![]() |
Burada
mesele “ayıp olması” ya da “şok etmesi” değil, anlatının ilkel bir hiyerarşiyi
hâlâ işe yarar sanması. Şaşırtıcı olansa, hatırı sayılır bir beğeni almış
olması. Feminist yükselişe karşı
bir refleks mi, yoksa “inadına” bir sahiplenme mi? Orasını
bilemiyorum.
Kitap
satışları düşünce, az baskılı, koleksiyon değeri taşıyan özel albümler çoğaldı. Tarzan da
bunlardan biri. Dilimizdeki
ilk çeviriye Ersin Burak’ın çizimleri eşlik
etmiş. Türle yakinen ilgili
olduğumu düşünüyorum ama kitabın varlığını bir yıl gecikmeyle fark ettim, hiç duymamışım.
Ellili yıllarda popülerleşen
üç boyutlu çizgi romanlar,
televizyonla rekabet etme
arzusunun ürünüydü. Okura “derinlik” vaadi sunuyorlardı. Teknik adı
stereoskopik baskı deniyor
buna. Sayfada iki desen üst
üste basılıyor,
gözlük sağ ve sol göze farklı görüntüyü
veriyor, beyin de hacim algısı üretiyor. Teoride zekice pratikte yorucu diyelim.
![]() |
Çizimler dikkat çekici. Burne Hogarth estetiğine yaslanan bir dinamizmi var. Kitap bazen bir Tarzan romanından çok, bir çizim ve eskiz portfolyosu gibi duruyor. Bu yönü güçlü.
Diğer yandan metin günümüz Türkçesiyle mutlaka notlanmalıymış. Hurufat tercihi de estetik açıdan sorunlu geldi bana, görsel iddiayla tipografi arasında bir uyumsuzluk var. Çok görsel olunca Tarzan yorumlarını içeren çeviriler eklenebilirmiş, albüme çok şey katabilirmiş hissiyle baktım sayfalara. Sevdiğim insanlar ürettiği için yazmasam olmazdı.
![]() |
Yıllardır
sahaflarda görürüm, gözlükle okumaya her kalkıştığımda birkaç sayfa sonra pes
ederim. Görüntü titreşir, çizgi dağılır, anlatı akışı kesilir. Okunamama hissi
kalır geriye. Satmamış olmalarının nedeni tam da bu: Teknik gösteri, anlatının
önüne geçmiş.
Seksenli
yıllarda basılmış bir örneği, “teknik ilerlemiştir” umuduyla aldım. Nafileymiş.
Göz yine yoruluyor ve hikâye kayboluyor.



Hiç yorum yok:
Yorum Gönder