![]() |
Ülkenin yoğun biçimde politize olduğu bir dönem bu, hemen
her şeye siyaset odaklı bakılıyor. Üstelik yalnızca sağcılar değil, solcular
arasında da çizgi romanı Amerikan emperyalizminin bir parçası olarak görme
fikri, tam o yıllarda günbegün güçlenen popüler bir klişeye dönüşüyor.
[Altmışlı yılların sonunda Refik Erduran ile Turhan
Selçuk arasında yaşanan bir polemiği hatırlıyorum mesela. Abdülcanbaz’ın
ulusalcı bir kahramana dönüşmesi ve siyasallaşması da yine o yıllarda başlar.
Hakeza Ariel Dorfman ile Armand Mattelart’ın Disney eleştirisinin kitap olarak
yayımlanması…Engin Ergönültaş’ın Mikrop’ta yayımlandığı Teksas parodisi,
nerdeyse o kitaptan çıkar. Sol tarafta anlatılacak tek tek epey hikâye var
demek istiyorum.]
Yukarıdaki sunuş yazısı, Genç Osman-Han Buyruğu isimli iki çizgi romanı bir araya
getiren kitaptan alınma. Kitap, 1976 (?) yılında Otağ Yayınları tarafından
yayımlanmış. Metin, çizgi romanın Türkiye’de nasıl anlaşıldığından söz ediyor
ve nasıl kullanılması gerektiğini anlatıyor. Sadi Yaver Ataman’ın yazdığı Genç Osman’ı Hamit Yüksek, Mehmet Taşdiken’in
yazdığı Han Buyruğu’nu
ise Hasan Karal çizmiş. İkisi de erkekler arasında geçen tarihî savaş hikâyeleri.
Sert anlatılar, o sertlikleri nedeniyle bugün ancak +18 ibaresiyle
yayımlanabilirler.
Millî çizgi roman akımının çocuklara yönelik örnekleri
ise 1977 yılında yayımlanmaya başlayan İleri Yavrutürk dergisiyle denendi. Millî Eğitim Bakanlığının katkılarıyla çıkarılan,
enikonu başarılı bir denemeydi. CHP’nin iktidara gelmesiyle yayımının
durdurulduğunu düşünüyorum.
Doksanlı yılların başında Kültür Bakanlığı benzer
nitelikte bir hamle yaptı, sağcı yazarların senaryoları foto realist tarzlı üreticilere
çizdirildi. Kaba bir tahminle, son otuz yılda devlet kurumları tarafından yüzden
fazla çizgi roman yayımlanmıştır. Türkiye’de çizgi romandan “en çok telifi kim
kazanmıştır” gibi bir soru sorulsaydı, ki vergi verenler olarak bunu sorabiliriz,
işte o çizgi romanlardan, kitap değil “resim” telifi alan kişilerdir
diyebiliriz.
İlk iddianın üzerinden yarım asır geçti. Millî çizgi
roman üretimlerine topluca bakıldığında, akla yalnızca Dede Korkut’un,
Nasrettin Hoca’nın, Ömer Seyfettin’in, Oğuz Kağan’ın falan geldiği görülüyor.
Özgün bir hikâye çıkarılamamış, çizgiler çoğu kez “arak” ve sevimsiz kalmış,
okur nezdinde zerre kadar ilgi uyandırılamamış. Taşıma suyla değirmen
döndürülmüş diyelim.
Siyasetçiler ve bürokratlar doğru bir iş yaptıklarını
düşünerek para harcatmışlar, üreticiler de hemşerilikten, sağcılıktan, hempalık
ve yarenlikten girip iş üretmiş, para kazanmışlar. Ortaya çıkan kitaplar ise
çoğunlukla bedava dağıtılmış ve unutulup gitmiş.
İşin nereye vardığı başka bir yazının konusu, daha
ayrıntılı yazmak gerekiyor. Beni asıl ilgilendiren, başlangıçtaki iddia ve
enerji. Genç Osman–Han Buyruğu,
muhtemelen düşük teliflerle ve daha önce hiç bu yoğunlukta çalışmamış iki genç
çizerin emeğiyle ortaya çıkmış. Çizgileri göz alıcı değil, ardışıklık sorunları
var, ne var ki işin içindeki heyecan yüksek. Kitabı bugün hâlâ dikkat çekici
kılan da biraz bu heyecan.
Sonraki örneklerde kaybolacak olan şey, belki de tam
olarak budur: İddia sürmüş, bütçe olağanüstü büyümüş, kurumlar devreye girmiş ama
heyecan Kafdağına göç etmiş.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder