu benzerliği ticari bir avantaja çevirmek
istemiş, albüm oldukça iddialı bir baskıyla sunulmuş. Görsel tasarım başarılı:
göz alıcı çizgiler, ritmi olan ve süreklilik duygusu taşıyan bölümlere sahip.
Hikâye ise beni hiç sarmadı. “Bağnazlık mı ediyorum?” diye kendime sorup
defalarca baştan başladım, kendimi zorladım. Nafile. Orta Asya steplerinin
gerçekçiliğinden eser yok. Bilenler için söyleyeyim: Timuçin’i sanki Jodorowsky
yazmış gibi okuyoruz; fantastik tripler, astral yolculuklar, âlemler arası
medcezirler, şamanik çıkarımlar… Hepsi var, ama “toprak” yok diyeceğim.
Moon Deer – Ay Geyiği, Yoann Kavege’in bilim kurgu çizgi
romanı. Metnin neredeyse tamamen geri çekildiği, görsel aksiyona yaslanan bir anlatı.
Bir kahramanın ve onu izleyen bir başkasının kovalamacasını izliyoruz: biri
elindeki yumurtayı korumaya çalışıyor, diğeri onu yok etmeye. Finalde “meğer o
yumurta dünyaymış” esprisiyle karşılaşıyoruz, dünyanın yaratımına dair bir
mesel okumuş oluyoruz. Eserin görsellikle ciddi bir iddiası var; bunu ne ölçüde
karşıladığı tartışmalı. Kapağa iliştirilen “en iyi bilim kurgu çizgi romanı
2022” etiketi, belli ki fikrin parlaklığına oynuyor. Bana kalırsa fikir fazla
uzatılmış; buna rağmen derinleşememiş.
Omzumda Kahramanların Yükü, otobiyografik nitelikli bir ailesi hikâyesi. David Sala, aile anlatısını kullanarak büyümenin yükünü,
kaybını ve sessiz kırılmalarını resmediyor. Seçimleri bakımında dili ağır, tonu
kederli. Resimlerin donukluğu ve fragmante anlatım, hikâyeyi bilinçli biçimde
yavaşlatıyor, okurdan sabır talep eden, kolay teslim olmayan bir anlatı bu. Dede’nin
trajedisinin yarattığı yük ve o ağırlığın getirdiği bıkkınlık albüme isim
olmuş. Geçmişten sızan küçük anlar var: tortular, yemekli toplantılardan geriye
kalan tatlar, yarım bırakılmış bir büyükbaba hikâyesi. Mutluluğun geçiciliği ve
hayat yollarının ansızın çatallanması, albümün ruhuna uygun bir atmosfer yaratmış.
Çocukluğa ait mutlu aile fotoğraflarının bir anda bozulması ve her birinin farklı
yönlere savrulması, duygusal olarak etkileyici olmuş. Üstelik bunu hiç de
altını çizmeden yapabilmiş. Albüm, tek tek resim olarak çok “güzel” ama ben
akışkanlık arıyorum, benlik değilmiş diyeyim.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder