Salı, Şubat 03, 2026

"Etkilenmek" (2)

Dün yazdıklarıma devam ediyorum. Tekrara düşmek pahasına yineleyeceğim: İnsanlar fikir değiştirebilir. Buna itirazımız olamaz. Ama fikir değiştirirken dil sertleşiyorsa, ses yükseliyorsa, orada artık düşünceden değil, bir savunma refleksinden söz ediyoruz demektir. Ya da doğrudan agresyondan.

Etkilendim” cümlesi sahiden önemli. Masum görünüyor ama çok şey anlatıyor. Etkilenmek, çoğu zaman düşünmenin yerine geçen bir şey. Zahmetsiz, hızlı, konforlu. Soru sormak yorucu, etkilenmekse rahatlatıcı. Çünkü etkilenirken sorumluluk duymuyoruz. Kararı sen vermiyorsun, sana verilmiş, paketlenmiş, servis edilmiş oluyor.

Lisede münazara yapılıyordu, ben de konuşmacılardan biriydim, “para saadet getirmez” gibi aslında savunulması zor bir tezi savunmam istenmişti. Heyecanla ve iştahla konuştuğum için kazanmıştık. Hitabetin ve lafazanlığın, geniş anlamıyla güzel konuşan insanların ne kadar riskli olabileceğini o vesileyle tecrübe etmiş ve anlamıştım. Doğruyu söyledikleri için değil, doğruyu söylüyormuş hissi verdikleri için tehlikeliydiler. Hitabet içeriğin önüne geçtiğinde, akıl geri çekiliyor. İnsan kendini ikna etme işini bir başkasının sesine devrediyor.

Münazara, seyirci alkışlarıyla ilerlediği için sadece bir fikir savunmamıştım, bir kimlik de sunmuştum. “Biz”i tarif ediyor, “para saadet getirir” diyen “onlar”ı (kötüleri) işaretliyordum. Beni dinleyenlere kimle konuşacaklarını, kimden uzak duracaklarını, hatta kimi küçümseyebileceklerini söylemiş oluyordum.

Abarttığımı düşünmeyin. Bu tehlikeli bir eşik. Çünkü insanı hakikatin peşinden değil, aidiyetin içine doğru sürüklüyor. Bu yüzden “güzel konuşuyor” cümlesi küçümsenecek bir şey değil. Tam tersine, ciddiye alınmalı. Çünkü orada aklın yorgunluğu, sabrın tükenişi ve teslimiyet var.

Belki de asıl sorun şu: düşünmek yalnızlık gerektiren bir eylem. Etkilenmek ise kalabalıkla olur. İnsan bazen yalnız kalmamak için düşünmekten vazgeçebilir. Bir cümlenin sıcaklığı, bir grubun güveni, bir sesin kararlılığı, o yalnızlığı geçici olarak unutturur.

İnsan her şeyi bilemez, her şeyi tartamaz, her konuda kesin fikri olamaz. Bu da normal. Ama düşünmeyi tamamen devretmek başka bir şey. O noktada inanç artık bir arayış değil, bir sığınağa dönüşür. Arkadaşımın, güzel konuşulduğu için değil, ihtiyaç duyduğu için etkilendiğini şimdi daha iyi anlıyorum.

Kendi adıma hep şunu yapmaya çalışıyorum (buraya dikkat, yapabiliyorum demiyorum, bir ideal olarak deniyorum) Kendimi fazla haklı hissettiğimde şüphelenmek istiyorum. Etkilendiğimiz anlarda durabilmek, ses yükseldiğinde geri çekilmek demek bu. Aydınlanmacı görünebilirim ama inanın tam öyle değilim. “Ignoramus” hissiyatına inanırım. Düşüncelerimiz en çok kendimizden fazlasıyla emin olduğumuz anlarda zaaf gösteriyor demek istiyorum.


Hiç yorum yok:

Related Posts with Thumbnails