![]() |
İnsan değişir. Yeni şeylerle karşılaşır, bir süre heves
eder, sonra usanır. Eskiye döner, fikir değiştirir, vazgeçer, öğrenir, pişman
olur. Bu değişimi, “bizimle aynı fikirde değil” diye küçümsemek saçmalık. Hayat
öyle işlemiyor.
Beni asıl rahatsız eden, insanın bir şeye inanırken
karşıtlarına yönelttiği şiddet ve tahammülsüzlük. Fikir değil, hal. Kanaat
değil, hoyratlık eleştirilmeli.
O çocukla sonradan sınıf arkadaşı olduk. Birlikte oturup
kalkıyor, birlikte büyüyorduk. Derken bir ara (nasıl oldu hâlâ bilmiyorum) bu
ateist çocuk Adnan Hocacı oldu. Namaza başladı, bizimle konuşmaz oldu. Yetmedi,
namaz kılmıyor diye üniversite mezunu annesini tokatladığına bile tanık olduk.
Şedit, keskin, ürkütücü bir hâl. Neyse ki uzun sürmedi, bir ay sonra tekrar “normale”
döndü.
Kırk yıl öncesinden söz ediyorum. Adnan Hoca’yı falan pek
bilmiyoruz o zamanlar. Nazlı Ilıcak’ın Bulvar’daki röportajı var sadece, gazete
toplatılmış, adam içeri alınmış, o kadar. Görmüş değiliz, tanımıyoruz. Okulda
Harun Yahya kitapları dağıtılıyor ama kuşe baskısı dışında elde tutulur bir yanı
yok.
Arkadaşa sormuştum, “sen şüpheci bir adamsın, aklını
kullanan birisin. Hiç tanımadığın birini dinleyip, inandığın şeylerle ilgisi
olmayan bir yola nasıl girersin?” Bana şunu söyledi: “Çok güzel konuşuyor.
Etkilendim.”
Üstelemedim ama aklımda kaldı. On sekiz yaşındayım. Bir
insanın, birinin “güzel konuşmasından” etkilenip hayatını bu kadar hızlı
değiştirmesini aklım almıyor. Merak ediyorum. Bir de ben dinlesem diyorum. Ne
anlatabilir? Ne söyleyebilir?
Yıllar geçti. Adnan Hoca bir medya figürüne, bir
televizyon karakterine dönüştü. Ne söylediğini, nasıl söylediğini hepimiz
gördük. O eski merakımın karşılığı yokmuş; onu da anladım.
Ama mesele Adnan Hoca değil. Mesele şu: öğrenme, inanma,
reddetme, kabullenme ve akletme süreçleri, aileden, çevreden, sınıftan,
şehirden, büyüme hikâyelerimizden besleniyor. Tek doğru yok, tek yanlış yok.
Bunu kabul etmeden konuştuğumuz her şey havada kalıyor.


3 yorum:
Bloğunuz güzel görünüyor. Sık sık takip etmeye çalışıcam . Başarılar dilerim
bu düşünme tembelliği denen hastalık yüzünden. kendi düşünce üretemeyen insanlar hep başkasının aklıyla düşünür. ve maalesef çok yaygın bir hastalık bir toplumumuzda. bazılarında öyle bir seviyede ki yaşam tarzlarını bir kişinin iki tatlı sözüne hemen değiltirebilirler bile.
Ben de tam tersini yazacaktım, insan kendi içinde, özünde paralellik bulmadığı hiçbir sözden gerçekten etkilenmez gibi geliyor bana. Bir şeye dikkat etmek için zaten ona halihazırda açık olmak gerekir.. Yoksa bir kulaktan girip diğer kulaktan çıkar.. Yazıda bir de şu ayrıntı var, bir bir uçta, bir diğer uçta... Aslında iki uç da aynı yer değil mi? Onu etkileyen düşünce belki düşüncenin kendisinden çok zaten bu "uçta olma" haliydi. Bir şey ne kadar doğruysa, karşıtı da o kadar doğrudur denir ya..
Yorum Gönder