![]() |
“Teşvikle yazar olunmaz, yazıyormuş işte sosyal medyada, yazsın silsin oynasın” demek istedim ama demedim tabii…
Yaş ilerledikçe insan, yaptığı işle, karşılaştığı duygusal ya da dürtüsel tepkilerle ilgili bir deneyim kazanıyor. Daha önce pek farkına varmadığı meselelerle tekrar tekrar yüzleştikçe onları nasıl yorumlayacağını öğreniyor. Yıllar boyunca epeyce zeki ve yaratıcı insanla arkadaşlık ettiğimi, bir kısmıyla birlikte çalıştığımı ya da bunu denediğimi düşünüyorum.
Zeki olmak, ister istemez bir kimliklendirme biçimi. Bazı insanların zeki olduğunu hemen hissederiz, parlak bir ifadelerini, dikkat çekici bir tepkilerini görür, onlarla tanışır ve arkadaş oluruz. Ne var ki zaman içinde aynı insanların, üretim iddialarına rağmen bir şey üretmediklerini, bir ürünle sınanmak istemediklerini de fark edebiliriz. Çünkü üretim eleştirilmek demektir, açık bir başarısızlık ihtimalidir ve eninde sonunda gerçek bir ölçüme tabi olmaktır.
Bu insanların bir kısmında perfeksiyonizm gibi görünen bir taraf vardır ama mesele tam olarak bu değildir. Yıllarca editörlük yaptım, “yazar” potansiyelini görebildiğimi düşünüyorum. Bazı insanlara yazmaları için ısrar ettiğim de olmuştur. Benim ısrarım hoşlarına gider ama ısrar onlara yetmez ve bir noktadan ileriye geçemezler. Yazdıklarını beğenmez, basit ve klişe bulur, daha iyisini yapanların olduğunu düşünür ve “bu yeterince iyi değil” diyerek geri çekilirler. Önceleri motivasyona ihtiyaçları olduğunu düşünür, ısrar ederdim.
Bugün artık bunun bir psikolojik eşik olduğunu biliyorum. Yıllar boyunca pek çok örneğini gördüğüm, kimileriyle de yakınlaştığım için bunun bir ruminasyon sorunu olduğunu öğrendim. Haydaa, bu da nereden çıktı diyebilirsiniz. Bir insan yazıyor ve siliyorsa, istiyor ve istemiyorsa mesele yalnızca kararsızlık değildir. Ruminasyon, aynı düşüncelerin zihinde tekrar tekrar dönmesi durumudur. İnsan bir konuyu düşünmeyi bırakmak istese bile zihin onu sürekli yeniden üretir. Bunun bir çağ hastalığı olduğunu düşünüyorum. Bana kavramı ilk anlatan biri bunu “zihinsel geviş getirme” diye tarif etmişti, o zaman pek anlamamıştım. Meğer Latince ruminare (geviş getirmek) kökünden geliyormuş.
Hepimiz sıkıntılı dönemler yaşamışızdır, bir türlü uykuya dalamayız, kalkar dolanırız. Ruminasyon ise zihnin duramaması, çözüm üretemeyip yalnızca düşünce döngüsü yaşaması ve bunun geçici dönemlerde değil, neredeyse sürekli hale gelmesi demektir. Normal insanlar problemi analiz eder, bir karar alır ve bırakırlar. Ruminasyon yaşayanlar ise bitimsiz bir analiz içinde kalırlar. Uykuya dalamaz, çoğu zaman ancak ilaçla uyuyabilirler. Bu durum doğal olarak depresyon, anksiyete bozuklukları, içe dönüklük, insomnia ve buna bağlı obsesif düşünceler üretir.
Yukarıda kendi hayatımdan bir editör-yazar ilişkisi deneyimi anlattım. Yıllar önce Hacettepe Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nde lisansüstü öğrencilere ve akademisyenlere bir konuşma yapmıştım. Editör olarak yazarlarla ilişkimi anlattıkça salonda yakınlık gösteren gülüşmeler olmuştu. Konuştukça anladım ki yaptığım işi terapist-danışan ilişkisine benzetmişlerdi. Farkındalığımı artıran garip bir hatıradır benim için.
Ruminasyonu dengeleyebilen biri yazabiliyor, ürettiğini paylaşabiliyor ve risk alabiliyor. Bu dengeyi kuramayanlar ise en iyi ihtimalle sosyal medyada zekâ gösterisi yaparak, aptallığı teşhir ederek, alay ederek yaşıyorlar. Çok iyi yorumlar yapıyor, sonra ortadan kayboluyor, paylaşımlarını siliyor, kim olduklarını gizliyorlar. Bir genelleme yapıyorum, birini kastetmiyorum. Herkesin yazar olması, her zeki insanın yazması gerekmiyor. Ama yazmak insanın kendini ifade ederek rahatlamasını sağlıyor, ruminasyonu azaltmak başka, yazar olmak başka şeyler…
Yazar olmasını çok istediğim biri “beynim kapanmıyor” dediğinde, onun ancak ilaç alarak uyuyabildiğini, ürtiker benzeri stres tepkileri yaşadığını, sakinleştiriciler kullandığını, hatta alkol ya da başka türden bağımlılık sorunları olabileceğini tahmin ediyorum. Deneyim böyle bir şey.
Evet, bu tür insanlar entelektüel tepkilerle varolurlar. Hikâyeleri ilginçtir, insan hikâyelerine zaafı olan biri için merak uyandırıcıdırlar. Ama arkadaşlık ölçüsünde bir yakınlık kuramayacağımı -kurmamam gerektiğini- tecrübeyle biliyorum. Onları sağaltamayacağımı, değiştiremeyeceğimi de. Doktor ya da bakıcı değilseniz bu özveriyi ancak sevgilinize ya da çok sevdiğiniz birine gösterebilirsiniz. İnanın, o bile bir yerde sönümlenir.
Yazının başına dönüyorum. Arkadaşıma “yüksek ruminasyon ihtimali bile beni yoruyor” dedim. Anlamadı haliyle. “Düşündüğün kadar enerjik değilim, kimseye kılavuzluk edecek, motive edecek, yarenlik sürdürecek halde değilim” dedim, onu anladı.
Yüksek ruminasyon için çağ hastalığı demiş miydim, Mıstık abi…
![]() |


8 yorum:
İki sene öncesine dek tam bu dediğiniz türde bir insanla ilişki içindeydim, bu yazıyı okuyunca ilk olarak o aklıma geldi ve hatta linki yollayayım diye düşündüm. Fakat aynen dediğiniz nedenle hemen vazgeçtim çünkü ruminasyona artık benim de gücüm yok. Bir sistemi harekete geçirebilmek için kendi sistemimi bozmaya değmez diye düşünüyorum artık.
Ruminasyon elbette olacak yoksa tam tersi de narsistik kişilik bozukluğuna gidiyor, ben herşeyi yaparım herşeyi ben yaparım'a dönüyor. Zaten ruminasyon yaşandığında bir oranda narsizim de yaşandığını görüyoruz açıp incelemeye başladığımızda.
Aslında belki yaratabilmenin de koşulu bu, iki uçta gidip gelirken uçlara savrulmadan, dengeli bir salınımda kalabilmek..
Bu arada ben de çok yazıp silen biriyim :) ama nedeni ruminasyondan çok, ön paragraflardan birinde dediğiniz gibi yazarak düşünmek, anlamaya çalışmak ve bazen sindirebilmek için geviş getirmek, sonra anlam verdikten ve rahatladıktan sonra da boşalmışlık hissi sanırım :) Bu anlamda yazıp silmek sanırım iyileştiren bir davranış, sağdan soldan tepki alıp "yaz yaz, senden çok iyi yazar olur" denmediği sürece :) Yani herkes yazaR olmasın, bazılarımız yazaN olarak da mutluyuz....
Yorumunuz için teşekkür ederim. Ruminasyon cidden önemli bir sorun, insanlar sahiden bunu sık yaşıyorlar, uykuya dalamamak, beynin duramaması filan deniyor ama mutlaka arkası geliyor. Ve aynı fikirdeyiz: Bir sistemi harekete geçirmek için kendi sistemimizi bozmak hiç iyi bir fikir değil. İnsan kendi ruh sağlığını korumayı öğrenebilmeli.
Narsisizm çoğu zaman “yapabilirim” duygusunun aşırı güvene dönüşmesiyle ilgiliyken, ruminasyon tam tersine “yeterince iyi değilim” duygusunun bitimsiz hale gelmesiyle ilgili.
Ruminasyonun yokluğu zaten mümkün değil. İnsan düşünmeden, kendini sorgulamadan yaşayamaz. Yaratıcı üretimin de çoğu zaman o iç tartışmadan çıktığını görüyoruz. Sorun, o salınımın kilitlenip bir döngüye dönüşmesinde. Çok selam.
Ruminasyon mu deniyormuş bu vaziyete? Gogol’un Dead Souls’un sonunu tam da buna benzer bir ruh haliyle yaktığını okumuştum bir yerde. Silmek yeterince rahatlama sağlıyor mu bilemiyorum ama yazarların yazdıklarını yakarken acayip bir arınma yaşadığını da okumuştum bir yerlerde.
Yazıp silmek, vardığı yeri bilmiyorum ama bana kastettiğim anlamda ruminasyon gibi gelmiyor. Yazı, zihnin kendi kendine konuşmasının en görünür biçimlerinden biri. Yazı düşünmeyi açmak yerine düşünceyi kilitleyen bir döngüye dönüşüyorsa başka tabiii… Sizin tarif ettiğiniz ise daha sağlıklı bir şey gibi geliyor bana. Gerçi, hayatım boyunca yazarak öğrenmiş ve hayata katlanmış biriyim, bana böyle geliyor diye, doğrusu bu diyemem. Ruminasyon hakkında yazmaya devam etmek istiyorum. Çok selam.
İkisi de var :) Yazmak, mutsuzluğun sonucu da olabilir, Montaigne öyle düşünüyor mesela. Yüksek ruminasyon bir entelektüel hastalığı ya da davranış biçimi sayılırdı. Oysa şimdilerde Dermatologların meselesi bile oldu. Kan dolaşımı ve hormonları etkiliyor çünkü. Stresten kızarıklar çıkıyor, kabızlık çekiyor insanlar vs vs Selamlar
Hem yazınız hem de yorumlar benim için çok ufuk açıcı oldu. Ruminasyonu daha önce duymamıştım. Üzerinde düşüneceğim. Bu konuda yazmaya devam edeceğinizi söylemişsiniz, merakla bekliyorum. Ben de editörüm. :) Selamlar.
Ben artık değilim. 2018'den bu yana editörlük yapmıyorum :) Çok selam
Yorum Gönder