Çarşamba, Şubat 18, 2026

Yüksek Nüks

Geçtiğimiz hafta davet edildiğim bir ev yemeğinde psikanaliz çalışan birileri kendi aralarında konuşmaya daldı. Gelen giden olduğu için çok istememe rağmen o sohbete dahil olamadım. Yaptığım işlere yönelik magazinel ilgi voyeur olmamı ve kaybolmamı zorlaştırıyor, mutlaka bir tuşuma basılıyor. Vik vik konuşurken buluyorum kendimi.

O geceden bana kalan tek şey “nüks” sözcüğü oldu. Böyle bir kullanım varmış ve ben hiç bilmiyormuşum. Meğerse bir hastalığın tedaviye rağmen kısa sürede ve sık biçimde yeniden ortaya çıkma eğilimini ifade ediyormuş. Kanser hastaları (bunu mahcubiyetle yazıyorum) bunu iyi biliyormuş mesela. Nüksetmek anlamında relapse karşılığı olarak kullanılıyor.

Kurcalayınca şunu anladım: hastalıkta ya da kişilik bozukluğunda nüks, semptomların iyileşmeden sonra yeniden ortaya çıkması demek. Yüzeysel bir iyileşme olmuştur ya da kişi aynı koşullara geri dönmüştür, nükseder. Bazen de semptom kimliğin bir parçası hâline gelir, yine nükseder.

Şöyle anlatayım: tedavi edilen şey çoğu zaman sorun değil, sorunun verdiği rahatsızlıktır. Kanseri değil, kanserin verdiği rahatsızlığı tedavi etmek gibi yani. Rahatsızlık geçse bile sorun geri döner.

Şunu düşünün: sosyal medya çağında insanlar birbirinden ayrılıyor ama stalka devam ediyor, “bir daha bakmayacağım” dese de profiline giriyor, dijital detoksu üç günde bozup aynı polemiğe tekrar tekrar devam ediyor. “Bir daha asla” cümlesinin ne kadar güvenilmez olduğunu hepimiz biliyoruz. Buna irade bozukluğu mu diyeceğiz, yoksa normalleşmiş nüksler mi?

Memleketi ve popüler kültürü anlamaya çalışan biri olarak kavramı bu çerçevede düşünmeye başladım. Bir yere vardığımı iddia etmiyorum ama şunu fark ettim: terapötik alan artık tam iyileşme vaat etmiyor. “Bunu tamamen bitiremeyiz ama yönetebiliriz” deniyor. Terapi ve ilaç yardımıyla kontrollü bir hayat öneriliyor.

İronik elbette. Çünkü yönetilebilir sorun, sürdürülebilir sorun demektir.

Hiç yorum yok:

Related Posts with Thumbnails