Pazartesi, Mart 16, 2026

Son Okuduklarım 112

Sarayda, Nazım Hikmet’in yazdığı bir masal. Ayşe İnan resimlemiş. Masal, nasıl desem, masal olarak pek parlak değil. Metin, adından ve yazarından beklenen dramatik yoğunluğu üretmiyor. Orman Cücelerinin -açık bir alegoriyle halkın ya da yoksulların- sarayda geçirdiği saatleri anlatıyor. Ancak masalın tahkiye mantığı açısından belirgin bir gerilim hattı yok. Cücelerin üstlenmesi gereken bir görev, aşmaları gereken bir engel, dönüşmelerini sağlayacak bir eşik bulunmuyor. Geliyorlar ve gidiyorlar.

Pedagojik bir mesaj seziliyor ama kristalize olmuyor, anlatı didaktik olmaya da, sahici bir çatışma kurmaya da yanaşmıyor. Açık konuşmak gerekirse, metin Nazım Hikmet imzasını taşımıyor olsaydı bu kadar ciddiye alınır mıydı, emin değilim. Buna karşılık görsel dünya daha ikna edici. Ayşe İnan özgün bir plastik dil kurmuş, kompozisyonları, renk tercihleri ve figüratif deformasyonlarıyla metne derinlik katmış. Masalı asıl ilginçleştiren, metnin kendisi değil, resimlerin açtığı yorum alanı. Metnin düzlüğünü görsel imge kurtarıyor.

Günahkâr Kadın, bir İtalyan soap opera çizgi romanı. Yelpaze dergisinin özel sayılarından biri olarak “Yelpaze’nin Resimli Roman Yayınları” başlığı altında 1963’te çıkmış. Kaç sayı çıkmış bilmiyorum, ben seriyle ilk kez karşılaştım.  Yelpaze, annemin satın alıp biriktirdiği bir genç kadın dergisi, evlenirken çeyiz gibi yanında getirmiş. Çocukken kim bilir kaç kez sayfalarını çevirmişimdir. Çizgi romanlar doğrusu pek bana göre değildi, kalbimde aksiyon vardı, dergide ise kadınlar ve erkekler çok konuşuyor, çok gerçek duruyordu, insan o yaşta, gerçekten kaçmak istiyor, serüveni ancak öyle hissediyor.

Günahkar Kadın, Sofia Loren’i andıracak şekilde çizilmiş bir genç kadın. Erkekleri baştan, kasabalı kadınları çileden çıkaran bir çingene. Hikâyenin daha başında, kadınların öfkesinden kurtulmak için bir öğretmen kadına sığınıyor. Ardından, nedense ikisi birlikte kasabadan kaçıp büyük şehre gidiyor ve ev arkadaşı oluyorlar. Hadi çingene kaçar da öğretmen niye yapıyor bunu anlamıyoruz. Çingenemiz, şehirde de erkekleri “öldürüyor” elbette ama kendisine “ablalık” ve “öğretmenlik” eden ev arkadaşına “yamuk” yapmıyor. Heyhat, soap opera yanlış anlaşılmalar, aşık olmalar, kavuşamamalar ve kıskançlık olmadan anlatılamayacağı için iki kadın en nihayetinde ayrı düşüyorlar. Öğretmen hanım, bir ara çingeneye de asılan bir adamla evleniyor, gariban çingene intihar ediyor, herkes üzülüp ağlıyor şu bu. Çok güzel çizilmiş bir çizgi roman bu. Ama metin, abartının üzerine kurulmuş. İnsanlar konuşmaları gereken yerde susuyor, susmaları gereken yerde konuşuyor, ardından da ağlıyorlar. Hikâyenin motoru tam olarak bu.

İçimde Eski Sinemalar mimarlık tarihi üzerine kurgulanmış bir çizgi roman dizisinin son albümü. Seri, doğası gereği enformatik bir çerçeveye yaslandığı için çizgi romandan beklediğimiz o ardışık anlatımı ve akışkan hikâye duygusunu her zaman tutturamıyor. Yer yer belgesel tonuna kayıyor. Bu albümde ise anlatı daha iyi kurulmuş, akışkan ve ilgi çekici. Serinin en iyi kitabı olabilir. Hilton’da çalışan bir genç kadının Yeşilçam’ın kamera arkasına geçişiyle değişen enteresan bir “tanıklık” izliyoruz. Kısa da olsa kadınlık meselesine de değinseymiş metin derinleşebilirmiş, nostaljik kalmayı tercih etmiş. Oysa, Yeşilçamlı bir kadın set çalışanı cidden ilginç ve sert şeyler anlatabilirdi. Bahadır’ın çizgileri hikaye akışı olunca tatlanmış, onun da hakkını teslim edelim.

Kamasutra, doksanlı yılların stüdyo tarzı çizgi roman denemelerinden biri. Sarkis Paçacı’nın Naregatsi Comics ekibi tarafından Boyut Yayın Grubu için hazırlanmış, Haldun Erdinç yazıp çizmiş. Farklı bir şey denememişler diyemem, ancak sonuç, hikâye açısından vasatın üzerine çıkamıyor. Sınırları zorlamak niyeti seziliyor fakat anlatı aceleye gelmiş gibi. Erotik çizgi roman, hikâyeyi geri plana itip yalnızca “ilişki”yi merkeze aldığında hızla bayağılaşır. Burada da o risk gerçekleşmiş. İlginç olan şu: O dönem özel televizyonlarda yayımlanan kırmızı noktalı filmlerin ortalaması neyse, kitap da ona denk düşüyor. Bu benzerlik tesadüf değil. Televizyon estetiği ve anlatı ritmi, çizgi romanın dramatik yapısını da belirlemiş görünüyor.

Hiç yorum yok:

Related Posts with Thumbnails