Demir
karyola, düz renkli duvar, minimal eşya düzeni mekâna neredeyse yatakhane
estetiği kazandırıyor. Yatakta kaykılarak uzanmış erkek figür, traşı ve
bedensel duruşuyla bir askeri andırıyor. Ne ki, askeriye o resimleri
duvara astırmaz. Hepsi yarı çıplak kadın fotoğrafları…
Adam
yalnızlığını imgelerle doldurmuş, yatağını arzu mekanına çevirmiş, fiziksel
yoksunluğunu, görsel bollukla telafi etmeye çalışmış. Duvar, yalnızca fiziksel
bir sınır değil, öznenin dünyayla kurduğu ilişkinin görsel arayüzü hâline gelmiş.
Erkek özne, kamusal dolaşımdaki kadın imgelerini özel alanda kendisi
için yeniden biraraya getirmiş. Patetik elbette. Hayranlık
panosundan ziyade bir yalnızlık haritası gibi duruyor
yaptığı şey.
Fotoğrafın
merkezinde açık biçimde bir “erkek bakışı” (male gaze) var.
Dergi kültürü, kadın bedenini estetize edilmiş bir tüketim nesnesi olarak paketler,
erkekler de bu hazır kurguyu içselleştirir. Kadın figürleri özne değil,
seyir nesnesi olarak konumlandırılmıştır. Böylece arzu, doğal veya içgüdüsel bir
duygu olmaktan çıkar, kültürel olarak öğretilmiş ve tekrarlanan bir pratiğe
dönüşür.
Diğer
yandan fotoğrafın kendisi de bir meta-temsil üretir. Erkek, kadın imgelerine
bakarken, biz de o
erkeği izleriz. Bakış çok katmanlı hâle gelir: kadın, erkek, fotoğrafçı ve
izleyici. Her katman bir öncekini çerçeveler ve konumlandırır. Böylece
fotoğraf, yalnızca bir odayı ya da karyolayı değil, bakışın
dolaşımını ve temsil ekonomisini kayda geçirir.
Duvara
asılan yalnızca kadın imgeleri-fotoğrafları değil, erkekliğin nasıl
kurulacağına dair bir yol haritası sayılabilir. Bugün sosyal medyada algoritmaların
tekrar tekrar önümüze düşürdüğü görsellerle duvardaki fotoğraflar arasında bir
süreklilik olduğunun farkındayız değil mi? “Hey Grok, bu kadını vikvik?” der
miydi bu asker traşlı arkadaş? Elinde ayfon, ekran kaydırır mıydı?
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder