Çarşamba, Nisan 12, 2023

Tansiyon


 Çizgi: Berat Pekmezci

Cameo

Cameo diyorlar buna, hikayenin yaratıcısı, sahnenin birinde görünüyor, görünmeyi tercih ediyor. Baştan beri bu sahnede olmak istedim, Seyfi ve Payidar, sabaha karşı bir çorbacıda birbirlerine iç döküyor, iyileşiyorlardı. Ben arkada, biraz da tasayla cuara tüttüren biri olmayı seçtim, ki tütün alışkanlığım yoktur, zor bir gün ve geceydi, üst üste iki sigara bana iyi gelmişti. 

Pazartesi, Nisan 10, 2023

Türklerin Issız Adası


‘Manyak oğlum onlar, manyak. Manyaaak’ diye sunulmuştu dönemin popüler dergisi L-Manyak’ta. ‘Britanyalı Robinson ile ıssız kumsalların şoparı Cuma’dan söz ediyorum. Gürcan Yurt, Defoe’nin ünlü romanı Robinson Crusoe’yu ‘Türk esprisiyle’ uyarlayarak 1997’den beri çiziyor. Türk esprisi derken neyi kastettiğimi açıklayayım. Geçmişte, tek kanallı televizyonlu o uzaak geçmişte, mizah dergileri beyazcamın konuşulan ‘aktörlerini’, espriyle alaşağı ederr, azıcık cinsellik ve dikkatli bir argoyla haylazca yorumlardı. Doksanlı yıllarda satışlar düşüp, televizyonda anlatılamayacak espriyi üretmek zorunda kaldıklarında, bu defa geçmişin popüler kültür ürünlerine yöneldiler. Rağbet görmeyen çizgi romanlar, unutulmuş reklamlar, ‘ne güzeldi ya denilen’ diziler ve çizgi filmler vs dergilerde yeniden yorumlanarak kullanılır oldu. O eski ve aşina kahramanlar oldukça ilginç konuşturuluyordu sarı sayfalarda. Kaptan Kirk, Rambo ya da Mandrake Türk gibi yaşıyor, oflaya puflaya gevezelik ediyordu. Seksenli yılların maganda esprisini revize eden yeni bir yönelimdi diyelim: geveze, alışılmadık ölçüde küfreden, cinsiyetçilikle malul, güce tapan, kurnaz, merhamet etmeyi seven ama merhamet edilen için sorumluluk almayan, riyakâr bir tipleme temel alınıyordu. ‘Yurdum insanı’ deniliyordu o günlerde, şimdilerde kıkırdayarak (ve fısıldayarak) ‘Türk abicim, adam bildiğin Türk’ diye nitelenebiliyor. Magandaya karşı duyulan ikraha karşın sempatiyle sarıp sarmalayan ama tepeden de bakan bir yaklaşımdı bu. ‘Türkler Kutuplarda/ Uzayda/ Japonya’da/ Teksas’ta’ vb fantezilerin yapıldığı, karikatür ve hikâyelerdeki kahramanların Türk gibi kahırlandığı, küfrettiği, demli çay içip kokoreç yediği, mangal yapıp Gürcan Yurt’un ifadesiyle hayatın ‘boktan detayları’ hakkında uzun uzadıya konuştuğu bir moda olarak da tanımlayabiliriz. Günümüz mizah dergilerinde kadükleştiği için kullanılmıyor olsa da sinema salonlarında, örneğin Yahşi Batı gibi gişe filmlerinde izlenebiliyor böylesi espriler.

Gürcan Yurt, Türk esprisine geniş yer ayıran Leman dergisinin en parlak günlerinde, ürettiği Robinson & Cuma ile önemli bir çıkış yakaladı. Öyle ki bu modanın ilk elden üreticisi sayılabilecek Ahmet Yılmaz’ı aşacak ölçüde popülerleştiğini söylemek yanlış olmaz. Tarzını, lümpen mizahını ve küfürbaz komiklerini sinemaya da taşıyor epeydir. Gürcan Yurt, erkekler arası argo içeren atışmaları seviyor, birdenbire kavgaya tutuşan sonra hiçbir şey olmamış gibi sarılıp öpüşen tiplemeleri var. Güvenilmezlikleri, korkaklıkla cahil cesareti arasında salınan halleri, yalancılıkları, hükmetme arzuları, saplantı ve bencilliklerini bir iktidar mücadelesi ekseninde resmediyor.

Yorumladığı Robinson & Cuma ilişkisi, temelde, Efendi-Köle diyalektiğini ya da Fanon’un ‘mazlumlar haksızdır’ biçiminde özetlenebilecek görüşlerini içeren bir gerilime sahip. Bilindiği üzre özgün anlatıda Robinson, adada karşılaştığı yerliye Cuma adını verir, emirlerini anlayabilecek kadar da dil öğretir kölesine. Kendisini de hiçbir beis duymadan ‘Sahip’ olarak adlandırır. Fanon, ‘yerel özgünlükleri gaspedilen ve ruhlarında aşağılık kompleksi yaratılan insanlar’ diye söz ediyor kolonileştirilmiş halklardan. Ona göre neden sonuçtur, beyaz olduğunuz için zenginsinizdir, zengin olduğunuz için de beyaz. ‘Siyahlar, insan değildir’ der renkli kardeşlerinden özür dileyerek. Efendiler, kölelerin benlik duygularını çoktan yok etmiş, onları ezici bir nesnelik durumuna hapsetmiştir. Defoe’nin böyle bir tasası olmadığından Robinson ve Cuma bütünüyle sorunsuz – vefalı (!) bir dostluk sürdürürler. Gürcan Yurt, Robinson’u, romandaki gibi hali vakti yerinde orta-üst sınıftan bir soylu değil maganda bir Türk olarak tipleştirmiş. Robinson’un geçmişi aralıklarla anlatıldığında bütünüyle Türk olan bir Britanya tablosu sunuluyor. Kendisi gibi milliyetçi olan ağır abiler, mekânlar, şarkılar, tutum ve takıntılarıyla magandalar evreni betimleniyor. Çıkışsız ve çaresiz bir hayat sürdürürken ‘Ada’ ona krallık, Cuma’nın efendisi ve öğretmeni olma şansı bahşediyor. Güney Afrikalı eski futbolcu Komphela’nın Türkçesini andıran (yer yer Trakya ağzıyla konuşan) Cuma ise Robinson Abi’sinden geri kalmıyor ve ondan öğrendiği iktidar oyununu, fırsatını bulduğunda (‘İktidar yozlaştırır’) efendisine karşı uyguluyor. Cuma, Robinson olmak isterken Robinson ise efendi olmakla yetinmiyor, adanın, dolayısıyla âlemin, maymunların ve herkesin kıralı olmayı hayal ediyor.

İdeoloji, sadece siyasi göndermelerimizi değil tüm zihinsel çerçevemizi, inançlarımızı ve dünyayla olan ilişkilerimizi ifade etme üslubumuzu belirler. Defoe, bize kolonyal bir anlatı sunarken Gürcan Yurt sadece ironik bir uyarlama yapmıyor, cinsellik merkezli, salkım saçak dökülen koyu bir erkeklik krizi anlatıyor. Böyle düşününce aralarındaki fark felaketle musibet kadar bir fark oluyor. İlginç olan da şu, ne Defoe ne de Yurt böylesi bir vurguyu düşünerek anlatıyor hikâyesini. Defoe, haklı olmaktan usanmış bir yazarlık kibriyle yaşadığı dönemi tartışıyor. Gürcan Yurt, kültürel sermaye temelinde hayata bakan, genç ve şehirli orta sınıftan okura, daha doğrusu hempalarına Türk esprisi ve bir maganda eleştirisi sunuyor. Geriye kalan tortu ise tasarlananın dışında gelişen ve başkalaşan bir biçim…

Mizahçılar gözdeki çapağı, dişteki kefekeyi, burundaki hamuleyi ve şuur altındaki niyeti göstermeyi, ilânihaye evirip çevirmeyi neredeyse şehvetle isterler. Bunu yaparken Kantçı üç hasleti (iyilik, doğruluk ve güzellik) belirginleştirmeye de gerek duymazlar. Popüler adlandırmalarıyla Robi ve Cuma, olur ya ileride hatırlanırsa, bugün eleştirilen küfürbazlığı, eskiyen Türk esprisi ya da grotesk sahneleri yerine “benden sonra tufan’ olarak açıklanabilecek ahlak-dışı bireyci erkek içeriğiyle hatırlanacak derim.

[Radikal Kitap, 19.2.2010]

Pazar, Nisan 09, 2023

İlk ve Son


Olay, Yirminci Yüzyılın ikinci yarısında, bir gece, Turgut’un evinde başlamıştı. (Oğuz Atay, Tutunamayanlar). Oysa ben evime dönmek istiyor, yeni bir hayata geçmeyi, ölmeyi hiç mi hiç istemiyordum. (Orhan Pamuk, Yeni Hayat)

Selim  gibi, günlük tutmaya başlayalım bakalım. (Oğuz Atay, Günlük) “Yazar olacağım ben” (Orhan Pamuk, İstanbul).

Sızlandı hafifçe kambur, ayaklarının altındaki koca taşı devirirken, bir tane de başının altında, “Ben yıldızları seyretmeden uyuyamam.” (Şule Gürbüz, Kambur). Gökyüzünde tek yıldız yoktu. (Emrah Serbes, Her Temas İz Bırakır)

Bir gün bir kitap okudum ve bütün hayatım değişti. (Orhan Pamuk, Yeni Hayat) Okumamıştı. (Tarık Buğra, Dönemeçte)

Ulema, cühela ve ehli dubara; ehli namus, ehli işret ve erbab-ı livata rivayet ve ilan, hikayet ve beyan etmişlerdir ki kun-ı Kainattan 7079 yıl, İsa Mesih’ten 1681 ve Hicretten dahi 1092 yıl sonra, adına Konstantiniye derler tarrakası meşhur bir kent vardı. (İhsan Oktay Anar, Puslu Kıtalar Atlası). Tepeye Homeros’un şiirlerindeki gibi tunç bir gökyüzü asılmıştı. (Mehmet Eroğlu, Rojin).

Babam izin verdi bi kere! (Atilla Atalay, Sıdıka) “Bu bir teklif mi?” (Murat Menteş, Dublörün Dilemması).

Cumartesi, Nisan 08, 2023

Patlama




Esquire, Şubat 1995

Telafi edilebilir efenim

Feys, tam bir "Deathbook" oldu, hemen her gün bir ya da birkaç kez taziye mesajı yazıyoruz. Kayıplar arasında yaşıtlarım da var ve galiba bu sebeple, daha iç karartıcı bir şeyler hissediyor olabilirim. 

Bazı ölümler bize "kurtuldu" hissi verir, uzun bir hastalıkla gelir, bazılarıysa beklenmediktir, hepimiz için trajik ve sarsıcıdır. Babam öldüğünde kurtulduğunu düşündüm, garip bir rahatlama vardı hislerimde, ama yirmi yıl önce yakın bir arkadaşımın kaza sonucu ölümü beni uzun zaman altüst etmişti. Onun eksikliği bana büyük haksızlık gibi geliyordu, yıllarca ondan bahsettim. 

Ölümün beklenilmemesi, hikayesi, geç ya da erken olması duygularımızı etkiler. Çocukken, bir ölüme çok üzülmüştüm, erkek kardeşim, bunun Allah'ın bir kararı olduğunu, çok üzülmenin ona karşı gelmek olduğunu söylemişti. Öyle çok mütedeyyin biri filan değildir, nereden aklına geldiyse, o varsayım beni etkilemişti. 

Yas tutmanın normal ama ağıtın koyulaşmasının merhum ve merhumeye işkence etmek olduğunu da duayı yönlendiren imamlardan duydum. Biraz hayatı normalleştirmek için bu türden akıl fikir dengeleyici öneriler yapılır... Ölümler, kaçınılmaz olarak "hayat devam ediyor" hissini öğretir bize, yaş aldıkça daha kolay kabulleniriz. 

Yas dediğimiz şey, önce inkar edilerek yaşanır, bunu kabul etmeniz kolay olmaz, inkarla birlikte öfke ve depresyon gelir, farklı biçimlerde isyan ederiz... En sonunda kabulleniriz. 

Anlatmasam olmaz, ergeniz, mahallede bir arkadaşımız sürekli imkansız kızlara tek taraflı aşık oluyor ve hülyalı bir dönemden sonra "terk ediliyor" filan... Beğendiği kız mahalleden taşınınca  kahroldu,  günlerce inledi... Sürekli konuşuyor, sızlanıyor, birisi bundan sıkılarak "ya yeter, duyan da biri ölmüş sanacak" filan dedi, artık nasıl olduysa, susacağına daha büyük bir ilham aldı sanki, yaşadığı kaybı ölümle eşleştirmeye başladı, laf uzamasın, bir gün öyle bir şey oldu ki, neşeli bir arkadaşımız, bu sızlanmalardan illallah diyerek, cenaze namazı imamı gibi duaya başladı, kız ölmüş gibi  bize oradan bulunan bütün yaşıtlarıma haziruna fatiha okuttu, çok güldüğümü hatırlıyorum. 

Aşk acısıyla ölümü benzetenler var, kayıp hissi temelinde paralellikler kurulabilir ama haliyle çok farklı şeyler… Edebiyat ve sanat, aksini iddia etse de, aşk acısı telafi edilebilir gibi geliyor bana, bilemiyorum belki de telafi edenler çok olduğu için böyle düşünüyorum. Üstelik neşeyle konuşulabilen bir şey…

Cuma, Nisan 07, 2023

Netvörk

Görseldeki kitap, 1950 Seçimlerinden hemen sonra çıkması ve İnönü'yü hicveden şiirlerden oluşması bakımından ilginç. Devrin ölçülerine göre para harcandığı belli olan şık-özenli bir yayın. Epigrafa bakılırsa, CHP Onuncu Kurultayı'nda delegelere sunulmuş... Hicivler'de CHP'li olduğunu ısrarla vurgulayan Orhan Seyfi, seçim mağlubiyetini İnönü'nün hırsına bağlıyor,  hezimet diyor, mahvolduk diyerek kahrediyor, pozcu bir hiddetle yanıyor tutuşuyor... 

Hakkaniyetle eleştireceğini söylese de yeni iktidarın hoşuna gidecek biçimde demediğini bırakmıyor, sadece İnönü'yü değil, bir devri diline doluyor... Hatırlatmak gerekiyor, Orhon son seçimlere CHP'den milletvekili adayı olarak girip kaybedenlerden biri, yahu bugüne kadar nerdeydin, niye aday oldun diye bana sormazlar mı dememiş, çekinmemiş...

Yılların alışkanlığı olabilir, ne zaman siyasi hararet görsem, parayı izlemek gerektiğini düşünürüm, işin içinde ikbal, bir alacak verecek durumu, hiç olmadı muhtaçlaştırmanın gereği vardır. Yok yere çıkmaz bu tansiyon... Manşet aklıyla yazarsam "ne ka ekmek o ka köfte"

Başbakanlık Arşivleri açılınca, (açılması da mühim değil, mesele 27 Mayıs sonra mahkemelere düşüp bilinir olmasa belki yine hiç göremeyecektik) bu kitabın niye/nasıl çıktığı anlaşıldı. Meğer, beyfendi ve bacanağı Yusuf Ziya Ortaç, para karşılığında CHP'yi (açıkça DP'li olduklarını göstermeden) eleştireceklerine dair noterde senet imzalamışlar, atılan imzalara göre işin içinde İş Bankası Genel Müdürü ve Başbakan Adnan Menderes de var. Kitap o mukavelenin parçasıymış, o sebep güzel basılmış, para harcanmış, göz boyanmış...Devrin başbakanına takdim edilmiş olmalı.

İlk zamanlar şunu düşünürdüm, bana garip geliyordu çünkü, Orhan Seyfi'nin muhalefeti ne kadar etkili olabilir ki diyordum, veya Akbaba mizah dergisinin desteği, on beş satan bir dergi, iki üç bin basılmış bir kitap... Koca Türkiye... Cidden noterden sözleşmeler, örtülü ödenekten paralar filan... Ben abartıldıklarını, sanıldığı kadar etkilerinin olmadığına inanıyordum, hele Menderes'in bu zahmete, bu desteğe hiç ihtiyacı yok ki diyordum...Sonra şunu anladım, bir tane iki tane değil ki bu anlaşmalar, ödemeler... İlmek ilmek, iktidar dediğin bir network kurmak demek...Böyle böyle kuruluyor, en azından böyle böyle sağlamlaşıyor iktidarlar.
Related Posts with Thumbnails