Cumartesi, Mart 09, 2024

Marmara Canavarı

Tenten'in Türkiye'de üretilen kopya serüvenleri olduğunu yazmış, örnekler paylaşmıştım. Marmara Canavarı, o kopyaların en çok bilineni. Çünkü, yukarıda kapağını gördüğünüz üzre bizatihi Milliyet gazetesi tarafından okurlarına çizgi roman ilavesi olarak verilmişti. 

Nasıl olur da koskoca gazete suç işler, niye Tenten'in yasal mirasçılarına yok yere tazminat ödeme riskini alır ki... diyebilirsiniz. Kimse bu soruların cevabını, işin aslını bilmiyor. Anlaşılır gibi değil zaten, muhtemelen farkına dahi varmadan, orijinal serüven sanarak yayımlamışlar. Üstelik içerde dizinin Fransız yayıncısını belirten "@casterman 1989" filan gibi telif hakkı ibaresi kullanmışlar.
Bu kopyalar, altmışlı yıllarda üretilmişler, hani diyelim o zamanlar, dünya daha kapalı, kimse kimseden haberdar olamıyor filan, bu ilave, 1989 ya da 90'da çıkmış olmalı, kaç sene geçmiş aradan... Hayret...

Bir itirafta bulunayım, o ilaveyi görmemiş, sonradan duymuş ama ihtimal vermemiştim. Olamazdı. Çünkü Milliyet, çocuk dergisi çıkarttığı dönemde 1972'de Tenten'in yayın haklarını almış, Tenten öncesinde kopya çizgilerle yayımlanırken ilk orijinal çizgi ve renkleriyle yayımlama yoluna gitmişti. E bunu yapan bir yayıncı, tutup kopyasını korsanını, uydurmasını yayımlayacak kadar bönleşemezdi. Ben yanılmışım, bönleşebiliyormuş, bu kopyalar siyah beyazdır, kendilerince renklendirmişler, grafik servisini de çalıştırmışlar...

Nasıl olur faslını geçiyorum, olmuş bir kere diyelim, uydurma hikayemizden bahsedelim. Hikayeye göre Tenten ile Kaptan, Kınalıada'da yaşamaya başlamışlar, balık tutalım filan derken gazetelere düşen bir Marmara Canavarı haberi görüyorlar, Tenten malumunuz acar gazeteci, merak ediyor, araştırıyor, esrar kaçakçılarının polisin dikkatini dağıtmak için uydurduğu bir tezgah olduğunu anlıyor filan... Tenten mizahını tutturmuşlar ama serüven ritmi olmamış seviyesinde...ki okuduğum yerli kopya serüvenler içerisinde en başarılısı olabilir. 

Not 1: Milliyet, o yıllarda, yine gazete kağıdına, küçük boy olarak çizgi roman ilaveleri verirdi. Daha çok Red Kit'i kullandı demek daha doğru, öyle ki dönemin Başbakanı olan Özal, kendisine muhalefet eden Milliyet'i, okumadığını sadece Red Kit ilavesi verdiği günlerde satın aldığını filan söylemişti. Hınzırlık tabii...

Not 2: Bu kopya üretimleri kimin ürettiği hep konuşulur, arada ben de yazdım, Şahap Ayhan isminden söz ediliyor, ben de bir iki kez fikrimi söyledim, ihtimal ama benim için çok güçlü bir ihtimal değildi, diğer yandan bu serüvendeki mizah bir ölçüyse, evet bir Şahap Ayhan havası var diyebilirim. 

Cuma, Mart 08, 2024

Hava güzeldi Tarabya sırtlarında

Paparazzi tarihimizin önemli "hadiselerinden" biri... Türkan Şoray ile Rüçhan Adlı'nın gizli ilişkisi Pazar dergisi tarafından afişe ediliyor. Sene 1965

"Hava güzeldi Tarabya sırtlarında Rüçhan, Türkan ve Pazar objektifinden başka kimsecikler yoktu" diye yazmışlar.. Bu türden teşhir haberlerinde tuhaf bir dil vardır, nasıl desem "lügat parçalanır"... Hafif şehevi, hafif muzafferane, mecazlı, şiirli "döktürülen" ama ne yapılsa vasat kalan bir metin yazılır... galiba diyorum, zaten okunmaz diye düşünülüyor... 

Rüçhan Adlı "Korkma sevgilim, bülbülleri duyuyor musun, hadi yürüyelim" filan diyormuş. Baştan ayağa palavra da... Acaba diyorum hınzırca bir ironi mi yapılıyor...

Altmışlı yılların önemli bir özelliği matbaa teknolojilerinin yenilenmesi... Gazeteler o değişimle bol bol fotoğraf kullanabilir hale geliyor. Fotoğrafçılar, gazetelerin gözbebeği haline geliyor, yeni makineler satın alınıyor, zoom objektiflerle uzaktan fotoğraflar çekiliyor.  Yani paparazzi tarihimiz de altmışlı yıllardan başlar demek gerekiyor. Öncesinde gazetelerde fotoğraflar baskıda çamur gibi çıkıyor, bu kadar uzaktan (çaktırmadan) çekmek hiç mümkün olmuyor filan... 

Bu arada o haberin fotoğraflarından biri arşivimde varmış da haberim yokmuş... Yeşilçam için karıştırırken bulmuştum, şaşırarak... Paylaşayım dedim. 

Perşembe, Mart 07, 2024

Biz veda etmek üzereyiz kedere


Yahya Kemal, bilenler biliyor ama kabaca özetlersek, ömrünü bir otelde geçiriyor, yemeğe düşkün, ünlü bir lokantada daima mükellef bir sofrada "demleniyor", geleni gideni çok, alıştığı bir lüks var, ondan geri kalmıyor. Devletten aldığı maaş, bir bankadan aldığı yardım masraflarına yetmiyor, aralıklarla elçilik görevi veriliyor ama anlatılanlara bakılırsa, meslekten memur olmadığı için görevini layıkıyla yapamıyor, masraflı hayatını gurbet elde misliyle sürdürüyor falan filan...

Bir dönem, Kavaklıdere Şarapları için iki dizelik (bugünün deyişiyle) bir reklam spotu, şiir yazıyor: "Biz veda etmek üzereyiz kedere / getir ahbaba bir Kavaklıdere" 

Yahya Kemal'in hayranı ve dostu olan devlet adamları, para için şiir yazmış olmasına fena halde üzülüyor, madden bir hal çaresi arıyorlar...Tekrar elçi oluyor, yine kısa sürede dönüyor, en sonunda Hürriyet'te hatırı sayılır teliflerle şiirleri yayımlanıyor, bir parça rahat ediyor, ki bu da esasen şaire destek olmak için yapılmış, nazik bir yardım... Yahya Kemal'in hayatı, bu kurtarma kampanyalarıyla geçiyor desek yanlış olmaz... 

Kavaklıdere için yazdığı iki dize, alınan teliften çok sonraki getirisi, yardım dalgalarını tetiklemesi bakımından önemli...  diyeceğim ama ister istemez kaç lira telif aldığını, kıyas yapabilmek adına merak ediyorum. Edebiyatçıların "reklamdan" kazanması pek rastlanan bir şey değil ayrıca. Madden bir değer de belirlenmiş oluyor, dönemin yıldızını ikna edecek, herkese verilmeyecek bir meblağ harcanmış oluyor... Kaç lira acaba? 

Magazinin seyir defteri, yıldız tarihi hattıhutturbilmemkaç, ışınla beni Sikati...benim Kaptan Kirk...

Küçük bir not: Bedii Faik, anılarında Yahya Kemal'in kaldığı otele ve demlendiği lokantaya dahi para vermediğini iddia ediyor, doğru mu bilmem, hemen her meselede manşet arayan bir gazeteci, abartmış olabilir. 

Pazartesi, Mart 04, 2024

Sahte Hayatlar

Bir dönem, onlar da tarih oldu ama YeniYüzyıl ve Radikal gibi gazetelerin öncülü olan Söz diye bir gazete çıkmıştı, çok da sürmedi, biraz dergi gibiydi, 1987'de çıktı ve kapandı... O yaşta çok ilgimi çekmişti, farklı bir şeyler söylemeye çalışıyordu, benim solculuğumdan ne olacak, öğretmen çocuğu değilim, memur çocuğu değilim, ne Kürdüm ne Alevi... Kendimce arıyorum, aklıma yattıkça, yaşadığım hayata uydukça ilerliyorum... Bugün geriye dönüp baktığımda, Söz nasıl bir gazeteydi diye düşününce diyelim, Sokak dergisini hatırlattı bana ve nedense aklımda Murathan Mungan kalmış, orada yazıyordu, ilk kez orada okumuştum filan...

Yukarıdaki çizgi roman görseli, Söz'de çıkan bir çalışmadan... Yalçın Didman çizmiş, yazansa bir mahlas olmalı... Gül Kaptan diye geçiyor... Kim bilmiyorum. Kaptan malumunuz Attila İlhan'ın lakabı, o da Söz de yazıyordu, acaba dedim ama sanmıyorum, pek gönül indirmezdi çizgi romana... Duygu Asena olabilir mi ki? 

Sahte Hayatlar ismi ise Faruk Geç'in ünlü soap opera çizgi roman dizisinden bir ters köşe olabilir, "Gerçek Hayat Hikayeleri" derdi yaptıklarına, çok da taklit edilirdi, o yılların yüksek telifli, değer atfedilen işlerindendi... Söz de benzer bir niyetle düşünmüş olmalı böyle bir çizgi romanı. Tamamını bilmiyorum ama Sahte Hayatlar gördüğüm kadarıyla, gazetenin ruhuna uygun bir biçimde erkeklik eleştirisi yapıyor... 

Yarım kalmış ve unutulmuş çizgi romanlarımızdan...

Pazar, Mart 03, 2024

Çok Gençtim, Kazanacağımı Sanıyordum


15 yaşımdayken sinema dergileri ve kitapları okumaya, satın almaya başladım. The Wall filmini de oralardan keşfettim, sonra Stüdyo İmge’den Pink Floyd kitabı çıktı, dil bilmiyorum, şarkı sözlerinin çevirileri var, okuyorum, dinliyorum. Şiirle pek ilgim olmadı, yani yazmaya çalışmadım, aklımda hayalimde yazmakla (en çok da senaristlikle) ilgili bir şeyler vardı ama şairlik o fasılda hiç kendine yer bulmadı, “aramadı” bile…

Bugün, geriye dönüp bakıyorum da, şiire az buçuk yaklaştıysam,  “senfonik rock” derdik, hah, işte o türden şarkıların sözlerini anlamaya çalıştığım yıllarda oldu. O şarkı sözlerini taklit eden şeyler yazdım. Aşağıdaki metni o yıllarda (1986) yazmışım, adına Trip demişim… Çeviri kokuyor… Yaşlanmayı mı istemişim, yaşlı bir adamı mı anlatmışım, bilemedim… Gençliğime, kurtulma gayretime  selam veresim geldi, o sebeple paylaşıyorum. 

Trip
Hiç bir yolculuk, insanın evine dönmesi kadar güzel değil... Uzayıp giden yollar, asfaltın kokusu, gürültü... Vız vızzz... Trafikten nefret ediyorum, büyük şehirlerden, hiç bitmeyen kırmızı ışıklardan, paralı yollardan, delirmiş sürücülerden, araba hastalarından...

Evimden çıkmak istemiyorum.

Kırmızı pozları, sürat tutkusunu, arabalarla ilgili erotik palavraları istemiyorum... Bazen uzun uzun seyredersin, harcarsın zamanını yağmuru seyretmek için... Bak o güzeldir işte...

Dünü hatırlarsın, çayırın ortasında ufku seyretmeyi...

Çok gençsindir, kazanacağını sanırsın... Sonra araba seni sarsar, ayılırsın, anlarsın, bugünü yaşıyorsundur… Yine bir yolculuğa çıkman gerektiğini bilirsin... Vız vızz... [1986]

Evimden çıkmak istemiyorum
Kırmızı pozları, sürat tutkusunu, arabalarla ilgili erotik palavraları istemiyorum...


Dünü hatırlarsın, çayırın ortasında ufku seyretmeyi...


Cuma, Mart 01, 2024

Ghetto gönlümde

Şehrin uzağında bir tarla, kıyısında yarım kalmış bir inşaat düşünün... Bir tane bekçi bırakmışlar başına... Adamcağıza bakınca inşaattaki duvar yazısını onun yazamayacağını anlıyorsunuz. Hoş, insan şaşırmak da istiyor, sırf bu sebeple iki çift laf ettim adamla, yok, getto sözcüğünü duymuş biri değil...

"Kaç kadeh kırıldı ghetto gönlümde?" yazılmış...

Genç işi duruyor, rap havasında hafif isyancı, bağıran bir cümle kurulmuş. Aşki bi dışavurum mu, yoksa pozu mu, o kısmı geçelim... 

Bir meyhane masasında olabilirdi ama bu kadar izbede, bu kadar tenhada görmek bana ilginç geldi... 
Related Posts with Thumbnails