Çarşamba, Ocak 31, 2024

Son Okuduklarım 87

Baron Münchausen, Alman edebiyatının en ünlü mizahi kahramanlarından biri, gerçek bir tarihi kişilikten yola çıkarak Raspe'nin maharetle diline doladığı bir hiciv aslında. Üç yüz yıldır yaşamasını yükselen Alman milliliğine bağlamak mümkün. Don Kişot'la karşılaştıranlar filan da var. Ben çocukken okuduğumda abartılı bulmuş, bir serüvenci olarak çok da ciddiye almamıştım. Bilemiyorum, belki çok eski, belki fazla Alman gelmişti bana, hiç komik de bulmamıştım. Flix, akıllı bir çizgi romancı, hatırlayanlar olabilir, dilimizde şahane bir Don Kişot uyarlaması yayımlanmıştı. Okumadıysanız arayıp bulun derim. İşte o Flix, bu defa Baron'u yorumlamak istemiş ve onu, büyük savaşta, bombardıman altındaki Londra'ya getirip, Freud'un hastası yapmış. Bu ünlü palavracıyı, Freud'un yorumladığını hayal etmiş diyelim. Güzel fikir ve kendini okutan esprili bir iş çıkmış ortaya. Lulu, Bir Kadın uzun yıllardır grafik roman dünyasında konuşulan, pek çok dile çevrilen bir albümdü. Orta yaşlı, üç çocuklu bir ev kadının ortada belirgin bir sebep yokken, yaşadığı hayattan sıkılarak başka bir yola girmesi anlatılıyordu. Ben ilk okuduğumdan beri asıl olarak anlatım biçimini sevmiştim. Karmaşık bir hikayesi yok çünkü, sıradan bir insanın yaşadığı farkındalığın akislerini anlatıyor. İlginç, sevimli, yalın ve düşündürücü bir yalpalama ve dengeyi bulma hikayesi. 

Tadında Ekonomi, Aç Bir Ekonomistin Gözünden Dünya, başarılı bir deneme kitabı...Her bölümde mutfak ve yediklerimiz üzerinden yola çıkarak global ekonomi hakkında yorumlar yapıyor. Tarihe de gidiyor, kişisel hatıralara da... Tarz olarak, bana Newsweek havasında değerlendirmeleri, o türden yorumları hatırlattı. Hamsi'den muz'a, çilek'ten erişte'ye varıncaya değin güzel bir çeşitliliği var, kapitalizm eleştirisi de yapıyor, rekabetçi piyasanın övgüsünü de...Orta yolcu siyasetten yana. Met,n lezzetli.  Şarlatanlar Dönemi, Lillian Hellman'nın bir döneme ilişkin hatıraları. Uzun zamandır aklımda olan, okumak istediğim bir kitaptı. Hellman'ın Dashiel Hammett ile ilişkisini ilgi çekici bulurum. Birbirlerine olan saygıları, zor bir dönemden geçerken gösterdikleri dayanışma hep hoşuma gitmiştir. Kitap, McCharty döneminde yaşadıklarını anlatıyor. Malumunuz, komünist olmakla suçlanıyor, kara listeye alınıyor, iş bulamıyor, fişleniyor, bir cadı avının kurbanı oluyorlar. Üzücü ama bir o kadar da şaşırtmayan olaylar silsilesi okuyorsunuz. Kitapta bir takdim yazısı var, farklı bir "radikal" tanımı yapıyor, o fasıl ilginç, ideolojiyle kıyasladığı bir bölümü alıntılıyorum: "Radikal, erdemli kişilerin peşindedir, ideologsa aşırı'nın. Radikal, hırslı, muzır kişilerden nefret eder; ideologun nefret ettiği ise öğretiye aykırı düşen düşüncelerdir, sözcüleri ne kadar saygıdeğer olursa olsun. Radikal, çürümüş bir dünyada, kişisel onuru ayakta tutmaya çabalar..." Çeviriyi Tomris Uyar yapmış, bile isteye yaptığını anlıyorsunuz. 

Salı, Ocak 30, 2024

Yanyana

Geçen yüzyıldan, yirmili yıllardan kalmış bir fotoğraf... Doğal olarak bu altı beyfendinin ne yaptığını, niye yan yana geldiklerini bilmiyoruz. Muziplik olsun diye poz verdiklerini, kıkırdadıklarını tahmin edebiliriz. Bakmayın ciddiyetlerine... Kasvete kasavete, sıkıntıya boğuntuya, kaygıya kuruntuya nanik yapmışlar. 

İşlemeli beyzade bastonları, sivri burun iskarpinleri, konçlu fotinleri, Parizyen papyonları, kolalı gömlekleri, şairane mendilleri ve modern fesleriyle güzelce hazırlanmışlar... Gece olsa frak, smokin, bonjur olacaklarmış. 

Kim bunlar? Hımhım yapan mimikleri ve dikleştirilen omurgalarıyla ekabirler elbette, memur oldukları anlaşılıyor, aynı okuldan geldikleri, benzer işlerde çalıştıkları tahmin edilebilir. 

Terzilerine, üstlerine oturan ve oturmayan kıyafetlerine bakılırsa zengin ailelerden gelmiyorlar, yeni yükselen vazifelilerden olmalılar. 

Şapka devriminden önce "çekilmişler" gibi duruyor. Fotoğraftaki sokağa bakılırsa şehir merkezinin uzağındalar. Toplanıp Beyoğlu'na, eğer Ankara'ysa Bankalar Caddesine yürüyecek, korte edecekler... 

Sol ellerde tek bir yüzük yok, kısmet olursa izdivaç niyetleri var. Falancanın kızı, evkafta oturan esmer mürebbiye, müdür beyin yeğeni falan filan...Daha ne kadar bekar kalacaklar sorarım size...

Bence mutlularmış, sınıf atlamanın gönenci, hallice bir maaşın rahatlığı, memurluğun itibarı...Neşeli ol ki genç kalasın mı dediniz? 

Not: Şoför, bahçıvan, uşak, aşçı esprileri yapmıyorum.

Pazartesi, Ocak 29, 2024

Olan biten

Son bir ay hastalıkla geçti, bitmeyen bir nekahet ve halsizlikle uğraştım, zor uyudum, ilaçlar öksürükler, hırıltılar bitmedi bir türlü. Gündelik bir çalışma tempom olunca ruhen çok bunaldım, yazmam gereken bir senaryo, rutin işlerim ve evet blogum filan... 

Hastasın işte, yat dinlen nereye kadar bu çalışmak... Blog yazmasan ne olur, kimin umurunda... E senaryo desen, sözleşme gereği en az üç ayım daha var yazmak için... E iki bölüm kalmış hepi topu...Neyi zorluyorsun?

Elbette bunlar mantıklı birinin argümanları...Bana ait değiller, yapamıyorum, yazmalıyım, bitirmeliyim manyaklığım hayatımı çoktan ele geçirmiş benim. Yatıyorum aklımda, uyanıyorum aklımda hepsi... Sıkıntımı daha artırdı bu bitirememe-yapamama hali...

Ha şunu denedim, hastayken kendimi tutarak blogu yazmayı bıraktım, aslına bakarsanız mecra değiştirmek, örneğin twitterda devam etmek filan hep bir fikir olarak vardı, hastayken eski yazılarımla deneyeyim dedim, ve denedim. Sonuç ne derseniz eğer... Doğal olarak çok daha fazla okunuyor ve görülüyorsunuz, blog yazmak eskisi kadar ilgi çekmiyor filan ama bu okunmanın da bir bedeli var... Yeni medya mecralarında okuyanlar etkileşim kurmak, sohbet etmek, fikir paylaşmak, eleştirmek istiyorlar. E o olunca, bu da ayrı bir mesaiye dönüşüyor. Cevaplarla uğraşıyorsunuz. 

Oysa ben zamana karşı işler yapan, senaryolar yazmak, hikayeler anlatmak isteyen biriyim. Böyle bir etkileşim aslında çok da bana göre değil, olmamalı da, işe güce bakmalı, o etkileşimden kaçınmalıyım...

Denemiş oldum, denemesem olmayacaktı, bloga devam edip etmemeye henüz karar vermiş değilim.

Ha ne oldu, dün gece senaryoyu bitirdim ve çok güzel uyudum. Normale döndüm. Önümüzdeki maçlara bakacağım. 

Perşembe, Ocak 18, 2024

Özlemek

En son yazdığım grafik romanın yayını üzerinden altı yıl geçmiş, özlemiyorum desem, yeni bir şey yazmayı istemiyorum desem yalan olur. 
 

Salı, Ocak 16, 2024

Ordu


İlhan Selçuk, Çetin Altan için yazmış bunları... "Çetin Altan, bir ordudur" varsayımını sündürmüş, yazdıkça yazmış mı deseydim acaba...  

"Çetin Altan bir kişi değil, bir ordudur. Tek hedefe yönelmiş, piyadesi, süvarisi, topçusu, levazımı, keşif kolları, öncüsü, artçısı, cephanesi, çadırları, istihkamı, ağırlıkları, hafiflikleri, gözüpekleri, çekingenleri, atakları, durgunları, üst ve alt rütbeleri, neferleri, kumandanları bir ordu..."

İlk okuduğumda 27 Mayıs'tan sonra yazılmıştır dedim, 1963 çıktı, İkinci olarak, bunu bir subay çocuğu yazmış olmalı da dedim, Selçuk'un yazdığını bilmeden... E o da doğru çıktı... arada tutturuyorum... 

Bana ilginç gelen, şimdiki kuşaklar çok bilemeyecek, ben büyürken, Selçuk , Altan'dan pek hazzetmezdi, geçmiş zaman önsöz yazmış, çok da övmüş... Arada söylüyorum, aktüel yaşayanların, hele gazetecilerin övgüleri de eleştirileri de abartılı olabiliyor, örnek olsun diye paylaşıyorum.

Related Posts with Thumbnails