Cuma, Ağustos 06, 2021

Ergen Zekası


Bukowski, orospuları ve çingeneleri severmiş, çünkü biri namuslu numarası yapmazmış, diğeri milliyetçi ayağına yatmazmış. 

Saçma tabii...ergen zekasıyla sallamış Bukowski. Kimler kime oy veriyor, hayatını nasıl kodluyor, kime ve neye karşı neyin bekçisi kesiliyor bilse bu kadar rahat ve yukardan zırvalamazdı. 

İçelim açılalım hasbihalinden anca alkol kardeşliği ve ortaokul solculuğu çıkar.

Perşembe, Ağustos 05, 2021

Masanın kıralı

Yetmişli yıllar, Ayhan Işık arkadaşlarıyla eğlencede...pek gece hayatının olmadığı söylenir. Eğer öyleyse özel bir akşam olmalı, ben masaya baktım, yemekli-mezeli ve rakılı bir demlenme olmamış gibi ama masada rakı var... bilemedim. 

Esrarlı kubbenin altında


"Marie'nin suya dalışı, bu esrarlı kubbenin altında tarif edilemez sesler, nağmeler yarattı" diye yazmış Ratip Tahir (Burak)... Yeni Sabah'ta çıkan "Bir Yemin Uğruna" çizgi romanında.... Ellili yıllar erotizmi mi demeli bilemedim. 

İtiraf ediyorum okurken bana matrak geldi, genç bir kadın, bir erkeğin önünde, onu umursamadan ya da bile isteye kışkırtarak çırılçıplak halde suya atlıyor. Ne cesaret! ne meydan okuma!..mı demeli? Hele o gün için...O bunu yapınca mağara esrarlı kubbeye, suyun şıpırtısı da tarif edilemez bir nağmeye dönüşüyor. Peh peh!

Şimdiki zaman erotizmi, telefonlarla yürüdüğünden çiftler birbirlerine "nude atsana" yazıyorlar(mış), nağme de vatsat'tan çıkan zıngırtı olabilir... 

Çarşamba, Ağustos 04, 2021

Seyrüsefer Defteri 131-132

A Quiet Place Part II (2020) finaldeki çift taraflı gerilimi biraz daha mantıklı bir gerekçeyle kurabilseler klişe daha güzel işlermiş (31 Temmuz).++ Vic the Viking and the Magic Sword (2019) dizinin gerisinde bir hikayesi var ya da nostajiyle eskidiğini göremiyorum (30 Temmuz).++ Jungle Cruise (2021) Disney iyimserliği, Jungle Jim ve İndiana Jones, yılın en iyi serüven filmlerinden biri olabilir (29 Temmuz).++   The Last Mercenary (2021) VanDam işi aksiyon komedi, tür içinde ortalamayı tutturmuşlar (28 Temmuz). ++  No Sudden Move (2021) Soderberg filmi, entrika içinde entrika filmi ama seyrelseymiş daha iyi olurmuş, ilmeğin ucu ve tadı kaçmış, seyrediyorsun o ayrı (27 Temmuz).++ Out of Death (2021) ne fikir ne de o fikrin anlatımı başarılı değil (26 Temmuz).  ++ The Mire Sea2 Ep1 ve 2’yi seyrettim (25 Temmuz).++  Blood Red Sky (2021) mekan sıkışması bazen çok iyi kurulmuş, Netflix filmi diye bir kategori var diyorum, daha da kemikleşecek (25 Temmuz).++ Jolt (2021) karakter ilginç, senaryo vasat, Kate kalp kalp forever (24 Temmuz). ++ Sex/Life Sea1 Ep1 ve 2’yi seyrettim (23 Temmuz).++  Black Widow (2021) beklediğimden daha iyi ama türe özgü gerilim ve tempodan yoksun olmuş (22 Temmuz). ++ The Hitman’s Wifes Bodyguard (2021) serinin neşeli enerjisi sürdürülmüş ama bu kadar karakteri film kaldırmıyor, hikaye dağılmış (20 Temmuz).++ The Courier (2020) iyi oyunculuk var, hikaye enteresan ama film beklentinin altında kalmış (19 Temmuz).++  The Virtuose (2021) kendine hayran kiralık katil hikayelerinden, Sin City bölümü olabilirmiş (18 Temmuz).++  The Ice Road (2021) bir gerilim olabilecek gibiyken bir türlü vitesi artıramamış, arkaik ve mainstream kalmış (17 Temmuz).++  Werewwolves Within (2021) esprileri ve komik şiddetiyle çeyrek asır önce Gırgır’da hikaye edilebilirmiş (16 Temmuz).++ The Misfits (2021) yarım asır öncesinin dolandırıcı filmlerinin gevşekliği var, senaryo etkisiz ve kalabalık olmuş (15 Temmuz).++ Wratf of Man (2021) finalde bir yalpalamış ama güzel iş, entrikası ve temposu var. Bilmesem Guy Ritchie çekti demezdim, o da ilginç (14 Temmuz).++ Senaryo kampı (6-13 Temmuz).++ The Match (2021) hayli vasat ve arkaik, ne kamera ne senaryo (5 Temmuz).++  Godzilla vs Kong (2021) trash ve çocuksu bir hikayeyi teknolojiyle uçurmak, hayalleri buymuş (5 Temmuz).++ Delhi Crime Sea1 Ep1’i izledim (4 Temmuz).++ Quo Vadis Aida (2020) bazen belgesel gibi bazen çok eski ve vasat ama dokunaklı (3 Temmuz).++ Band of Brothers (2001) Sea1 Ep.9 ve 10’u seyrettim (2 Temmuz).++  The Marksman (2021) Liam, keşke kendini sakınabilse ve bu kadar “oynamasa” (1 Temmuz).++  Vanquish (2021) film vasat altı, ve evet bir ihtiyaç var ama Ruby Rose bu rollerin oyuncusu değil (30 Haziran).++ Mindhunter Sea1 Ep.9’u seyrettim (29 Haziran).++  Band of Brothers (2001) Sea1 Ep.7 ve 8’i seyrettim (28 Haziran).++  Nevada Smith (1966) McQueen mitini büyüten filmlerden, nostalji faslından, klişe western  (27 Haziran).++ Kızılmaske (1968) İrfan Atasoy sür’ati ve pulp akışı var, inanıyor anlattıklarına (26 Haziran).++ Çivi (2002) ilk erotik animasyonumuzmuş, doğru olabilir, naif ve pek parlak değil diyelim (25 Haziran).++   Band of Brothers (2001) Sea1 Ep.5 ve 6’yı seyrettim (24 Haziran). ++   Gunpowder Milkshake (2021) John Wick herkesi etkiliyor, çizgi roman iyimserliği (23 Haziran).++ Band of Brothers (2001) Sea1 Ep.3 ve 4’ü seyrettim (22 Haziran).++  Peter Rabbit 2 (2021) ilkinin gerisinde kalmış bana yeterince çocuk enerjili de gelmedi (21 Haziran).++  Mindhunter Sea2 Ep7 ve 8’i seyrettim (20 Haziran).++ Band of Brothers  (2001) Sea1 Ep.1 ve 2’yi seyrettim (19 Haziran).++  Sharp Object Sea1 Ep.7 ve 8'i seyrettim (18 Haziran).++ El caso Wanninkhof Carabantes (2021) Netflix ortalamasının üstünde bir suç belgeseli (17 Haziran).++ Domina Sea1 Ep 1 ve 2'yi seyrettim (16 Haziran).++ Mindhunter Sea2 Ep.5 ve 6’yı seyrettim (15 Haziran).+ + The Dry (2020) hikayeden çok atmosfer ilgi çekici, daha sert ve entrikalı bir şey olmalıymış (14 Haziran).++ Sharp Object Sea1 Ep.5 ve 6’yı seyrettim (13 Haziran).++


Salı, Ağustos 03, 2021

Tarık Buğra

Akşehirli çalışkan talebe. Küllük’te edebiyat sohbetleri. Tesadüfler, arayışlar, cesaretsizlikler. Sonra gazetecilik, kendi kuşağıyla dalaşan romanlar. İstanbul Türkçesi, bırakalım bu Çorumlu ağzını. Tercüman’ın kültür-sanat sayfası. İbiş’in rüyası. Eşrafı, saltanat diyerek kandırdı bu cumhuriyet deme iddiası. Küçük Ağa’nın meydan okuması. İmam Kuvvacılara katıldı. Osmancık, Devlet Ana’ya karşı çıktı. Tarık Buğra, Dönemeçte, sağda müsait bir yerde inen yolcu, başka hattın bileti.

 

Pazartesi, Ağustos 02, 2021

Yangın

Geçtiğimiz yıl, yolcusu olduğum bir taksici Cehapeliler yüzünden pandeminin uzadığını iddia etmişti. Garezle yazdığımı sanmayın, nerden çıktı şimdi bu demeyin? Mesele haklı olup olmaması veya saçmalaması filan değil... Haydaa filan desek de cevap yetiştiriyoruz. Eminim hepimiz bu türden keskin iddialarla sıkça karşılaşıyoruzdur. Yangın çıkıyor, Kürtler yaptı diye suçluyor insanlar, ya bak her yer yanıyor, Küresel ısınma filan desen de fayda etmiyor...Hep bir düşmanlığa dair kestirim, sağır olma hali... 

Geçen biri şöyle dedi, "aşı karşıtı değilim, aşı yanlısı değilim, komplo teorilerine inanmam ama bu komplocular ne dese çıkıyor". Örnek çok, taraftarı olduğumuz takım yenildiğinde asla yenilmiş olmuyor, kumpasla, şikeyle, hakem oyunuyla, federasyonla şununla bununla altedilmiş, devre dışı bırakılmış oluyoruz. Türkün Türk'ten, Gassaraylının Gassaraylıdan başka dostu olmuyormuş meğer diyoruz... O düşmana, o komploya, o paranoyaya kolayca sığınıyoruz.  

Hepimizi etkileyen bir zihniyetin içinde yaşıyoruz ve bundan kaçınılmaz biçimde etkileniyoruz,  mutlaka birini suçlayarak konuşuyoruz, korkunç bir gelecekten söz ediyoruz...

Lütfen dikkat edin, hatta deneyin, birini dinlemek için sustuğunuzda, birazcık sessizleştiğinizde karşınızdaki size olup biteni izah ediyor, asıl gerçeği anlatıyor, büyük resmi açıklıyor, en önemli şeye işaret ediyor, öğretiyor ve bizden daha iyi biliyor. Bu bana mansplaining ile açıklanabilir gibi gelmiyor, daha fazlası, daha yenisi, mutasyona uğramış bir şey bu...

Evet, pandemi var, küresel bir ekonomik kriz yaşıyoruz, mutsuzuz, öfkeliyiz, sosyal medyada birbirimizi "öldürüyoruz" sahiden anlamıyor değilim ama... mesela şöyle bir argümanın "uzaya gidiyorlardı, uçak alacak paraları yokmuş" demenin tek bir manası yok artık, işte o beni üzüyor, çünkü bu eleştiri bu atmosferde provoke edici, düşmana hizmet ve bölücülük sayılıyor. Sükunet, sakin olma hali, dert anlatma, derman bulabilme imkanı gerçeğin bu derece tahrif edildiği, meselelerin bu derece basitleştirildiği, bu denli hasmaneleştirildiği bir ortamda mümkün gözükmüyor.

Pazar, Ağustos 01, 2021

Asmaların içinde

Yukarıdaki fotoğraftaki üzüm bağına girmiş askerleri görünce dedem aklıma geldi. Baba tarafından dedem, içine kapanık biriydi, öksüz ve yetimdi, pek öyle işe güce- sağa sola karışmaz, kabuğuna çekilir, geçmişini pek anlatmazdı, az konuşan insanları, galiba biraz da ondan dolayı ilgi çekici bulurum. 

Onu, 16 yaşımdayken kaybettim ama dehşetli bir hayatı olduğunu biliyordum, defalarca onu konuşturmaya çalıştım. Çocuksun, dedeni seviyor ve önemsiyorsun, yaşadıkları benzersiz geliyor veya "yazar" olmak isteyen bir ergen olarak gözünde büyüttükçe büyütüyorsun...

Üzerinden çok zaman geçti, olup bitene daha mesafeli bakabiliyorum ve buna rağmen bana ilginç geliyor... Dedemin hayatının 1915-35 yılları arasını bir gün mutlaka yazacağım.

Kurtuluş Savaşı sırasında 12-15 yaşları arasında bir grup askeri okul öğrencisi çocuk, Bursa civarında, muhtemelen bir Ermeni'nin metruk bağına sığınıyorlar. İstanbul'un işgali sonrasında askeri okuldan firar etmişler... Başlarındaki subay, tamamı annesiz ve babasız olan çocuklara "her ne olursa buradan çıkmayacak, ben dönene kadar bekleyeceksiniz" diye emrediyor. 

Dedem, aylarca o bağda, korkarak, sadece üzüm yiyerek, gizlenerek, bekleyerek, vakit geçirdikleri anlatmıştı. 

Fotoğraftaki askerleri görünce dedemi yadetmiş oldum.

Related Posts with Thumbnails