Salı, Mart 10, 2026

Kurtar Bizi

Ben çocukken, onlu yaşlarımdan söz ediyorum, Ankara’da, Ulus’ta “ispirtocular” vardı. Hal’in arkasında, Sobacılar Sokak civarında dolanır, oralarda yatar kalkarlardı. Çöplerden bir şeyler toplar, kâğıtçılara satar, denk gelirse gelip geçenden para dilenirlerdi. Doğal olarak her gördüğümde korkardım onlardan. İspirto içmek ne demek, çocuk aklıma hem garip hem dehşetli gelirdi.

Sadece ispirto da değil, para bulurlarsa eczaneden Optalidon alırlardı. İkisi bir arada yapar, gömülürlerdi. Anafartalar Caddesi’nde salya sümük, hırlaya hırlaşa yürür, naralar atar, en sonunda iki seksen yere serilirlerdi. Onları mutlaka kusarken, işerken, içerken ya da sızmak üzere bir halde görürdünüz.

Bir gün matrak bir şey oldu. Yine tırsarak yanlarından geçiyordum. O günün koşullarına göre kalburüstü giyinmiş bir adamdan yardım isterken rastladım onlara. Yine sarhoştular. Biri yayıldığı yerden hafif doğrulmuş, sesini kibarlaştırarak şöyle dedi: “Kurtar bizi sayın abim.”

Yıllarca “Kurtar bizi sayın abim” diye diye bunun taklidini yaptım. Galiba o rahatsız edici hallerle ancak böyle baş edebiliyordum, hicvederek, komikleştirerek.

Bir de üzerimde ailemdeki marazlı çalışma ahlakının etkisi vardı. Onlara bakarken “Nasıl yaşıyorlar?” diye değil, “Nasıl geçiniyorlar?” diye düşündüğümü hatırlıyorum.

Ne naletsin orta sınıf ahlakı.


Aradan kaç yıl geçti. Hâlâ biri “kurtar bizi” dediğinde içimde gülmekle kızmak arası bir duygu belirir. E sen çalış, çabala, niye seni kurtarsınlar?

Neyzen Tevfik’e atfedilen bir fıkra vardır. Tarzan filmini izlemişler, “Nasıl buldun?” diye sormuşlar. Neyzen de Tarzan ile Ceyn'i kastederek, "kurtaran s.kiyor" demiş. E tamam, “Erkek” Neyzen'den politically correct bir cevap beklemiyorduk zaten. Ama fıkrayı anlatan akıl, kurtaranın niyetinin çoğu zaman kurtarmakla sınırlı olmadığını söylemek istiyordu. Ben bunu bir Gıbrıslıdan dinlemiştim.

Bir gün mahallede benim için garip bir şey yaşandı. Yine çocuğuz. Akran zulmü diyelim. Bir grup çocuk yaşıtlarından birini eski çöp varillerinden birine koymuş, asfaltta tangır tungur yuvarlıyorlar. Ne mağduru tanıyorum ne de zalimleri.

O kadar çizgi romanını boşa okumamışım. Koşarak gittim, varili durdurdum, çatır çatır o yılık ağızlı “kötülerle” yumruklaştım ve çocuğu varilden çıkardım. Yani kurtardım.

Ne mi oldu?

Çocuğun üstünü başını düzeltirken, “Bırak!” diye beni ittirip bir tokat attı. Başı dönüyordu, yalpalayarak uzaklaştı. Donup kalmıştım. Sonunu düşünmeden girdiğim bir serüven, mutlu sonla bitmemişti.

Hayat bana o gün nasıl bir ders vermişti, hâlâ tam anlayabilmiş değilim. Evrenin mesajı belki şuydu: “İşin gücün yok mu lan değişik?”

Bunu Neyzen’e mi sormalı, yoksa Neyzen fıkrasını uydurana mı, bilemiyorum. İspirtoculara sorsam muhtemelen benden para isterlerdi. Annem ise daha pratik bir yere bağlar ve şöyle derdi: “Yazdığın dizide bölüm başına kaç para verecekler?”

Bazen diyorum ki, kurtulsak iyi olacak. Neyden, demeyin… bir şeyden işte.

Ama mümkünse biri bizi kurtarmasın.


4 yorum:

Kitaptaki Sessiz Harf dedi ki...

Harika bir yazı olmuş, elinize sağlık. Ulus’un o isli havasını ve "kurtarıcı" olma hevesinin suratımızda patlayan bir tokatla bitişini çok samimi anlatmışsınız.
Özellikle o orta sınıfın "nasıl geçiniyorlar?" sancısı ve Neyzen Tevfik göndermesi cuk oturmuş. Kendi ipini kendi kesenlerin özgürlüğü, minnet borcundan çok daha kıymetli sahiden.

Aziz dedi ki...

Sobacılar böyle miydi -Resim sorusu

Levent Cantek dedi ki...

Çok teşekkürler

Levent Cantek dedi ki...

Çok doğru değil elbette. Ai, metni okuyunca Oliver Twist çıkarsaması yapmış :)) Uğraşmak gerekiyor

Related Posts with Thumbnails