Pazar, Haziran 28, 2026

Tatlı

Altı yıl oldu babamı kaybedeli. Hemen her gün bir şekilde hesaplaşıyorum onunla. Öyle oluyormuş meğer, ebeveynlerin ardından mutlaka konuşuluyormuş, bitmiyormuş meseleler. Ben de konuşuyorum, iyi ve kötü hatıraları birer birer çağırarak, bana haksızlık ettiğini düşünerek, söylenerek, bazen de onu anlamaya çalışarak.

Sosyal medyada anne ve baba kayıpları çoğu zaman büyük bir özlemle, övgüyle ve romantizmle anlatılıyor. Ne kadarı gerçekten öyle, ne kadarı bir tür poz, bilemiyorum. Büyümek de çocuk yetiştirmek de sancılı işler. Bu ilişkinin sürekli toz pembe anlatılması bana pek inandırıcı gelmiyor.

Babamın tekrar tekrar anlattığı askerlik hatıraları vardı. Bunları yazmasını istemiş, onu inatçı bir ısrarla teşvik etmiştim. Uzun uğraşlardan sonra yazdı da. Ama okuyunca epey hayal kırıklığına uğramıştım. Anlattığı hikâyeler değildi onlar. Yazdıkları donuktu. “Gittik, geldik, şu oldu, sonra bu oldu…” İnsanlar vardı ama karakter yoktu. Olaylar vardı ama gerilim yoktu. Her şey yaşanmış ama kimse yaşamamış gibiydi.

“Baba,” demiştim, “buradaki insanların hiç mi zaafı yok? Hiç mi hata yapmadılar? Hiç mi kötü bir şey olmadı?”

Hiç unutmuyorum cevabını: “Birileri okur ve üzülebilir. Geçmiş gitmiş, unutmak lazım.”

O zaman da tuhaf gelmişti bana. Kim okuyacaktı ki? Galiba yazdıklarını bir tek ben okudum.

Aradan yıllar geçti. Anne ve babaları hakkında yazılanlara bakınca aynı duyguyu hissediyorum. Sanki herkes birileri okur ve üzülür diye yazıyor. Kırgınlıklar çıkarılıyor metinden. Öfkeler törpüleniyor. Hayal kırıklıkları ayıklanıyor. Geriye sevgi kalıyor, özlem kalıyor, fedakârlık kalıyor.

Oysa gerçek hayat böyle değil.

Anne-babalar çocuklarını severler ama bazen üzerler de. Çocuklar anne-babalarını severler ama bazen öfkelenirler de. Aynı evde yıllarca yaşayan insanların hikâyesi biraz sevgi, biraz hayranlık, biraz kırgınlık, biraz da hesaplaşmadan oluşur.

Demem o ki yaş aldıkça insanlar gerçeği değil, gerçeğin kimseyi incitmeyecek versiyonunu anlatmaya başlıyorlar. Özlediğimiz kişileri değil, hatırlamayı tercih ettiğimiz kişileri resmediyoruz galiba Mıstık abi. Böyleyken böyle demek istiyorum.

Bu arada Dedeme selam söyle Baba, iki çift lafı eksik etme lütfen. Öksüz ve yetimdi, bir başına kimsesiz… Cantek işte. Konuşun derim.

9 yorum:

Adsız dedi ki...

çok gerçekçi yazmışsınız babamla anlatabileceğim bir şey yok ne yazık ki çok iyi ilişkimiz olmamış paylaşılan şeyleri özenerek okuyorum böyle de oluyormuş diye Allah rahmet eylesin diyelim. Hülya

fatma dedi ki...

Birileri okuyabilir ve o kötü hallerden anne-babalarımız hakkında olumsuz hüküm verebilirler. Anne ve babalar bizim çocukluğumuzun zaafları. Onlar kötü olsa da sadece biz kötü diyebiliriz. Başkaları dediğinde yaralanan içimizde hala varlığını sürdüren çocuk halimiz oluyor kaç yaşına gelirsek gelelim. O yüzden fazlasıyla güzelleme yapılıyor diye düşünüyorum. Babamı kaybetmedim ama kötü olduğu konusunda kendim karar verdim ve kendimi yaraladım. O yara ile yaşıyorum.

Sade'Ce dedi ki...

Orhan Pamuk'un "Babamın Bavulu" nobel konuşmasıdır bu yazdığınız.. Babalar ve oğullar / kızlar.. Bizde "baba" miti öyle, Atatürk mesela o da bir baba figürü ve yıllar boyu asla hatasız, yanlışsız aktarıldı, halbuki insandır o da, babalarımız da insandır, yanlışları hataları da olmuştur.. Hataları görebilen çocuk, onları zamanla anlamayı ve belki affetmeyi de öğrenecektir..
Allah rahmet eylesin babanıza.. bugün benim de çok sevdiğim birinin ölüm yıl dönümü, ben de ondan başka bir şeyler düşünemiyorum, özlem ve hüzün doluyum.. Ve bu güzel bir duygu....

Levent Cantek dedi ki...

Katkılar için teşekkürler

Aziz dedi ki...

Son paragraf çok kederli Mösyö. Kalp.

Levent Cantek dedi ki...

Teşekkürler, dostlar sağolsun

Levent Cantek dedi ki...

Katkı için teşekkürler

Levent Cantek dedi ki...

Teşekkür ederim, dostlar sağolsun, eksik olmayın

Levent Cantek dedi ki...

Teşekkür ederim

Related Posts with Thumbnails