Cumartesi, Ocak 06, 2024

Seyrüsefer Defteri En İyiler 2023

Her ay seyrettiğim ve Seyrüsefer Defteri adı altında blogta listelediğim filmlerden her yıl başında bir "en iyiler" derlemesi çıkarıyorum. Ve her yıl olduğu gibi, listeyle birlikte meramımı yineliyorum. Kendimi bir eleştirmen ya da seçici olarak görmüyorum. Kendi ilgilerinin peşinde yaşayan, kaçan ve sığınan, gezinen biriyim. Sinema literatürünü okumuyor ve izlemiyorum. Bu o literatürü ve emek verenleri hafifsediğim, yok saydığım anlamına gelmesin.

Takip etmiyorum derken, bir şeyi seyrederken ve seçerken kendimi çok belirlemek (ve etkilenmek) istemiyorum. Sonuçta filmler ve diziler hakkında pek bir bilgim olmuyor, sinema yayınlarını takip etmiyorum, sinefilleri okumuyorum. Eğer onlar benim hayatıma dahil olmazlarsa sinefil tanımaya çalışmıyorum. Ne kadar az bilgiye sahip olursam o kadar çok hoşuma gidiyor. Tabii şu da var, öyle bir hayat yaşıyoruz ki, bir filmden veya bir diziden haberdar olmamak çok zor  olabiliyor. Bazen bir yönetmeni, senaristi ya da bir başka çalışanın yeni işini bekliyor ve merak edebiliyorsunuz. Bütün bunlara rağmen dışarıda kalmaya uğraşıyorum demek daha doğru…

Aşağıdaki liste güncel ve yılın yeni filmleri gibi düşünülmemeli… Bunlar bana çarpan veya merak ettiğim için seyrettiğim işler…

As Bestas (2022)
Aşk, Mark ve Ölüm (2022)
Athena (2022) 
Babylon (2022)
Baradaran-e Leila (2022)
Boston Strangler (2023)
Çatlak (2020)
Do not Disturb (2023)
Ennio (2021)
Hayat (2023)
Holdovers (2023)
Holy Spider (2022)
Killers of the Flower Moon (2023)
Kinatay (2009) 
Kuru Otlar Üstüne (2023) 
La isla mínima (2014) 
Leave the World Behind (2023)
Oppenheimer (2023)
Red Rocket (2021)
Sharper (2023)
Spider-Man: Across the Spider-Verse (2023)
The Banshees of Inisherin (2022)
The Nile Hilton Incident (2017)
Tschick (2016)

Cuma, Ocak 05, 2024

Girgin Ali'nin tivitleri

Ellili yıllardan bir pazar karikatürü, o yıllarda gazeteler hafta sonları bol çizgili sayfalarla çıkardı, karikatürcülerden de eğlencelik işler üretmeleri istenirdi. Orhan Ural, Girgin Ali diye bir muhabir tiplemesi yaratmış, pazar röportajları adı altında onun yedi karikatürünü-esprisini çizmiş. 

Espriler, o yılların deyişiyle "fıkra" mantığını izliyor, biri bir şey söylüyor, diğeri ona komik bir cevap veriyor filan, günümüzde olsa hemen ardından bir gülme efekti eklenirdi diyelim. 

Görseli paylaştım ama blogger bir zaman sonra bu görselleri küçültüyor ve bezen okunmaz oluyor, o sebeple iki espriyi alıntılayacağım. 

Girgin Ali, dönemin İstanbul Valisi Gökay ile konuşuyor, Küçük Vali : "Kadınlara sarkıntılık edenler karşılarında beni  bulacaklardır" diyor, Girgin espriyi patlatıyor: "Vilayette, belediyede işi olanlar mutlaka bir sarkıntılık mı yapsınlar üstad?"

Bir başkasında, Girgin Ali, trafik polisiyle konuşuyor, bu kez soruyu soran kendisi : "Seyrüsefer için hep böyle mi yol verirsiniz?" Memur, "Evet ama bazen de boş veririz" diye lakaydiliği esprileştiriyor. 

İki espri de belediye ve şehir hayatına ilişkin düşünülmüş, güleç bir serzenişleri var, asla sert değil, hasmane değiller...Bizim mizahımız, tıpkı bu örneklerde oldyğy gibi, pansuman eden, tatlı tatlı ikaz eden bir yönde iki kişiyi karşılıklı konuşturarak espriler yaptı. Üstelik bunu bir asır boyunca yaptı, etkileri de eni konu geçmiş sayılmaz. Buna söz komiği dersek, dikkat ederseniz, özellikle twitter esprileri benzer bir mantıkla işliyor, bir tivitin altına girip insanlar ters yüz edici espriler yazıyorlar...Geçmişin gazeteci fıkracıları da benzer biçimde yazıyor, akıl yürütüyorlardı. 

Perşembe, Ocak 04, 2024

Seyrüsefer Defteri 156

++ Leave the World Behind (2023) muamması, karakter anlatma biçimi, göze batmayan edebi geçişleri filan hasılı iyi film (30 Aralık).++ Chicken Run: Dawn of the Nugget (2023)  nostaljisine oynamışlar ama  ilk filmin gerisinde kalmış, ilkini cazip kılan aksiyonu değildi ayrıca (29 Aralık).++ Wifelike (2022) yetmişli yılların bilimkurgu çizgi romanları gibi, holivut'ta bu kadar kötü oyuncu görmek şaşırtıcı, ayın en pulp işi (28 Aralık).++  Reacher Sea2 Ep1 ve 2'yi seyrettim (27 Aralık).++ Boudica Queen Of War (2023) vasat altı, histori çanel işi diyeceğim, öyle bile değil (26 Aralık).++ No Hard Feelings (2023) hikayeyi özellikle temiz (!) "tutmuşlar", iddia sahibi Cenıfır olmuş, film değil (25 Aralık).++ Silent Night (2023) John Woo diyerek seyrettim, bilgisayara oyunlarının daha doğru senaryosu var, bi de Kinnaman ikna edici değil sanki (24 Aralık).++ Fast Charlie (2023) yetmişli yılların filmi gibi, "kötü adamların" daha iyi işlenmesi gerekirmiş, olup bitenin temposundan figüran kalıyorlar, entrika berhava oluyor (23 Aralık).++ Rebel Moon (2023) beklentimin altında kaldı, taklit ve pastiş görünmek gibi bir endişesi olmamaları ilginçmiş, aksiyon yeter sanmaları filan (22 Aralık).++  Marry me (2022) fan filmi, gişe filmi, peri masalı filmi olması hikayenin asal belirleyicisi, vasat (21 Aralık).++ Red Rocket (2021) Netflix'te bir Mubi filmi, yalanlı dümenli bir kenar ve underground manzarası, ilginç (20 Aralık).++ The Holdovers (2023) iyicil ve güzel film (19 Aralık).++ Blood Simple (1984) Coen kardeşlerin ilk filmi, haliyle ilk film sıkıntıları taşıyor, ağır ve kendine hayran, diğer yandan Coen muzipliği ve şaşırtmacalarının habercisi gibi de ilerliyor (18 Aralık).++ Hayat (2023) Tuna ile gittik, beyfendinin fabrika ayarlarına dönüşü olmuş, güzel film (17 Aralık).++ Gibi Sez.2 Ep1 ve 2'yi seyrettim (16 Aralık).++ Surrounded (2023) bir atmosferi var, kimi açılardan ilginç bir western, teatora tadında durmasa hareketlense başka bir kıvam tuttururmuş (15 Aralık).++ Alphonse Sea1 Ep.5 ve 6'yı seyrettim (14 Aralık).++Jeanne du Barry (2023) Tuna ile gittik, bazen histori çanıl işi gibi olmuş, oyuncu seçimleri olmamışlığı çoğaltmış, (13 Aralık).++ Heojil kyolshim (2022) Park'ın saplantılı karakterlerini seyrediyoruz, hikaye yorgun düşüyor bir yerden sonra ama Vertigo tadı güzel (12 Aralık).++ Past Lives (2023) D. ile gittik, grafik roman tadında, kırılgan ve gerçekçi, iddiasını karşılayan bir film (10 Aralık).++ Alphonse Sea1 Ep.3 ve 4'ü seyrettim (8 Aralık).++ Gibi Sez1 Ep11 ve 12'yi seyrettim (7 Aralık).++ Ölümlü Dünya 2 (2023) Tuna ile gittik, bir enerjisi var ama ilk filmin gerisinde (6 Aralık).++ Alphonse Sea1 Ep.1 ve 2'yi seyrettim (5 Aralık).++ Fa yeung nin wah (2000) görsel olarak enfes, romantizmi kullanma biçimi ve ilerleyişi dokunaklı, güzel film (4 Aralık).++ Gibi Sez1 Ep9 ve 10'u seyrettim (3 Aralık).++ In The Land Of Saints And Sinners (2023) eli yüzü düzgün bir senaryosu, edebiliği ve karakter derinliği olan bir aksiyon, nihayet  beyfendinin ortalama üstü bir filmini izlemiş olduk diyerek magazin de yapayım (2 Aralık).++ The Baker (2022) yaşlı adam aksiyonu olmuş, bir ortalaması var, yavaşlasaymış daha gerçek gözükebilirmiş (1 Aralık).++


Çarşamba, Ocak 03, 2024

Niye kabul ediyorsunuz ki?

Çizgi: Berat Pekmezci

Olacakla Olmuşu Göstermek



Çizgi roman korkutur mu? Bana kalırsa çizgi roman çocuklar hariç birilerini korkutmakta çok da başarılı değildir. En azından bu korkuyu okurken yaşamayız. Yaşadığımız görsel çağ nedeniyle okuduğumuz bir sahneyi kabuslarımızda canlı kanlı görebiliriz ama bu bilinçaltımız için bir vesile olmaktan öteye gitmez.

Bir kaç kez yazdım, çocukluğumda Teks beni korkuturdu. Sonraki yıllarda korkutmak için neyi öne çıkarttığını anlamak adına sayfaları incelediğimi fark ettim. Yakın yüz ifadeleri, çatlamış göz damarları, kurumuş eller, sivri çeneler, kahkaha ve çığlık efektleri vs...Karanlık düşüncesi bile çocuğu titretirken böylesi belirginleştirmeler korkmak için yetip de artmaz mı?...

Yetmişli yıllardan itibaren dünya çizgi romanında öldürme sahnelerinin daha çok resmedildiğini biliyoruz.

Bizim çizgi romanımızdaysa sert öldürme sahneleri her zaman vardı. Kafalar kopar, kılıç adamın karnında girer sırtından çıkar, kollar kesilirdi...Bizim çizgi geleneğimiz, çocukları çok hesap etmedi.

EC Comics dergilerinden iki kapak seçtim. Madem korku dedik, en ünlü ekolden konuşalım...Anlattığı hikayelerle, Amerikalı ebeveynleri, öğretmenleri, pedagog ve bürokratları dehşete düşürmüş bir tarzdan söz ediyoruz. "Çizgi roman korkutur mu" diye sordum, EC ne yapmış ona bakalım...

Biliyorsunuz çizgi roman ardışıklık ilkesine dayanır; okur, birbirini takip eden iki kare arasını kafasında tamamlar filan. Basit bir ilkesi vardı EC'nin... Son derece net, kolay anlaşılır bir etki yaratmak isterdi. Kapaklarında ya olmuş olanı ya da olacağı bize gösterirdi. Adam elinde büyük bir baltayla kurbanın arkasındadır. Etraf karanlıktır vs.. Katilin elindeki baltayı vurmak üzere havaya kaldırdığını görürüz. Vuracak mı bilemeyiz, bir küçük karede bir elin tabancasıyla ateş ettiği de görülebilir eş zamanlı olarak. Katil o "son andaki" kurşunla vurulmuş ve o kurban (genellikle genç ve güzel bir kadındır) kurtulmuştur. Ya da tersi de olabilir, makus talih diyelim, kadın suçluysa eğer ölecektir. Kapak bize o gerilimli ayrımın arifesini gösterir. Veya katil baltayı indirmiştir. Katili ve kanlar içindeki kurbanı izleriz. Korkulan olmuştur, kurban (bu kez genellikle erkektir, ölümü hak ettiği iddia edilmektedir hikayede) kanlar içinde yerdedir. Dehşetle izleriz sahneyi... Siyah kadar renk olarak kırmızı da hakimdir sayfaya...

Olmuş ya da olacak olan, bu iki seçenek de hikayenin ana sahneleridir. İyi çizilmezse hikaye istediği etkiyi kuramaz.

Bu sahneler bana korkutmaktan çok tedirgin etmeye, bir tür dehşet hissi uyandırmaya yarıyor gibi geldi hep. Hikayelerin arkaplanındaki ilahi adalet hissi ise katarsisi sağlıyordu.

EC'nin yarattığı rahatsızlık, kan dökmeyi meşrulaştırması, iyi kötü dengesini bozması ve bu muğlaklığı normalleştirmesinde yatıyordu. Psikologlara, ebeveynlere ve öğretmenlere "korkunç" gelen asıl bu normalleştirmeydi bence...Öldü veya öldürüldü... Bundan daha "gerçek" bir şey yok gibi... demek istiyorlar. İnsan öldürmek isteyen ve öldürülmekten korkan bir canlı... Ölüm görmeden yaşadığını anlamıyor. Ölüm görerek rahatlıyor, pişman oluyor, yaşadığına seviniyor gibi..

[2011'de  yazmışım.]

Salı, Ocak 02, 2024

Bir Şarkı Çalıyor Karelerde

Blankets'den, güzel bir grafik romandan...Hikâyenin içinde, yaşanan ana ve metnin bütününe uygun bir şarkı "okuyoruz". Popüler olduğu için olmalı bir not düşülmemiş, şarkı İngiliz grubu The Cure'a ait: Just Like Heaven. Seksenli yıllarda Bilboard listelerine girmiş, biz de dinlemiştik. Benim müziğim ve grubum değildir The Cure. Amerika'da iddiasız biçimde çok çalınan şarkılardan biri oldu, zaman içinde. Şarkı, 2005 yılında aynı adlı bir romantik komedi filminde kullanıldı, bu da belki popülerleşmesinin sonucuydu ama misliyle ilgi artırıcı bir etkisi oldu.
Matt Kindt ile Jason Hall'un Pistolwhip albümünde rastladım bu sahneye. Başka şarkıcılardan da dinlemişimdir ama bildiğim kadarıyla Ella Fitzgerald meşhur etti veya onun sesine yakıştı bu şarkı. Yakın dönem çizgi romanlarında dikkatimi çekiyor, tesadüf olabilir, "Ella" nostalji simgesi olarak kullanılıyor. O romantik sözler geçmişi ve duygusal derinliği tamamlar nitelikte hikayeye yediriliyor: "Don't you know that I'm in love with you? Every cloud must have a silver lining". Çizgi romanda müzik meselesi her zaman sorunludur, bilinen ve kolektif hafızada yeri olan şarkı sözlerine atıfta bulunmak her zaman daha doğru tercihtir. Ella yoğunlaşması belki de o yüzden...

Blacksad sevdiğim bir çizgi roman. Dizinin ikinci ve üçüncü albümlerinde atmosferi bütünlemesi için müzik epeyce kullanılır. İkinci albümde "çalan şarkı" Lady Day ünvanlı Billie Holiday'ın Strange Fruit'iydi. Blacksad, düşünceli bir halde giyinirken radyoda çalıyordu. Üçüncü albümde yer verilen şarkıysa hikâye için daha işlevsel olarak kullanılan ve doğrusu daha popüler olan bir parça. Ella Fitzgerald'ın söylediği Old Black Magic şarkısının plağını da görüyoruz bir karede. Şarkılardan ilki 1939 ikincisi ilk kez 1942 yılında plak olarak yayınlanmıştır. İlginç olan ise şu: Bu şarkıyı başka isimler de plağa okuyorlar ama Ella en erken 1954 tarihinde plak olarak çıkarıyor, daha önce değil. Blacksad'ın oyunbaz göndermelerine bu tarihi de ekleyebiliriz. Üreticileri dizinin yaşandığı zaman dilimini muğlak bırakmak istedikleri için oyunbozanlık edeyim dedim.
Çarpışma'nın Metallica tişörtlü kahramanı Burak, "kriz zamanlarında" Türkçe müzik dinliyor ve kaçınılmaz olarak ağlıyor. Neşeyi yabancı müzikle bulurken, hüznü ve "derinleri" daha yakından birşeylerde araması sevimli  elbet. Burak, yine balkona çıkmış, kulaklıktan dinlediği müziğe dalmış, çok geçmeden ağlayacak. Dinlediği şarkı, Baba Zula'nın "Özgür Ruh" şarkısı...Alaturka havası ve ironik sesi hesaba katarsak, sahneyi koyu bir dramatik yoğunlukla okuyamıyoruz. Geçerken değineyim, bir sayfa önce Replikas'ın "Bahar" şarkısına da ağlamış Burak...

Pazartesi, Ocak 01, 2024

Seyrüsefer Defteri En İyiler 2022

Başlık yanıltmasın, evet, 2022'yi atlamışım, yoğundum, çalışıyordum, nerdeyse üç ay blog bile yazamamıştım. Geçen senenin listesini hazırlarken farkettim ki  peh peh...koca bir seneyi es geçmişim... Bu yılı hafta sonu paylaşacağım. Şimdi her sene tekrarladığım açıklamaya geçeyim...

Kendimi bir eleştirmen ya da seçici olarak görmüyorum. Kendi ilgilerinin peşinde yaşayan, kaçan ve sığınan, gezinen biriyim. Sinema literatürünü okumuyor ve izlemiyorum. Bu o literatürü ve emek verenleri hafifsediğim, yok saydığım anlamına gelmesin. 

Takip etmiyorum derken, bir şeyi seyrederken ve seçerken kendimi çok belirlemek (ve etkilenmek) istemiyorum. Sonuçta filmler ve diziler hakkında pek bir bilgim olmuyor, sinema yayınlarını takip etmiyorum, sinefilleri okumuyorum. Eğer onlar benim hayatıma dahil olmazlarsa sinefil tanımaya çalışmıyorum. Ne kadar az bilgiye sahip olursam o kadar çok hoşuma gidiyor. Tabii şu da var, öyle bir hayat yaşıyoruz ki, bir filmden veya bir diziden haberdar olmamak çok zor  olabiliyor. Bazen bir yönetmeni, senaristi ya da bir başka çalışanın yeni işini bekliyor ve merak edebiliyorsunuz. Bütün bunlara rağmen dışarıda kalmaya uğraşıyorum demek daha doğru…

Aşağıdaki liste o yılın yeni filmleri gibi düşünülmemeli… Bunlar bana çarpan veya merak ettiğim için seyrettiğim işler… 

Being the Ricardos (2021) 
Bullet Train (2022) 
Doraibu mai kâ (2021)
Ghahreman (2021)
House Of Gucci (2021) 
King Richard (2021)
Lightyear (2022) 
Metri Shesh Va Nim (2019)
Moneyball (2011)
Nightmare Alley (2021) 
Pixote: A Lei do Mais Fraco (1980)
Tehran Taboo (2017) 
The Batman (2022)
The Black Phone (2021)
The Phantom of the Open (2021)
Verdens verste menneske (2021)

Related Posts with Thumbnails