Cuma, Mart 06, 2026

Rahatlama (2)

Rahatlamanın yollarından söz ettim, e bu kadar yolu varsa, mesele “nasıl rahatlarız” değil, “niye rahatlayamıyoruz” olur. Çünkü rahatlamak dediğimiz şey, attığımız yükler kadar, sırtımıza bindirilen yüklerle de ilgili bir mesele. Birini atıyoruz, diğeri hazır bekliyor. İnsan yük üstüne yük taşıyor, yok yere “dolap beygiri” dememişler.

Rahatlama bir boşalma haliyse, biz sürekli doluyoruz demek istiyorum. Bildirimler, haberler, beklentiler, kıyaslar… Hemen her şey gerilim üretiyor. Sosyal medyada herkes ya çok mutlu ya çok haklı. O akışın içinde insanın kendi sıkıntısı daha da sıkışıyor. Başkasının mutluluğu da bir yük, başkasının öfkesi de. Sürekli bir karşılaştırma hali içindeyiz.

Rahatlayamıyorsak, rahatlama piyasalaşır. Ve öyle oldu. Nefes teknikleri, meditasyon uygulamaları, terapi paketleri, dijital detokslar… Rahatlamak satın alınabilir bir hizmet gibi sunulmuyor mu? Parayı veriyorsun, stresin azalıyor. En azından reklamları öyle söylüyor. Rahatlama bir projeye ve bir performansa dönüştürülmüş durumda.

Ama biliyoruz ki rahatlamak sadece kas gevşemesi değil, burayı gülerek yazıyorum, masajla çözülürdü yoksa. Rahatlamayı neden hedef yaptık, hangi ara böyle bir “ruhani” gayeye kitlendik bilemiyorum.

Rahatlama makul bir hayatın, doğru bir ilişkinin, doğru bir yüzleşmenin yan etkisi olabilir. Rahatlama hedef olamaz, olursa karikatüre dönüşür. Masajla, nefesle, uygulamayla satın alınacak bir huzur varsa, o huzur zaten huzur değildir. Geçici bir uyuşmadır. Hangi ara huzur takıntılı bir uygarlığa evrildik.

Üstelik insan tamamen rahatlayamaz, olsa olsa küçük “oh”larla idare edebilir. Her ne olursa olsun bir miktar rahatsızlıkla yaşamak iyidir hatta, çünkü o rahatsızlık bizi diri tutar, vicdanı çalıştırır, soru sordurur.

Kadim metinleri okuduğunuzda insan rahatlamak için yaratılmadı diyorsunuz, o yüzden vicdanı var. Unutmayalım, dinlerden ve bütün o büyük kitaplardan önce vicdan vardı.


Hiç yorum yok:

Related Posts with Thumbnails