![]() |
Disneyvari bir estetikle çizilmiş o kaçan ağaç beni sarsmıştı.
Ağaçların da geceleri yer değiştirebilen canlılar olduğunu hayal ederdim. Hafif
korku, hafif merak… Karanlıkta bir gıcırdama, toprağın altında bir sarsıntı,
uzaktan gelen bir uğultu. Çocuk aklı işte, doğa bir dekor değil, gizli bir
özneydi.
Oysa bir orman köyü ve bir orman köylüsü ağaçla nasıl
ilişki kuracağını herkesten iyi bilir. “Azı karar, çoğu zarar” sözünü en iyi
onlar tartar. Bize öğretilecek ya, doğa sevgisini öyle abartılı bir pedagojik
tona büründürmüşler ki, hayatın içindeki o ölçüyü gölgelemiş aslında.
Bir de Türklerin Orta Asya’dan göç hikâyesi… O yaşta
kafamda tuhaf bir bağ kurmuştum: Ağaçları kese kese mümbit toprakların kuraklaştırılması
ve ardından gelen büyük göçü düşünmüştüm. “Nasihat Dinlemeyen Köy” ile Orta
Asya Göçü’nü birleştirmiştim kendi kendime. Sanki bir tek Ötüken Ormanları
kalmıştı da, Karaoğlan bu yüzden bir ormancıya emanet edilmişti. Çocuk zihni, “tarih”
ile masalı hiç çekinmeden aynı masaya oturtur. Tarih dediğime de bakmayın, tarih
diye okuduk ama efsane diyelim.
Hafıza tam da böyle çalışıyor. Yıllar sonra bir kapak
görüyor ve çat diye ortaya çıkıyor: “Ben buradayım,” diyor hatıralar.

2 yorum:
Nerde nasihat varsa orada yargılama vardır, sizin lafınız Hocam
Yok benim değil, bilinen bir ifade diyelim, doğruluk payı da içeriyor ayrıca. Nasihat dinlemek pek sevilen bir his değil ama bunu gençlik araştırmalarından biliyoruz :)
Yorum Gönder