Salı, Haziran 11, 2024

Sean Denney

https://www.deviantart.com/karmichorror/art/Twisted-Trees-and-Foxy-Terrors-1054491341
 
https://www.deviantart.com/karmichorror/art/The-Forest-s-Secret-Pact-1039114418

https://www.deviantart.com/karmichorror/art/Shadowplay-on-Doomsday-Frequency-1040902835

https://www.deviantart.com/karmichorror/art/Ink-Eyed-Watcher-of-the-Night-1051646500

https://www.deviantart.com/karmichorror/art/Lesser-Mortals-Tremble-1047103534

Pazar, Haziran 09, 2024

Bir gösteri sanatçısı olarak "ben"


Tam tarih veremiyorum ama altmışlı yılların ikinci yarısından bir fotoğraf bu... Senarist Bülent Oran, Pazar sinema-magazin dergisine poz vermiş...Şapkası, bilekteki iki ayrı kol saati... telefonla konuşur gibi yapması filan...

Malum, cinsiyet rolleri gereği, erkekler pek kendilerini "tasarlama" gereği duymazlar, süslenmek, boyanmak, renkli elbiseler giymek kadınlara özgü sayılır... Seksenli yıllarda bile kırmızı pantolon giyen bir erkeğe insanlar dönüp dönüp bakarlardı, alışılmadık sayılırdı. 

Aziz Nesin, çocuklarına telkinde bulunurmuş, bir erkeğin siyah, kahverengi, gri gibi renkler dışında giyinmesini "efemine" sayar, müdahale edermiş... 

Yetmişli yıllarda sağdan ve soldan erkekler neredeyse militanca üniforma gibi benzer şeyler giyerlerdi, parkaları, ceketleri düşünün... Fakültede öğrenciyken ilk iki yıl ceketle dolandım, meğer sağcı çocuklar arkamdan Fransız Sosyalistleri gibi dolanıyor derlermiş... bu etikette ceketimin katkısı büyüktü! 

Üniversitede ilk çalıştığım yıllarda Ülkücüler, saçlarına jöle süren erkek öğrencileri döverlerdi...Erkek değin karı gibi süslenmezdi. Meramımı biraz karışık anlatmış olabilirim, geçen birisi yazmış, geçmişte erkeklerin tek aksesuarı kol saatleriydi filan demiş... E Bülent Oran iki tane takmış işte! 

Nesin'le aynı dönemin insanı Bülent Oran... Resme bakınca kendini ilginç göstermek istediği anlaşılıyor... Bir tık farklısı, dikkat çekicisi... Başka bir çağda yaşıyoruz, herkes her gün kendini anlatıyor ve sunuyor, teşhir ediyor, fav'larla yaşıyor. Oran, bugünden bakınca çok da acayip bir şey yapmamış ama e işte o dönem için ayrıksı durmuş, durmak istemiş... 

Meraklısı için not, Oran çok senaryo yazıyor ya, alt yazıda o sebeple "dünya şampiyonu" demişler...

Cumartesi, Haziran 08, 2024

Seyrüsefer Defteri 160-161

++ War Pony (2022) "bağımsız" film ve hikayelerden, gevşekliğini sevdim (31 Mayıs).++ Kolory zla Czerwien (2024) bir fikri var ama onu büyütemiyor, Netflix filmi olup çıkıyor (30 Mayıs).++ The Last Rifleman (2023) iyicil bir yaşlı adam filmi, oyunculuk seyrediyorsun, senaryosu sürprizsiz (29 Mayıs).++ Asteroid City (2023) renk ve ışık şahane, sahne istifi göz alıcı, teatralliği izletebiliyor, bir defa herkes orada, Holivut oynamak için sıraya girmiş, hasılı, tatlı diyaloglarıyla güzel ve "sıkıcı" bir Wes Anderson filmi daha (28 Mayıs).++ Der Fuchs (2022) savaş ortamında bir tilkiyle arkadaş olan bir askerin hikayesi, insancıllığı ve savaşa olan mesafesi tamam ama bana daha başka bir geçmiş arızası kurulmalıymış gibi geldi (27 Mayıs).++ The Dissident (2020) Cemal Kaşıkçı belgeseli, polisiye kısmı nedeniyle seyrettim, geneli American size mainstream gazetecilik işi (26 Mayıs).++ Furiosa: a Mad Max Saga (2024) Tuna ile gittik, beklentimin altında kaldı (25 Mayıs).++ Io Capitano (2023) iyicil bir mülteci hikayesi, dokunaklı, bazen belgesel gibi (22 Mayıs).++ El Correo (2024) tempolu ve enerjik ama mesaj kaygısı filmi aşağıya çekmiş, ders verme arzusu gerilimi düşürmüş  (21 Mayıs).++ Dracula müzikaline D. ile gittik, zor iş, bazen çok çeviri, ve vasat altı duruyor ama Dracula ve kızlarının performansı takdire şayan (20 Mayıs).++ Liebes Kind Sea1 Ep1 ve 2'yi seyrettim (19 Mayıs).++ Kingdom of the planet of the Apes (2024) Tuna ile gittik, serinin genel ortalamasının gerisinde, senaryo dağılmış bir yerden sonra (18 Mayıs).++ Senaryo kampı (17-28 Mayıs).++ Geçen Yaz (2021) güzel bir yaz filmi olmuş, bizim dizi dünyamızda pek olmayan bir mesafesi var (16 Mayıs).++ Dogville oyununa D. ile gittik, şu ara Ankara'daki en iyi oyun olabilir, tempolu, yeni ve iddialı bir sesi var (15 Mayıs).++ Bodkin Sea1 Ep1 ve 2'yi seyrettim (12 Mayıs).++ Treason Sea1 Ep1 ve 2'yi seyrettim (7 Mayıs)..++ Beckham Ep3 ve 4'ü seyrettim (6 Mayıs).++ The Fall Guy (2024) Tuna ile gittik, ilk yarısı türün tüm iddiasını ve eğlencesini taşıyordu (5 Mayıs).++ 3 Body Problem Sea1 Ep1 ve 2'yi seyrettim (4 Mayıs).++ Beckham Ep1 ve 2'yi seyrettim (3 Mayıs).++ Argylle (2024) senaryo eğlenceli, komedi avantür tür olarak oyuncu enerjisi ve inandırıcılığı istiyor, oradan kaybetmiş (2 Mayıs).++ Fallout Sea1 Ep 7 ve 8'i seyrettim (30 Nisan).++ Senaryo Kampı (27-29 Nisan).++ Fallout Sea1 Ep 5 ve 6'yı seyrettim (26 Nisan).++ D. ile Zengin Mutfağı oyununa gittik (25 Nisan).++ Jaebeoljib Maknaeadeul Sea1 Ep.1 ve 2'yi seyrettim (24 Nisan).++ Bên trong vo kén vàngi (2023) insan bu kadar zaman harcayınca bazı sahnelerden özel anlamlar ve güzellikler çıkarabiliyor (23 Nisan).++  Fallout Sea1 Ep 3 ve 4'ü seyrettim (22 Nisan).++ Tuna ile Civil War filmine gittik, finale kadar (ki final zayıf) hem havasını koruyor, hem de bir iki sahnesi çok güçlü, ne ki yeni değil anlatımı(21 Nisan).++ Crime Scene Berlin: Nightlife Killer (2024) çok da enteresan olmayan, kolay çözülen-yakalanan bir seri katil hikayesini güzel anlatmışlar, çerez nasıl yapılır, 101 dersi örneği (20 Nisan).++ Düğüm Sea1 Ep.1, 2, 3 ve 4'ü seyrettim (19 Nisan).++ Fallout Sea1 Ep 1 ve 2'yi seyrettim (18 Nisan).++ Bap Jal Sajuneun Yeppeun Nuna Sea1 Ep1 ve 2'yi seyrettim (14 Nisan).++ Guranmezon Tokyo Sea1 ve 2'yi seyrettim (13 Nisan).++ Ripley Sea1 Ep.1 ve 2'yi seyrettim (12 Nisan).++ The Talented Mr.Ripley (1999) dizinin hatırına izledim, ışıltılı oyuncu seçimleri, ne yapsa kötü olmayacak senaryosuyla halen yaşayan film (11 Nisan).++ Tulsa King Sea1 Ep.5 ve 6'yı seyrettim (10 Nisan).++ Zhou chu chu san hai (2023) hantallığı var, muhafazakarlığı var ama ikinci yarıdaki tarikat bölümü çok başarılı (9 Nisan).++ Tulsa King Sea1 Ep.3 ve 4'ü seyrettim (8 Nisan).++ Monkey Man (2024) Tuna ile gittik, kamera başarılı, hikayesi oturmuyor ama aksiyonu iyi (7 Nisan).++ Çok Aşk (2023) parçapinçik senaryo, sahne ardışıklığı bile yok, o bakımdan çok ilginç, oyuncu enerjisiyle yürür diye inanılmış, yatırım yapılmış (6 Nisan).++ Tulsa King Sea1 Ep.1 ve 2'yi seyrettim (3 Nisan).++ Kel Diva oyununa D. ile gittik (2 Nisan).++ Güven Bana (2022) ikinci yarı dağılıyor, potansiyelli senaryoymuş, ne ki "dayak atabilen" başrol için uygun bir iş gibi durmuyor (1 Nisan).++

Cuma, Haziran 07, 2024

Adam Listesi

https://www.deviantart.com/juarezricci/art/Scream-830606684
"Adam gibi adam" cümlesine oldum olası huylanırım, biri laf arasında bu türden bir şeyler söyledi mi, konuşma iştahımı ve ilgimi kaybediyorum. Bugün, durup dururken bir liste çıkarasım geldi. Popüler kültürün, siyasetin, sporun ve edebiyatın içinde aklıma gelen adamlık yakıştırmalarını listeledim. Eksik çok, dileyen tamamlar, benimkisi bir kıkırdama vesilesi...şıpın işi...

Tek Adam (Atatürk), İkinci Adam (İsmet İnönü), Üçüncü Adam (Bülent Ecevit), Milletin Adamı (R.T.Erdoğan), Bir Çocuk Adam (Tuncel Kurtiz, Cumhuriyet Dergi, 12.2.1995), Kendi Putunu Yıkan Adam (Necip Fazıl Kısakürek, Bir Nokta, Nisan 2013), Enteresan Adam (Selahattin Pınar), Adadaki Yalnız Adam (Faik Baysal, K Dergi, Nisan 2003), Büyük Hülyaların Küçük Adamı (Tanpınar, Bir Nokta, Şubat 2012), Güle Güle Uzun Adam (Tarık Akan, Karakarga, Ekim 2016), Aylak Adam (Ed., Yusuf Atılgan), Bir Saklı Adam (Hasan Ali Toptaş, Yom Sanat, Haziran 2003), Denizi Yazan Adam (Halikarnas Balıkçısı, Varlık, Ekim 1978), Şiirden Adam (F.H.Dağlarca, Meltem Sanat, Sayı:9, 1968), Yol Açan Adam (Ahmet Kabaklı, Türk Edebiyatı, Şubat 2003), Çöpten Adam (Sanatsever), Kıllanan Adam (Ahmet Yılmaz), Adam gibi Adam (Muhsin Yazıcıoğlu, Fatih Terim vd), Rüzgara Karşı Yürüyen Adam (Nazım Hikmet), Geçmiş Zaman Adamı (Abdülhak Şinasi Hisar, Kitap-lık, Kasım 2005),  Utanmaz Adam (Şeref Haktanır), Küçük Dev Adam (Naim Süleymanoğlu), Aranan Adam (Müfit Can Saçıntı), Her Devirde Adam (Rauf Denktaş), Gül Yetiştiren Adam (Rasim Özdenören), Ay’daki Adam (Aydan Siyavuş), Dünyayı Kurtaran Adam (Cüneyt Arkın), Kendi Dalgasında Bir Adam (Metin Eloğlu, Kargış, Mart 2017), Halk Adamı (Orhan Kemal), Türküleri Yaşayan Adam (Erdal Erzincan, Türkü Life, Kasım 2017), İrfan Adamı (Cemil Meriç), Davulu Konuşturan Adam (Okay Temiz), Gölge Adam (Ertuğrul Akbay), Huzursuz Adam (Mustafa Kutlu, Tereke, Güz 2004), Ruh Adam (Atsız), Güldüren Adam (Kemal Sunal), Sokaktaki Adam (Ed.,Attila İlhan), Onikinci Adam (Şşş üçlü çekiliyor), Kardan Adam (Mevsimlik Neşe İşçisi), Dertli Bir Adam (Ed., E.Ekrem Talu), Kaybolan Adam (Ed., Peyami Safa), Kimsesiz Adam (Ed., Kemalettin Tuğcu), Fil Adam (Ed.,Aziz Nesin), Adını Unutan Adam (Ed., Mehmet Eroğlu), Beklenen Adam (Cemal Kutay), Kuşlar gibi Uçan Adam (Hezarfen), Efendi Adam (Damat Adayı), Geç Kalan Adam (yine Tanpınar), Tarihi Konuşturan Adam (İlber Ortaylı), Yalnız Adam (Sibel Egemen söylüyor), Adam gibi (İbrahim Sadri kasetten şiir okuyor), Ölmeyi Bilen Adam (Muhsin Ertuğrul), Her Devrin Adamı (amir ve memur kadrolu çalışan), Allah’ın Adamı (muhabbetçi), Benim Adam (Apla, Kociş'inden söz ediyor)...Issız Adam (Gişe kalabalığı), Gönül Adamı (Güneri İçoğlu), Adam Olacak Çocuk (Barış Manço güldürüsü)...

Perşembe, Haziran 06, 2024

Çarşaf

Denk düştü, paylaşayım dedim, Altan Erbulak bir "kara çarşaflı" esprisi çizmiş, rastlamamış olmanız çok zor, erkekler bir "tehlikeden" kaçmak için çarşafa girerler ve şaşmaz-sapmaz bir biçimde diğer erkekler tarafından taciz edilir, "çimdiklenirler." Bu espriyi çizmeyen çizgi romancımız-çizerimiz var mı bilmiyorum. Mesele, Erbulak'a özgü değil demek istiyorum.

Bu fantezinin mutlaka bir gerçeklik payı vardır ama kökeni, İttihatçı modernleşmesine, o dönemin yazarlarına dayanıyor olmalı. E tabi Fransa'da eğitim alan ve milliyetçiliği oralarda öğrenen Jön Türklerin ilham aldıkları mirası da atlamayalım. 

Din karşısına sekülerliği koyan, dindarları genel anlamıyla takiyyeci gösteren ve bu tartışmayı cinsellik ve ahlak üzerinden kuran modern eleştirinin kökeni ta Decameron'a kadar gidiyor. Kilise, burjuvazi eliyle, üç asırdır bastırılmış ve faş etmeye hazır bir cinsellikle özdeşleştiriliyor. 

Aynı bağlamda ve benzer biçimde bizim de şehvetten titreyen üfürükçü hocalarımız, evlere sızabilmek için çarşafa giren (kamufle olan) erkeklerimiz var, edebi olarak yinelediğimiz hikaye (ve espri) klişelerimizden sayılabilirler.

Bu esprinin "erkek" tarafı da var, eşcinsel sayılma korkusu ve "komikliği" de...Mizah dergilerimiz hele Gırgır ve sonrası, çimdikleme esprileriyle doludur. Abazanlık, saldırganlık, kadın açlığı, erkekler arası rekabet, kadına dönüşme endişesi anlatılır durur.

Neye ve kimlere güldüğümüz, neyi esprileştirdiğimiz, tekrar eden gülme vesilelerimiz memleketi güzel açıklıyor bence... "Bana neye güldüğünü söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim" zihin açıcı bir perspektif...

Çarşamba, Haziran 05, 2024

Hıhıı

Çizgi: Berat Pekmezci

Çizgilere Derkenar 37

Yukarıdaki ilüstrasyonu kim çizdi diye bana sorsalar, Cemal Dündar derdim... Karakterizasyon, boyama biçimi ve üslup diye başlayıp şu bu diye sıralardım. Oysa Münif Fehim imzası var... 

Aralarındaki usta-çırak ilişkisini bilmiyordum, benim için zihin açıcı oldu... Dündar'ın pek çok işine ve piyasayla ilişkisine artık daha farklı bakacağım. Etkilenmiş, benzer bir çalışma biçimiyle başka bir noktaya ulaşmış... 

Ve bence bu çalışmayı daha çok o çizmiş, Münif Fehim son rötuşları yapmış, imzasını atmış...

Yukarıdaki Aydın Aliustaoğlu imzalı görsel aslında bir kartpostal. Dönemin koşullarına göre esprisi olan bir baskısı var, ön kapakta küçük bir dikdörtgen açılmış, sayfayı çevirince arkadaki (yukarıdaki görselde yandaki) karikatürü görüyorsunuz. Hammal, küfesinde damadı getirmiş, gerdek gecesi esprisi yapılmış... Bugün esamisi okunmasa da kartpostallar, büyük bir pazardı, pek çok ilüstratör ve çizer, bu alanda iş üretiyordu. Yetmişli yıllar olmalı. 

Baltacıoğlu'nun "Andaval Palas" isimli bir oyunu var, ben çok tezli, çok büyük laflı, çok makale gibi olduğu için beyfendinin oyunlarını bir türlü sevemedim, ısınamadım. Sıkıcı buluyorum diyelim. O faslı geçiyorum, oyunun kitap olarak yayınında iç resimleri-vinyetleri ünlü ressamımız Zeki Faik İzer yapmış, o sebeple oyundan bahsediyorum. 

İzer, cumhuriyet kanonunun parçası, resim tarihimizin ayrıksı bir yüzü, entelektüel hasbihallerin iştahlı bir müdavimi olması bakımından ilginç bir isim. Oyun için yaptığı vinyetler, Baltacıoğlu'nun iddialı teatralliğine ayak uydurmak için çizilmiş, öyle anlaşılıyor. Netlik değil, sezgisel ve bazen soyuta kaçan bir üslup arayışı olmuş... Kitap resimleme ve vinyet geleneğimiz içinde farklı bir yorum olarak hatırlamamız gerekiyor... 


Related Posts with Thumbnails