Cuma, Mart 20, 2026

Şapkaa


Hasan Hüseyin, “sen utanmaz mısın arlanmaz mısın / hele bir döndür başını da şu gidişe bak / hele bir döndür başını da şu düzene bak / hele bir döndür başını da şu haline bak” diye seslenirken, hemen ardından soruyordu: “ne tutarsın bu şapkayı başında / ne tutarsın bu başında şapkayı.”

Şapka bir kumaş parçası değildi, bir rejim tartışmasıydı.

Malum, şapkalı siyasetçilerimiz vardı. Çocukken şapka takan erkekleri yaşlı ve kalantor sanırdım. “Kalantor” kelimesi bile artık tedavülden kalktı, kelli felli, sözü geçen adam demekti. Şapka da onların alametifarikasıydı. Şimdi ne kalantor kaldı ne şapka. Oysa bir zamanlar erkek giyiminin en belirleyici parçasıydı. Sadece modası geçmedi, zamanın ruhuna da yenildi.

Bir dönem devrim sayılacak kadar ciddiye alınmıştı: kavuğun yerine fes, fesin yerine şapka. Semboller üzerinden yürüyen bir modernleşme. İnsan tekinin deliliğine örnek çok tabii de bu faslı da akılda tutmak gerek.

Türkiye’nin genç kuşakları altmışlara gelindiğinde şapkayı terk etti. Gençler için şapka “yaşlı işi”, “amca işi”, hatta “alaturka”ydı. Hollywood kahramanlarını da hatırlayalım, orada da şapka ışığını kaybediyordu. Kovboy şapkası mit olarak kaldı, gündelik hayat ise başı açık dolaşmayı seçti.

Bizde okullarda öğrenciler bile yarı askerî şapkalar takardı. Onlar da birer birer lüzumsuzlaştı. Demirel olmasa belki şapka siyaset sahnesinde bu kadar yaşamazdı. Öyle bir noktaya gelindi ki, sağcı siyasetçiler geleneği temsil ediyor diye şapkayı sahiplendi, solcular karşılarına köylü kasketiyle çıktı. Kaypakkaya’nın o meşhur fotoğrafını hatırlayın. Ya da Ecevit’in meydanlarda salladığı siyah kasketi… Şapka ile kasket arasındaki fark, neredeyse ideolojik bir sınır çizgisine dönüştü.

Oysa şapka, bir yandan da Batılı görünmenin, inceliğin, kentli olmanın sembolüydü. Erkekler şapkalarını çıkararak selam verirlerdi birbirlerine. Nostalji yapmıyorum, ama bu jestin şehir hayatından kaybolmasını bir nezaket kaybı olarak görmek mümkün. Başın eğilmesi, şapkanın çıkarılması, karşıdakini tanımanın küçük ama anlamlı bir ritüeliydi.

Ahmet Oktay, Nerval üzerine yazdığı bir şiirde onun morg kayıtlarını sıralar: “Siyah ceket, siyah yakalık, gömlek, flanel yelek, gri-yeşil pantolon, kızıl çoraplar, boyalı ayakkabılar ve siyah şapka…”

Evet, siyah bir şapka. Ölümde bile baştan düşmeyen bir aksesuar.

Kantocu Peruz sahiden yaşadı mı Mıstık abi?


Hiç yorum yok:

Related Posts with Thumbnails