Salı, Haziran 08, 2021

Sabiha

Selaniklilerden. Sosyolog. Baş edilemeyen kadın. Yıllarca cevap yetiştirilen köşe yazısı… Tan’ın harareti. Kızıl liberter, büyük polemikçi. Bir tarafta çağı emziren merhametsiz yoksunluk, iç karartan havalar, efkâr hıçkıran kapılar, pencereler. Diğer tarafta aranan sokak, kaybolan ev, tutuklanan komünist. Taze ekmek senin neyine? Sabiha, herkesin düşmanı. Kadın başına siyaset. Sürgünde geçen ömür. Yokluğu kaybolan akıl fikir barikatı.

Pazartesi, Haziran 07, 2021

Tahta Bavul

Tahta bir bavul geçti elime, cumartesi günü zımpara çekip cilaladım, kulpunu filan da değiştireceğim. Ofiste yaşayacak,  benim efemeraların, en çok da eski fotoğrafların yuvası olacak.

Babam anlatmıştı, on beş yaşında filanken, yaşıtı olan bir akrabasıyla birlikte ilk kez Ankara'dan İstanbul'a gitmeye karar vermişler, turist gibi gezecek görecekler, gitmeden evvel, mahallede İstanbul'a gidenlerle konuşmuşlar, akıl fikir almışlar. İşte orada adamı kandırırlar, paranızı çalarlar, soyup soğana çevirirler, dımdızlak kalırsınız diye diye dünya kadar konuşan, tembihleyen çıkmış, bunlar da gitmişler gitmesine de üç kuruşları var, rezil oluruz, sersefil oluruz diye deli gibi etraftan, kalabalıktan, sağdan soldan korkmuşlar. 

İki ergen, o gerilimle yolda bayırda hem birbirinden ayrılamamışlar, hem de nerde soluklansalar tahta bavulları çalınmasın diye durup durup üzerine oturmuşlar...

Bu bavula oturma meselesi aklımda yer etmiştir, neden bilmem, hele çocukken, kendimi, uzak bir şehrin kalabalık bir meydanında hep bavula oturarak etrafı seyreden biri gibi hayal etmişimdir. 

Ne ki, benim üzerine oturulacak ahşap cinsi bavulum hiç olmadı...Biraz da ondan satın aldım, cilaladım, pakladım galiba...
 

Yeşilçam | Sezon Finali 1. Fragman

Pazar, Haziran 06, 2021

Yunus ve Nurettin

Geçtiğimiz günlerde az bulunan çizgi romanlardan biri elime geçti, muhtemelen üreticisi tarafından basılmış, az satan bir yayın olduğu için görememişim. Yılların alışkanlığı, yerli üretimleri kaçırmamaya çalışıyorum. Dertli Dolap'a da sahaflardan ulaştım. 

1997 tarihli çalışmayı, Harun Gülseven hazırlamış, teknik olarak zaafiyetleri olmakla birlikte, iştahla çizildiği, emek verildiği anlaşılıyor. İslami çizgi roman denilebilecek bir tarzdan söz edeceksek, çalışma o bağlamda hatırlanabilecek nitelikte...

Çalışmadan çok aşağıda bir karesini paylaştığım bölüm ilgimi çekti, anlaşılan o ki, albümün üreticisi, Yaşar Nuri Öztürk'ü sevmiyor(muş), öyle ki, onu, Yunus Emre'ye zorluk çıkaran Baş Müderris olarak resmetmiş, köse, bodur ve haris göstermiş. 

Yakınen de tanıyor veya sadece medyadan izliyor olabilir, o kadarını bilmiyorum, her ne olursa olsun, Yunus Emre'nin karşısında Köse Nurettin olarak konumlandırılması bana enteresan geldi. Çünkü siz bugünü eserinize taşırsanız, o günlerin bir otoritesini Yunus'un karşısına çıkarırsanız, bu Yunus Emre'yi de "başka" anlatmışsınız demektir.  


Cumartesi, Haziran 05, 2021

Tampon

Fotoğraf bana sevimli geliyor, hafif topluca görünen ama üstüne oturan dar bir kıyafet giymekten geri durmayan, bedeniyle barışık, güleç bir kadın var merkezde... tahminen söylüyorum, ellili yıllarda çekilmiş... Araba, İstanbul plakalı ama mekan kış turizmini hatırlatan yerlerden biri gibi, sanki Uludağ...

Kime göstersem, Türkiye mi dedi, bizim buralar değilmiş gibi baktı bir süre... İstanbul plaka olmasa... kimseleri ikna edemezdim. Belki kadınların kıyafetleri, belki poz veren kadının Cermen gürbüzlüğünü andıran çehresi... Çatılardaki süslemeler filan insanlara "yok ya değil" dedirtiyordu.

Çocukluğumda bir şehirlerarası yolculukta Bolu'da kısa süreliğine bir yerde durmuştuk, yetmişli yıllardı, en fazla dokuz yaşındaydım, mekan beni çok etkilemişti, yıllarca filmlerde ne zaman karlı bir dağ ve kayak merkezi görsem orayı hatırladım. 

Fotoğrafı o sebeple sevmiş olabilirim. 
 

Dünyaya dönüş

Netflix için iki film yazıyordum, ikincisini Salı günü gönderdim, mutluyum, dünyaya döndüm, iki hafta dinlenip BluTv için Bozkır ikinci sezona başlayacağım.

Çarşamba, Haziran 02, 2021

Ucuz bir Otel Odasında


Bir Norem ilüstrasyonu, tahmini olarak söylüyorum: yetmişli yıllarda çizilmiş. Çocukluktan gelen bir alışkanlık (büyülenme) diyelim, hikayesi olan görseli severim. Kadın kapıyı açınca arkadaki adamın silahı düşüyor. Jön kardeşimiz ceket cebinden kurşun sıkıyor ve trençkotlu diğer kötü adamı vuruyor. Kötü adamlar, muhtemelen Nazi... ellerinde Luger var çünkü. Casusluk işi olmalı bu. Bir James Bond çeşitlemesi. Şahane tabii...Trençkot, Stetson fötr şapka, saç kesimleri şu bu...

Sahne ucuz bir otelde geçiyor olmalı, somyadan anlaşlıyor. Frapanlığın zirvesiyse sarışın kadın: mini etekli ve göğüsleri dikkat çekecek ölçüde belirginleştirilmiş. Hem kadın çizeceksin hem de onu erotikleştirmeyeceksin, mümkün değil...

Earl Norem, esasen casusluk ve polisiye türünün çizeri değil. Amerikan piyasası onu Kılıç ve Büyü hikayelerine yönlendirdi. Biz de onu Conan kapaklarıyla tanıyoruz. Çıplak erkek ve kadınlar, kılıçlı kavgalar, duman ve kan efektlerine daha çok başvurdu. Büyük çizerdi, piyasa neyi görmek ister onu bilirdi.
Related Posts with Thumbnails