Çarşamba, Ekim 20, 2021

Sakallı bebiş


Seksenli yıllarda bir sakallı bebek şayiası çıkmıştı, Tan gazetesi haberi diyorduk, saçma sapan bir şeydi, işte sakallı bir bebek doğmuştu da bebişin sakalları kıyamet alameti sayılıyordu filan. Vay vay... Hem ergen küçümsemesiyle burun kıvırdığımızı hem de kıkırdadığımızı hatırlıyorum. 

Meğer, Tan'dan önce Hürriyet'te Ahmet Altan ironik bir dille bu palavrayı haberleştirmiş. Oradan diğer gazetelere sirayet etmiş, Tan erotik sansasyon gazetesiydi, galiba zamanın en çok satan yayınıydı, o palavrayı manşete taşıyınca işin matrağı tavan yapmıştı. 

Yukarıdaki kapak, o dönemin çok satar dergisi Nokta'nın olup biteni özetleyen yorum-haberinden...

Şimdilerde sosyal medyanın olanaklarıyla herkes birer yazar, gazeteci, yorumcu, sanatçı olunca...haber ve asparagas hem çoğaldı hem çok yaşamaz oldu. Oysa o yıllarda, hepimiz o gazete haberini bir espri olarak belki yıllarca konuşmuş, saçmalığın daniskası diyerek dilimize dolamıştık. 

Şimdilerde bunun gibi her gün yüzlerce şey adına "fake" denerek uyduruluyor, ne ki enikonu etkisi olmuyor, bir teki bile sakallı bebek kadar yaşayamıyor. 

Popüler kültür tarihi yazılırken, internet başka bir milad oldu diyerek (ve kapsam dışında tutarak) konuşmak ve incelemek gerekiyor... 

Salı, Ekim 19, 2021

Hata

Kırklı yıllardan Karikatür dergisi kapağı, Firuz Aşkın çizmiş...Karikatür dergisinde neden bu ilüstrasyon kapak olarak kullanılmış belirsiz, üstelik esprisi hiç anlaşılmıyor: "Deniz kadın gibidir, diyenin hakkı varmış!"

Mizah dergilerimizde erken cumhuriyet döneminde daha çok olmak üzere buna benzer tercihlerle karşılaşılıyor aslında, karikatür nedir veya ne değildir çok bilinmediği için olmalı, resimsi ve foto realistik çizgi tercihleriyle çeşitli çalışmalar yer bulabiliyor(muş).

Şöyle anlatayım, bu kapak, bir aşk romanına kapak olabilir miydi, olurdu, hatta daha doğru bir kullanım olurdu. Asıl mesele derginin, diğer dergiler arasında okur tarafından ayırd edilebilir olması...bir okur, gazete dergi satıcısının önüne geldiğinde karikatür dergisini hemen bulabilmeli...Yayıncısı, bunu sağlayamıyorsa, olup biten enikonu editöryal bir hatadır.

Bir katilin güncesi

Kolay okunan bir novella, artık alzheimer olan bir seri katilin günbegün yaşadıklarını anlatıyor. Okuru sürprize güzel hazırlıyor, okudukça anlıyorsun, hiç öyle değil, karıştırıyor işte yaşlı adam diyorsun... Gelgör ki, güzel kıvırıyor, maharetli bir anlatımı var. İnsanlar vitaminlerle, takviyelerle, gelişen tıpla daha uzun yaşıyor ama hafıza bu yükü taşıyamıyor artık, trajik ve çaresizce çözülüyor, alzheimer'in edebiyata, sinemaya daha çok dahil olacağını biliyoruz...Mesele, nasıl anlatılacağı...Bu iyi bir örneği olmuş.
 

Pazartesi, Ekim 18, 2021

Doğan bey

Papyon ve ikindi kurabiyesi. Lavanta kokulu sohbetleri edebiyatın. Beyaz gecesi eleştirinin. Pul ve zarf nostaljiye, eski bir şarkıya, güz yapraklarına, Boğaz’a, İstanbul’a, güne damlayan dizeye. En eski sanat sayfası, Hürriyet’in Doğan Bey’i. Her jürinin üyesi, gölgesinde ödüllerin. Doğan Hızlan, Türkçenin çeşnicibaşı.

Pazar, Ekim 17, 2021

Çizgi romanlı ajanda

Yukarıdaki kapak resmi bir ajandaya ait, çocukken görmüş ve benim olsun istemiştim. Ajanda kullanmak gibi bir alışkanlığım olmadı, unutmamak için, halen de öyledir, yapılacak işleri kağıtlara yazar, yaptıkça üstünü karalarım. Eşim dostum, hediye diye ajanda getirirdi, kullanamaz, aktüel değerini yitirince deftere dönüştürürdüm. 

E peki yukarıdaki "okul günlüğünün" özelliği ne derseniz, içinde bazen tam sayfa, bazen bant biçiminde sayfa altlarında devam eden çizgi romanlar vardı, okuyamadığım için merak ediyordum. 

Yıllar sonra tekrar rastlayınca bir hevesle karıştırdım, her sayfada "ödevler" ibaresini görünce... ürperdim ve çizgi romanı neden sevdiğimi bir kere daha anladım. 

Cumartesi, Ekim 16, 2021

Bakınız sansürün yıldızları

Altmışlı yıllardan itibaren, şimdi hatırlamıyoruz ama gazetelerimiz, dergilerimiz, filmlerimiz adına hadi erotizm diyelim, işte o fasıldan bir tür rahatlıkla yayımlanıyordu, tabii ki işin içinde grotesk, bayağı ve ucuz magazin çıplaklığı yok değildi. Bu dalga galiba yüzyıl sonuna kadar sürdü, malumunuz popüler kültürümüz ve "normalimiz" daha sonra başka bir evreye geçti. 

Geçenlerde, yetmişli yılların çok satar bulvar gazetelerinden birini karıştırırken dikkatimi çekti. Öylesine bakıp geçiyor ve önemsemiyordum aslında, oysa önemliymiş, çizgiyle fotoğraf arasındaki sansürü etkileyen bir farkmış.

Yukarıda paylaştım, fotoğraftaki Seher Şeniz'in göğüslerinin ortasına yıldız kondurulmuş, kadınlar bütünüyle "çıplak" bile olsa o yıldızlar ihmal edilmez, her fotoğrafa mutlaka eklenirdi. Buna karşın, çizgiyle anlatılan-resmedilen her şey apaçıktı ve buna istisnaydı. O yıldızlanan, sansürlenen, gösterilmeyen göğüs uçları çizgilerle teşhir ediliyor, resmediliyordu. Samim Utkun'un ilüstrasyonundaki gibi...

Bugünden bunun nedenini anlamak mümkün değil, sansürcüler ve savcılar nezdinde bir şey çizgiyle anlatılınca "müstehcen" sayılmıyordu galiba... Biri hayal diğeri gerçek miydi, biri sanat diğeri pespayelik, biri "adult" diğeri naif miydi acebaa?

Bu tercihin ve çizgiye dair hoşgörünün şöyle bir sonucu oldu elbette, çizgili sanatlar ve özellikle çizgi romanlar, en az yarım asır boyunca erotizmin lokomotifi oldular...

Çarşamba, Ekim 13, 2021

Güzel kadınları öne sürmesem...

Bunu görmemişim, meğer Suat Yalaz, 1995 yılında Penthouse Türkiye'ye konuşmuş ve erotizmi, tarihi gerçekleri okutabilmek için kullanıyorum demiş... Yoksa, okurlar başka türlü okumazlar gibi bir iddiada bulunmuş. Senelerce erotik çizgi romanlar yaptığını, hatta dönemi için Penthouse benzeri bir dergi (Salıncak) çıkarttığını düşünürsek,  ikna edici durmuyor söyledikleri. Tarihten (history) çok hikaye (stroy) anlattığını biliyoruz. Neyse diyelim, demiş mi, demiş.

Related Posts with Thumbnails