Perşembe, Mart 31, 2022

Fevkalade Kötü Filmlerin Televizyonla Serencamı

Mizah dergileri, hele yetmişli yıllarda, popüler kültür eleştirilerini televizyon üzerinden yaparlardı. Televizyon dizileri, hataları, programları, sunucuları, sansürüyle konuşulur, parodileştirilir, dergiler mutlaka onlara sayfalar ayırırdı... 

Yukarıdaki kapağı kendisi de bir televizyon yıldızı olan Altan Erbulak çizmiş, televizyonda gösterilen filmlerin niteliksiz oluşuyla, seçimlerin zevksizliğiyle ilgili bir abartı yapmış. Hoş, Erbulak tam da ti'ye aldığı türden "fevkalade kötü" hikayeleri (bence kıkırdayarak) çizmeyi severdi...

Benim ilgimi çeken, film üreticilerinin televizyonu bir kazanç kapısı olarak görmeleri... 

İster istemez insan merak ediyor, TRT yerli filmleri hangi koşullarda, hangi sürelerde ve nasıl satın alıyordu? Ödenen bedeller gelir kalemi olarak film maliyetinin ne kadarını karşılıyordu, ilk zamanlar nasıldı sonra nasıl değişti, video kasetler çıkınca ne oldu, özel televizyonlar neyi ne kadar değiştirdi filan...

Çarşamba, Mart 30, 2022

Gençlik başımda duman

Ofiste resmi bir evrak arıyordum, bulamadım, hiç şaşmıyor, ne zaman bir şey arasam bulamıyorum, ha şu oluyor, unuttuklarımla karşılaşıyorum, hatırlıyor ve şaşırıyorum, bazen de geçmişte aratıp da bulamadığım başka başka şeyler geçiyor elime, sanki sırıtarak çıkıyorlar ortaya.... 

Neyse yukarıdaki görsel, Boris Vian'dan etkilenerek yazdığım pulp novellamdan bir sayfa, bugün buldum, "Esra(r)" gibi bir şeydi adı...Pw diye bir program vardı, Word öncesi, daktilo gibi bir şeydi, onunla yazmıştım, sonra word'e aktarım programıyla çevirmiştim. Gülümseyerek karıştırdım yazdıklarımı, bir dil kurmaya çalışmışım, pozcu biçimci bir deneme... Yaş 19... Şarap içerek yazmam gerekirmiş gibi bir hisle, bilinç akışıyla, iki gecede filan langır langur...

Editör olduğum yıllarda dosya olarak gelseydi, burayı gülerek yazıyorum, onay vermez "uygun olmadığını münasip bir dille" bildirirdim.  

Salı, Mart 29, 2022

Yeniobalı

Kitap haliyle Nihal Yeniobalı ismi nedeniyle ilgimi çekti, mahlasla yazılmış bir kitap sandım, hayaller kurdum, aa bak görüyor musun dedim, Yeğinobalı imzası yerine "Yeniobalı" yazmış da falan filan diye kafamda kurdum, heyecan yaptım...erotik bir roman olması da cabası dşye hallendim... Hemen satın aldım...

Meğerse yanlış yazılmış, çevirmenle yazarı karıştırmışlar... Ayıp ama...

Cumartesi, Mart 26, 2022

Ardışıklık

Yelpaze dergisinde yayımlanmış bir İtalyan çizgi romanından sayfa... Kaligrafisi henüz yazılmamış, ne olduğunu, neler anlatıldığını okuyamadığımız için haliyle bilmiyoruz ama şöyle bir bakınca da ne olduğu gayet rahat anlaşılıyor, çünkü  kareler (paneller) arasında ardışıklığın ne kadar önemli olduğunu gösteren iyi bir örnek...

Senaryo gereği, bir kadınla bir erkek arasında geçen bir sahneyi "seyreyliyoruz"... Çizgi romanların genel hareketliliği düşünülürse durağan bir sahne olduğu söylenebilir, tek mekandalar falan filan...Duyguyu iyi anlayarak o sıkışmanın üstesinden gelmişler. 

Gel gör ki, genç kadının artık o her ne ise (muhtemelen aşkı) istemediğini, erkeğin ise ısrarla ikna etmeye çalıştığını anlıyoruz, çünkü mimikler-jestler bu yönde çok iyi verilmiş...Sayfadaki duygusal itiş kakışı rahatlıkla anlıyoruz, asıl maharet burada başlıyor... Çizgiler, senaryoyu görsel olarak betimler ama öyle bir betimlemelidir ki, yazılar olmadan da kareler (paneller) anlaşılabilmelidir. Akışkanlığı sağlayan temel şartlardan biridir bu...

Ortalama bir çizer, kadının gergin yüzüne veya erkeğin yalvaran, af dileyen ya da ikna etmeye çalışan yüzüne çat diye geçer, bize kafalar gösterir, üst yazıya yüklenirdi, ancak yazıyla duyguları ifade ederdi..."Genç subay, karşısındaki öfkeli kadını ikna etmek için kararlıydı, derin bir nefes alıp sakin bir dille yeniden konuşmaya başladı" filan gibi vasat açıklamalar cabası...

Geçtiğimiz günlerde çizdiği sayfaları bana gösteren bir grafik romancı arkadaşa şunu söylemiştim, "sayfanız öyle bir kurulmalı ki, yazılar çıktığında da hikaye akışını anlayabilmeliyiz, o derece uyumlu ve doğru istiflenmeli hem ilk kare hem de onu takip eden diğerleri" "Öncesi ve sonrasını düşünmeden bir kare istiflenmez."

Cuma, Mart 25, 2022

Seviyorum

Maskelileri,

kedileri,
ilkokul müsamerelerini,

meraklıları,

yağmurda bisiklete binenleri,

yavaş uçan yaşlı şeyleri,

güzel hatıralarla göçen adamları,

huysuz sakallıları,
bize iyi ki yaşıyoruz dedirten yaratıcı zekaları,
dünyanın en matrak duruşunu,

koltuğumda uyumayı seviyorum.

Perşembe, Mart 24, 2022

Ümüğünü Öptürüyor

Aslında öncesi de var ama bence şahikası Haldun Simavi gazeteleridir, hem en çok satan yayınlar oldular, hem de bir model olarak çok taklit edildiler çünkü. Muhabirsiz gazetelerdi, arşivden faydalanılıyor, masa başında, fotoğrafa göre mizahi bir üslupla haber uyduruluyordu, asparagas bunu ne kadar karşılıyor çok emin değilim. İnandırmak gibi bir gayeleri yoktu, daha çok "gırgır geçiyorlardı" ve sahiden de mizahçıları "yazar" olarak çalıştırıyorlardı. 

Yukarıdaki haberi (!) iyi bir örneği olduğu için paylaşayım istedim, saçma ve komik kategorisinden... Anlaşıldığı kadarıyla Bülent Ersoy ile orkestra şefi gösterilerinin bir parçası olarak bir biçimde "öpüşmüşler". Fotoğraf, yazarlarımıza ilginç gelmiş olmalı ki, döşenmişler. Fotoğrafın alt yazı başlığı: Ümükçü Muzo..."Her gece assolistini boynuna kondurduğu öpücükle sahneye çıkaran Muzaffer Özpınar, Bülent Ersoy'un deyişiyle 'bu işi biliyor'"

Bülent hanım böyle sever, Ümüğünü Öptürüyor... haber başlıkları kullanılmış..."Başbakan Turgut Özal'ın Bulgarların ümüğünü sıkma yolundaki çabaları şu sıralar ne aşamada bilemiyoruz, ama İzmir Fuar'ında sahneye çıkan Bülent Ersoy'un ümük öptürme sefası her gece sahne almadan önce kuliste tekrarlanıyor. Sahneye çıkmadan önce maestrosu Muzaffer Özpınar'a eski 'ümüğünü' yeni 'gıdısını' öptüren Bülent Hanım 'Muzaffer bu işi  biliyor. Öpücüğünü kondurmasıyla birlikte ta kuyruk sokumuma kadar içimi ürpertiyor' şeklinde konuşuyor."

Adlandırma, yakıştırma, siyasi gönderme ve erotik bir komiklik filan, eksiği yok...Etik, empati hak getire elbette... Kibir sanılmasın, herkes bir iş yapıyor, hayat da kolay değil ama bu haberi yazana "ne iş yapıyorsun" dendiğinde ne cevap veriyor acaba, bir hikaye olarak merak ediyorum...

Salı, Mart 22, 2022

Yel Yeperek Yelken Kürek

Bir süredir yazdığım senaryo gereği mizah edebiyatımıza dair metinler okuyorum. Metinlerden bende kalan tortu şu, acayip gevezeyiz, hiç susmadan, şöyle manidar bir es bile vermeden zar zar konuşuyoruz. 

Seneler önce Türk mizahının Forrest Gump’ı yoktur ya da Chauncey Gardener’i demiştim. Güldiken'de yazmıştım, sonra belki başka bir yazıda yineledim. Bizim komiklerimizin hemen hepsi geveze ve meraklı, saf, yer ile yeksan, küçük-cin adamlar. Kırlangıç nasıl çırparsa kanadını güleç dedikçe güleç. Neşeli, taşkın, yüce gönüllü ve toprak gibi işlenmişler. Mutlaka gürültücüler. 

Kavuklu, Karagöz, Keloğlan, Bektaşi veya Nasrettin Hoca hepsi tek tek büyük zangırtı çıkarıyorlar. Naşit, Turist Ömer, Ali Uyanık ve Varsayalım İsmail, yel yeperek yelken kürek konuşuyorlar; ne yalnızca kutlamak ya da bağışlanmak, ne de rahatlamak ve boşalmak sözcüklere basa basa. Hepsi birden, hepsi var eylemlerinde... 

Konuşarak kurtuluyorlar, alttan alarak, laf ebeliği yaparak, kandırarak-kandırmaya çalışarak, kurnazlığı öğrenmeye çalışarak, katlanarak, söylenerek, merak ederek, bilmiyor gibi yaparak, ricalar ederek ve her zaman sevimli görünerek... 

Tohumu bence en çok Kavuklu’dan. Ruhların duvarında afili bir resim, ilk gevezeliğin el vermesi.
Related Posts with Thumbnails