Perşembe, Ağustos 13, 2026

Yansıma

Yansıma dergisi, Eylül 1974’te bir “Mizah ve Karikatür Özel Sayısı” yayımlamış. Yazarları ve yazıları bakımından hayli ilginç bir içeriği var.

Malum, yetmişli yılların kendine özgü bir gerginliği vardı. Kutuplaşma yalnızca sağ ile sol arasında değildi; sağın ve solun kendi içinde de sert ayrışmalar yaşanıyordu. Yansıma meselelere soldan bakıyor ve Gırgır ile Salata özelinde dönemin mizah dergilerini esas olarak “emperyalizm” paradigması üzerinden eleştiriyor.

Her yazı değil ama mahlasla yazıldığı anlaşılan Ender Kâmil Boyacı imzalı “Kültür Emperyalizminin Yeni Bir Silahı: Mizah ve Karikatür” başlıklı yazı, Türkiye’deki mizah dergilerini emperyalizmin bir aracı olarak resmediyor.

Metin dil ve üslup bakımından hayli sert; hakaret sınırına yakın bir yerde duruyor. “Gülmenin pezevenkleri” diyor, bu dergilerin ülkeyi “boşvermişlerle” doldurduğunu ileri sürüyor, giderek el yükseltiyor.

İddiası ne olursa olsun, metinde kavramsal bir tartışmadan çok suçlayıcı ve romantik bir politik dil var aslında. Mecazlar, ithamlar, büyük hükümler birbirini izliyor. “Vatansız”, “sorumsuz”, “ihanet”, “pezevenk” filan diyerek bir meseleyi ne kadar tartışabilirsiniz, doğrusu bilmiyorum. Karşınızdakini tarif etmekten çok mahkûm etmeye yarayan bir dil bu.

Yazı, Plehanov’dan ilhamla “sanat ürünleri toplumsal ilişkilerden doğar, dolayısıyla sınıflara bölünmüş bir toplumda ‘tarafsız’ mizah yoktur” önermesine dayanıyor. Gırgır ve benzeri dergiler yedi maddelik bir listeyle suçlanıyor: seks unsuru, “lumpenproleterya” övgüsü, “boşvermiş gençlik,” vurguncu tiplerin idealizasyonu, halklar arası yapay düşmanlık, iktidar karşıtı mizahın hedef alınması, piyango kültürünün reklamı.

Metnin en dikkat çekici özelliği, kanıtlama yükünü sıklıkla sıfatlara devretmesi. “Sözde sanatçılar,” “kültür kompradorları,” “zincirli köleler,” “gayrıciddî” gibi nitelemeler, önce bir suçlama kuruyor, sonra o suçlamayı ispatlanmış gibi kullanıyor.

Mizah dergilerinin okurlarını bilinçli biçimde “fikir kaçışına,” hatta “delirtmeye” yönlendirdiği, bunun “işçi sınıfı hareketini baltalamak için son çarelerden biri” olduğu öne sürülüyor. Bir yayın alışkanlığı, doğrudan bir zihinsel çöküş projesine dönüştürülüyor.

Yazının teorik iskeletini oluşturan sanatın sınıf konumunun doğrudan yansıması olduğu tezi haliyle bir tür zaafiyet içeriyor. Bir derginin aynı anda ticari kaygı, yaratıcı özerklik, sansür baskısı ve okur talebi gibi birden fazla, çoğu zaman birbirleriyle çelişen unsurlar tarafından şekillenmesi yazarın hiç aklına gelmemiş görünüyor. İlginç bir kanıt, bu indirgemeciliğin sınırını gösteriyor: Gırgır, aynı dönemde hem muhafazakâr bir siyasetçi (Şevket Kazan) tarafından toplattırılıyor hem de bu yazıda “emperyalizmin ajanı” olarak tarif ediliyor. Yazar bu çelişkiyi ya fark etmiyor ya da önemsemiyor, oysa bir nesnenin aynı anda iki zıt ideolojik cepheden saldırı görmesi, belki de o nesnenin hiçbirine tam olarak indirgenemeyeceğinin işaretidir.

Yazıyı “yanlış” ilan etmek gibi bir niyetim yok, dönemin teorik sözlüğü ve siyasi basıncı içinde tutarlı bir işleyişi var. Ne ki, bugünden bakıldığında, argümanın kanıta değil sınıflandırmaya dayandığı, dilin ise bu sınıflandırmayı tartışılmaz kılmak için çalıştığı görülebiliyor. Bir mizah dergisini tek bir cümlede anlatmaya çalışmak onu anlamamak demek aslında.

Diğer yandan şunu da teslim etmek gerekiyor: Gırgır’a yönelik bugüne kadar rastladığım en ağır eleştirilerden bazılarını Yansıma’da okudum. Üstelik belli ki bu eleştiriler dönemin içinde de yankı uyandırmış; akılda kalmış, dolaşıma girmiş ve sonraki yıllarda farklı biçimlerde cevaplanmış.

Bu yüzden sayı yalnızca Gırgır hakkında ne söylendiğini değil, yetmişli yıllarda mizahın nasıl bir siyasal mücadele alanı olarak görüldüğünü anlamak bakımından da zihin açıcı.

Hiç yorum yok:

Related Posts with Thumbnails