Çarşamba, Şubat 25, 2026

Nasihat Dinlemeyen Köy

Altı yedi yaşlarında, okumayı yeni söktüğüm günlerde okumuştum bu  “masalsı” kitabı. Yamaçlarındaki ağaçları kesip satarak para hırsına kapılan bir köyün, sonunda aç, biilaç ve çaresiz kalıp göç etmek zorunda kalmasını anlatıyordu. Elinde baltayla ağacı kovalayan köylüyle, yüzündeki dehşetle kaçmaya çalışan biçare ağacın sahnesi hafızama nasıl çakıldıysa… Kapağını görür görmez hatırladım, hiç düşünmeden satın aldım.

Disneyvari bir estetikle çizilmiş o kaçan ağaç beni sarsmıştı. Ağaçların da geceleri yer değiştirebilen canlılar olduğunu hayal ederdim. Hafif korku, hafif merak… Karanlıkta bir gıcırdama, toprağın altında bir sarsıntı, uzaktan gelen bir uğultu. Çocuk aklı işte, doğa bir dekor değil, gizli bir özneydi.

Oysa bir orman köyü ve bir orman köylüsü ağaçla nasıl ilişki kuracağını herkesten iyi bilir. “Azı karar, çoğu zarar” sözünü en iyi onlar tartar. Bize öğretilecek ya, doğa sevgisini öyle abartılı bir pedagojik tona büründürmüşler ki, hayatın içindeki o ölçüyü gölgelemiş aslında.

Bir de Türklerin Orta Asya’dan göç hikâyesi… O yaşta kafamda tuhaf bir bağ kurmuştum: Ağaçları kese kese mümbit toprakların kuraklaştırılması ve ardından gelen büyük göçü düşünmüştüm. “Nasihat Dinlemeyen Köy” ile Orta Asya Göçü’nü birleştirmiştim kendi kendime. Sanki bir tek Ötüken Ormanları kalmıştı da, Karaoğlan bu yüzden bir ormancıya emanet edilmişti. Çocuk zihni, “tarih” ile masalı hiç çekinmeden aynı masaya oturtur. Tarih dediğime de bakmayın, tarih diye okuduk ama efsane diyelim.

Hafıza tam da böyle çalışıyor. Yıllar sonra bir kapak görüyor ve çat diye ortaya çıkıyor: “Ben buradayım,” diyor hatıralar.

2 yorum:

Adsız dedi ki...

Nerde nasihat varsa orada yargılama vardır, sizin lafınız Hocam

Levent Cantek dedi ki...

Yok benim değil, bilinen bir ifade diyelim, doğruluk payı da içeriyor ayrıca. Nasihat dinlemek pek sevilen bir his değil ama bunu gençlik araştırmalarından biliyoruz :)

Related Posts with Thumbnails