![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
Hastasın işte, yat dinlen nereye kadar bu çalışmak... Blog yazmasan ne olur, kimin umurunda... E senaryo desen, sözleşme gereği en az üç ayım daha var yazmak için... E iki bölüm kalmış hepi topu...Neyi zorluyorsun?
Elbette bunlar mantıklı birinin argümanları...Bana ait değiller, yapamıyorum, yazmalıyım, bitirmeliyim manyaklığım hayatımı çoktan ele geçirmiş benim. Yatıyorum aklımda, uyanıyorum aklımda hepsi... Sıkıntımı daha artırdı bu bitirememe-yapamama hali...
Ha şunu denedim, hastayken kendimi tutarak blogu yazmayı bıraktım, aslına bakarsanız mecra değiştirmek, örneğin twitterda devam etmek filan hep bir fikir olarak vardı, hastayken eski yazılarımla deneyeyim dedim, ve denedim. Sonuç ne derseniz eğer... Doğal olarak çok daha fazla okunuyor ve görülüyorsunuz, blog yazmak eskisi kadar ilgi çekmiyor filan ama bu okunmanın da bir bedeli var... Yeni medya mecralarında okuyanlar etkileşim kurmak, sohbet etmek, fikir paylaşmak, eleştirmek istiyorlar. E o olunca, bu da ayrı bir mesaiye dönüşüyor. Cevaplarla uğraşıyorsunuz.
Oysa ben zamana karşı işler yapan, senaryolar yazmak, hikayeler anlatmak isteyen biriyim. Böyle bir etkileşim aslında çok da bana göre değil, olmamalı da, işe güce bakmalı, o etkileşimden kaçınmalıyım...
Denemiş oldum, denemesem olmayacaktı, bloga devam edip etmemeye henüz karar vermiş değilim.
Ha ne oldu, dün gece senaryoyu bitirdim ve çok güzel uyudum. Normale döndüm. Önümüzdeki maçlara bakacağım.
![]() |
İlk okuduğumda 27 Mayıs'tan sonra yazılmıştır dedim, 1963 çıktı, İkinci olarak, bunu bir subay çocuğu yazmış olmalı da dedim, Selçuk'un yazdığını bilmeden... E o da doğru çıktı... arada tutturuyorum...
Bana ilginç gelen, şimdiki kuşaklar çok bilemeyecek, ben büyürken, Selçuk , Altan'dan pek hazzetmezdi, geçmiş zaman önsöz yazmış, çok da övmüş... Arada söylüyorum, aktüel yaşayanların, hele gazetecilerin övgüleri de eleştirileri de abartılı olabiliyor, örnek olsun diye paylaşıyorum.