Pazar, Mayıs 08, 2022

Panorama Altmış

“Şarapçıların mekânlarından Cebeci’deki Mantar Ahmet’e Mülkiye’nin şarapçı tüllabının ikinci adresi diyebilirdiniz. Öteki mekân Maltepe’de ‘Babanın Demhanesi’. AS Sineması’nın hemen yanında plastik leğenlerde içine göztaşı atılarak fermente edilen ucuz açık şarap, yanında özellikle kış aylarında tek (alternatifsiz) yiyecek hamsi tava, isteyene yanında kuru soğan da ikramiyesi. (…) Pahalı oldukları için Maltepe’deki pavyonlara, barlara gidilmezdi, gidilemezdi. Ben de Ulus’taki Nil Bar, Yeni Bar, Tabarin, Kitkat gibi ucuz barlara rağbet edenlerdendim. (…) Giresun Lisesi’nden bir arkadaşım hem Akademi’de okur hem de geceleri Yeni Bar’da gitar çalardı.”

[Savaş Dizdar, Bir Zamanlar Mülkiye: 1964-1970, Ayrıntı Yayınları, İstanbul 2013.]

Yeniverdi...

Spor gazeteciliğinin sert bir dili, hani "geçirdik" veya "koyduk mu?" türünden bir sakaleti, cayırtısı, keskinliği vardır biliyorsunuz. Yukarıdaki spor sayfasını, ilgimi çeken bir manşet nedeniyle zamanında ayırmışım, tarihini yazmamışım ama sanıyorum altmışlı yıllar... 

Maç haberinin başlığı sizin de dikkatinizi çekmiş olmalı, "Hacettepe, Fener'i dün yeniverdi" demişler, beklenenin aksine, bir tür sürpriz gibi galiba... Veya şıpın işi derler ya, çok yorulmadan, hemencecik yapıverdi derler... o havada yenivermiş işte... Biri oynamış, bastırmış, atak üstüne atak yapmış, goller kaçırmış, olmamış, tek atakla pıt diye bitivermiş maç, çevrilememiş, yenivermiş, yenilivermiş... 

Pek kullanmıyoruz artık bu tür ifadeleri...

Cumartesi, Mayıs 07, 2022

Derin Hakikatler 17 Yaşında

Yıldönümü duyurusu...geçerken şey edeyim dedim, arzederim...
 

Resmi ilânla besleniyor

Altmışlı yıllardan tipik sağcı bir gazete...Manşete taşıdıkları meseleyi biraz anlatayım. Gazeteler, tiraja göre ayarlanan bir biçimde devletten resmi ilan alırlar, DP dönemindeki örtülü ödenekler, maddi destekler filan Yassıada mahkemelerinde ayyuka çıkınca 27 Mayıs sonrasında bir düzenleme getirilir ve resmi ilanlar daha adaletli biçimde dağıtılmaya başlanır diyelim... Gel gör ki, o tarihte de kimseyi memnun edemiyorsunuz, bağıran çağıran gırla... Bir de korku, dehşet, tehlike hissiyle daha güzel bağırılıyor, avaz avaz... 

Yukarıdaki gazete de birilerine solcu diyerek saydırıyor, sene 1962... Solcu gazeteler demişler ama sadece Vatan'dan söz ediyorlar...Vatan solcu muydu, tartışılır, bence ilgisi yoktu mesela...Zaten olup olmaması da önemli değil, İstiklal, hükümet solcuları destekliyor diye feryat etmiş bir kere... Birine komünist, Marksist dedikten sonra zaten hesap kesilmiş oluyor.

Solcu nitelemesi, özellikle sağcıların ağzında o kadar geniş bir çerçevede kullanılıyor ki say say bitmez ölçüsünde... Mesela klasik müzik dinleyen biri solcu olabiliyor, bir taşralı için büyük şehirli olmak, atıyorum İstanbul Türkçesini konuşmak bile solcu sayılmaya yetebiliyor. Garip bir mağduriyet algısı ve husumetiyle dünyaya baktığınızda o nitelemenin gerekçelerini anlayabiliyorsunuz, katılmam mümkün değil ama nasıl algıladıklarını kestirebiliyorum demek istiyorum. 

Yani Vatan gibi çok satmaya çalışan, çoğunluk değerlerine göre gazetecilik yapan bir gazetenin solcu ya da sağcı sayılması pek çok bakımdan doğru olamaz ama çok satmak veya solcu-sağcı bir yazara köşe vermek aksini söylemeye yetebiliyor...Belki döneme özgü olarak 27 Mayıs'ı desteklemek de solcu sayılmaya yetebilir gibi... 

Cuma, Mayıs 06, 2022

Son okuduklarım 53

Babylon Berlin, Islak Balık, ünlü Alman polisiye seriyalinin ilk kitabından yapılmış bir uyarlama. Meraklısı ister istemez kıyaslayacaktır, diziden farklı kurulmuş, Babylon Berlin grafik romanı Gereon üzerinden giden bir uyarlama olmuş, bir üslup arayışına girilmiş, siyah beyaz çizgilerle kara polisiye estetiğine dayandırılmış... Yani, ne dönemin kaotik yapısı ya da Berlin şehri pek öne çıkmamış. Albümün yaratıcısı Arne Jysch sert olmamayı tercih etmiş onu anlıyorsunuz ama sanki siyasetle ilgili daha malumatçı olabilirmiş, gerekiyormuş. Ya da erotik gerilimi iyi kuramamış, o fasıl da çok kolay ilerlemiş... Talihe Zar Atmak, Tanzimat'tan Erken Cumhuriyet'e kumar meselesine bakıyor,  çok geniş bir döneme baktığı için arada güç kaybediyor ama arşiv kayıtlarından bol malzeme çıkartılmış, üstelik bu konuda araştırma var denemez, zor bir işe kalkışılmış,  kumarla ilgili suç dosyaları kolayca sümen altı edilir, o bakımdan uğraşılmış, derli toplu ve rahat okunuyor. Caravaggio, Manara'nın dilimizde çıkan son çalışması. Bir ressam biyografisi gibi dursa da kaçınılmaz olarak bir Manara yorumu. Manara, libidosu yüksek, cinsel açlığı her zaman hikayesinin odağına alan karakterler anlatıyor, kolay öfkelenen, kolayca dünyadan kopan,  bir rüya gibi oradan oraya kolay savrulan kahramanları seviyor. Onun kahramanlarını konuşurken ya da düşünürken hatırlamayız. Bu bakımdan Caravaggio bir Manara serüveninin içinde oradan oraya sürükleniyor, hakkındaki popüler tarih yorumlarından birini kanırtararak bir yere bağlanıyor. Edebi ya da artistik bir derinlik değil olayların kurbanı olan bir maceraperest seyrediyoruz. Özellikle okuyoruz diyemiyorum, Manara okunmayı değil baktırmayı, hatta tarzı itibarıyla dikizlenmeyi tercih ediyor bence.  Bilinmeyen Türkler'i tavsiye üzerine aldım, bir Amerikalı gazeteci, 1921'de Samsun'dan Ankara'ya geliyor, yeni cumhuriyeti, milliyetçileri anlatıyor, röportajlar yapmış, yolculuk izlenimlerini yazmış, kitap olarak ölümünden sonra yayımlanmış, neden bunca yıl ilgi çekmemiş, insan merak ediyor, bol fotoğraflı, özellikle taşra yolculuğu sırasında çektiği fotoğraflar nitelik olarak daha iyi olabilseymiş, çok başka bir kitap olurmuş. Ben yolculuk kısmını beğenerek okudum. 

Moby Dick, Jules Verne romanları dışında çizgi romana en çok uyarlanan eserlerden biri, üstelik bana sorarsanız edebi niteliği itibarıyla pek de buna uygun bir roman değil. Galiba diyorum, av ve avcı ekseni, balina ve okyanus görselliği çizerleri cezbediyor. Halbuki benzersiz bir edebiyat var, onu resmedebilmek, daha iddialı konuşayım, sinematografisini kurmak kolay değil, cesaret ister, çünkü ne yapsanız güç kaybedersiniz. O bakımdan ne olsa fark etmez, çıkan iş tavşanın suyunun suyu olur. Eskiden, en azından ben çocukken, çocuklar için değil ebeveynler ve öğretmenler için üretiliyordu böyle uyarlamalar. Hemen hepsi üçüncü sınıf üreticiler elinden çıkıyordu. Elli yıl sonra böyle bir işe kalkışılıyorsa, çizgi roman başka bir seviyedeyken deneniyorsa üstelik, mambo jambo gerekiyor artık. Bu pek öyle ahım şahım bir iş olmamış. Kesinlikle kötü deği ama yine yakınlarda çıkan Chaboute'nin yenilikçi uyarlamasının gerisinde, meraklısı karşılaştırabilir. Turne Anıları, isminden anlaşılacağı gibi çeşitli tiyatrocuların taşrada yaşadıkları ilginç hikayeleri anlatıyor. Muhtemelen bir gazetede önce röportaj tefrikası olarak kullanılmış, ilginç hikayeler var elbette... Bir değerlendirme yazısı, derleyip toparlayacak bir yoruma ihtiyaç varmış, yoksa anlatan iyiyse, olayın kendisi ilginçse o bölüm ilginç olabiliyor, kitap değil anlatan konuşuyor ki bu handikap...Max ve Moritz, Avrupa'da çizgi romanın ilk örneği sayılır, hele Almanlar için Busch bir milli gururdur...Benim bildiğim kitap olarak ilk kez dilimize çevrildi. Epeyce eski bir iş, kitabı yaşatan içeriğinden çok tarihi değeri, bunu teslim edelim. Busch, bizim çizerlerimizi de etkilemiş bir isim... Benim hatırladığım, otuzlu yılların ortasında Burhan Belge, Cemal Nadir'in ondan etkilendiğini anlatan akıllı bir yazı yazmıştı. İzmir Suikastı Davası, beklediğimin altında bir nitelikte çıktı, literatür eleştirisi olmayacağını tahmin ediyordum ama en azından bir döküm bekliyordum, onu dahi bulamadım. Malum, mesele önemli, İzmir Suikasti Davası, İttihatçıların tasfiyesine yarayan bir iki önemli vesileden biri. Cumhuriyeti kuran kadrolar için İttihatçılar uzun yıllar büyük bir tehdit olmuştur, Nutuk'ta uzun uzun anlatılır filan ama şöyle söyleyeyim, 1946 sonrasında demokrasiye geçerken bile parti kuracaklarından endişe edilmiştir. 

Perşembe, Mayıs 05, 2022

Tommiks gazetelerde

Başka gazetelerde de sanki rastlamıştım diye hatırlıyorum ama emin değilim, eski defterleri notları karıştırmak gerekiyor. Şunu iyi biliyorum ama altmışlı yıllarda çıkan Resimli  Posta'yı hiç görmemişim, meğerse Tommiks yayımlamış, popüler bir çizgi romanı gazetede yayımlamak için iyi telif ödemiş, Egeli ailesiyle ayrıca anlaşmış olmalı. Sene 1963.

Pazartesi, Mayıs 02, 2022

Seyrüsefer Defteri 139

++ King Richard (2021) karakter ve aile sahiden çok ilginç, ne olsa iyi senaryo çıkacağı belliymiş  (30 Nisan).++  Slow Horses Sea1 Ep.5 ve 6'yı seyrettim (29 Nisan).++ Spiderman no way home (2021) bir Marvel eğlencesi ve ergen filmi bekliyordum, nasıl yapmışlar diye izliyorsunuz zaten, neyi revize ediyorlar, nasıl pazarlanmış şu bu...(28 Nisan).++ Nobody (2021) film hakkında bir fikrim yoktu, aksiyon olmasına şaşırdım, ilk yarım saat temposu çok iyi olmuş (27 Nisan).++ Anatomy of a Scandal Sea1 Ep.3 ve 4'ü seyrettim (26 Nisan).++ Crown Vic (2019) beklediğimden iyi çıktı, bazen belgesel gibi oluyor, pedagogluğa soyunmasalar daha dikkat çekici olabilirmiş (25 Nisan).++ Dirty Lines Sea1 Ep.3 ve 4'ü seyrettim (24 Nisan).++ The Contractor (2022) malzeme yok değil ama çok sıkıştırmışlar, dizi hikayesiymiş diyelim (23 Nisan).++ The Outfit (2022) teatralliğini sevdim, entrikası da var aslında ama daha iyi oyuncularla daha doğru yükselebilirmiş (22 Nisan).++ 1883 Sea1 Ep.1 ve 2'yi seyrettim (21 Nisan).++ Yaksha: Ruthless Operations (2022) fazla kalabalık, asıl eksenden dağılarak uzaklaşıyor (20 Nisan).++ Slow Horses Sea1 Ep.3 ve 4'ü seyrettim (19 Nisan).++ The Batman (2022) beklediğimden iyi çıktı diyerek özetleyeyim, yoksa fena senaryo hataları var (18 Nisan).++ Dirty Lines Sea1 Ep.1 ve 2'yi seyrettim (17  Nisan).++ Anatomy of a Scandal Sea1 Ep.1 ve 2'yi seyrettim (16 Nisan).++ Dune (2021) büyük hikaye olacak, epik gösteri olacak diye diye kendine hayran olmuşlar, ilk filmde bir şey olmayacak, sonra olacak ama diyebilme güçleri varmış (15 Nisan).++ You Wont Be Alone (2022) film bittiğinde Sundance Effect dedim, meğer öyleymiş, bazen ilginç, çokça huzursuz edici, özellikle fragmente bir anlatım olmuş, üst ses de kurtarmamış (14 Nisan).++ The Adam Project (2022) Disney iyimserliği ve oyuncu enerjisiyle yürüyen filmlerden (13 Nisan).++ That Dirty Black Bag Sea1 Ep.1 ve 2'yi seyrettim (12 Nisan).++ Slow Horses Sea1 Ep.1 ve 2'yi seyrettim (11 Nisan).++ Cyrano (2021) oyunun her uyarlamasını seyretmiş olabilirim, bu bana biraz zorlama geldi, cesaret İsteyen bir deneme olduğunu kabul ediyorum (10 Nisan).++ All the Old Knives (2022) bir entrikası var ama aşk o kadar da inandırıcı durmamış, çünkü görmüyoruz o aşkın acısını, fedakarlık tarihini, ve bir de tempo hızlansın istemişler, hikaye uymamış o tempoya (9 Nisan).++  Death on the Nile (2022) neler denemiş, nasıl yorumlamış derken öyle ya da böyle beyfendinin her işini seyrediyorum, çok tüketilmiş bir kandırmacadan yine de ortalama bir film çıkarmış (8 Nisan).++  Moneyball (2011) çok az spor filminin ulaşabileceği bir güzellikte, sağlam iş (7 Nisan).++ Reacher Sea1 Ep.7 ve 8'i seyrettim (6 Nisan).++ The Card Counter (2021) bir havası var ama oluşturduğu havayla ilgisi olmayan bir yere varıyor (5 Nisan).++  Resident Evil Welcome to Raccoon City (2021) bu tür ortalama işler, seriyi yaşatıyor mu öldürüyor mu, ticari olarak merak ediyorum (4 Nisan).++ Senaryo kampı (29 Mart-3 Nisan).++


Related Posts with Thumbnails