![]() |
Seçtiğim panellere (karelere) bakarak bütünüyle romantik bir hikâye sanmayın sakın. Hoş, Ratip Tahir harem hayatıyla ilgili epeyce hikâye çizdi aslında, ağırbaşlı erkekleri ve kadınları resmetmeyi sevdiğini hep hissettirdi.
Hikâyeyi okurken “Ratip Tahir ne anlatmak istiyor?” diye düşündüm. Bir dönem çok popüler olmuş, çizgi romanın yaygınlaşmasını sağlayan işlerden söz ediyoruz. Evet, hamaset dolu tarihî hikâyeler anlattı, abarttı, estetize etti vesaire ama ona özgü bir tarih duygusu da vardı, ben ona takıldım.
Bence epey tuhaf, hibrit ve bugün artık kaybolmuş bir “hayalî Osmanlı” resmediyor. Tam tarih resmi değil bu, oryantalist kartpostal da değil. Bir çeşit yerli pulp fantazyası kuruyor. Öncelikle herkes çok güzel ya da çok yakışıklı. Vakur ve ağırbaşlı görünüyorlar. Erkekler mutlaka teatral, kadınlar hem masum hem erotik.
![]() |
Yani burası Osmanlı değil aslında. “Osmanlı gibi görünen bir Hollywood stüdyosu.” Çünkü hikâye algımızı, hele o yıllarda, büyük ölçüde Hollywood belirliyor. Önemli bir farkla: Ratip Tahir’in haremi Batılı oryantalist ressamların haremleri kadar çıplak ve saldırgan değil. Daha “mahcup erotizm” kuruyor, ellili yılların popüler kültür ahlakıyla filtrelenmiş bir tensellik istifliyor. Göğüs dekoltesi var ama aynı anda bir edep de korunuyor. Tam bir Babıâli dengesi.
Ratip Tahir, kendisinden sonra gelen çizerler tarafından alaturka ve “yavaş” bulunurdu. Oysa onun derdi kahraman yaratmaktan çok atmosfer kurmaktı. Çizgi roman sayfasından ziyade “resimle roman” hissi üretiyordu. Belki de bu yüzden çizdiği insanlar karakterden çok “illüstrasyon figürü” gibi görünür.
Üstelik o yıllarda renk meselesi bizim okuru da çizgi romanımızı da derinden etkiliyordu. Ratip Tahir’in tam sayfaları sahiden bir çığır açar. Bugün için ne yaptığını ayrıca önemseyebiliriz ama o tarihte kirli yeşiller, soluk morlar, mat altın sarıları ya da yaşlanmış pembe tonları bilinçli bir estetik tercih gibi durmuyordu belki. Baskı tekniğinin sonucu gibiydiler. Ama farkında olmadan o dünyanın psikolojisini de kuruyorlardı. Her şey biraz yorgun, biraz tozlu, biraz rüya gibi görünüyordu.
![]() |
Erkek figürleri ise neredeyse operatik. İnce bıyıkları, teatral bakışları, kostüm gibi duran kıyafetleri ve sürekli poz veren bedenleriyle gerçek görünmüyorlar. Ratip Tahir bize sürekli bir çokluk sunuyor: Haremde perde çok, yastık çok, kumaş çok, mücevher çok, bakış çok. Bütün o fazlalıkla, o yılların sıkışan Türkiye’sine saltanatlı ve hüzzamlı bir kaçış dekoru kuruyordu. Cumhuriyet Türkiyesi’nin geçmişe bakarken kurduğu rüyayı resmediyordu.
![]() |




Hiç yorum yok:
Yorum Gönder