![]() |
Erkeklerin hiç yıkanmadığı, sadece at üstünde toz
toprak içinde, “pis pis” dolandığını hiç konuşmuyoruz.
Malum, hamam kültürü bizim kolektif bilinçaltımızın,
yerel erotizmin ve fantezilerin derin kaynaklarından biri. Masumane bir
nostaljiden söz etmiyorum.
Büyüdüğüm mahallede, hali vakti yerinde bir ailenin
zihinsel engelli bir oğulları vardı. Her zaman ütülü takım elbiseler içinde, ağır
başlı tavrıyla dışarıdan bakıldığında tam bir “beyefendi” profili çizerdi. Gel
gör ki, mahalle kahvesinin dangozları türlü çakallıklarla onu sarakaya alır, özellikle
de ablaları hakkında konuştururlardı. Çocuk, o ilgi odağı olmanın yarattığı garip
tatminle, kapı deliğinden neler gördüğünü uzun uzun, en ince ayrıntısına kadar
anlatırdı. Hayatın ne kadar acımasız olduğunu, mahremiyetin nasıl bir teşhir
aracına dönüştürülebildiğini insan yaşayarak öğreniyor.
“Ablaların banyo yaptılar mı lan?” sorusu, aradan geçen
onca zamana rağmen dün gibi aklımda…
Yukarıdaki resmi bilmiyordum, meğer yıkanan kadınları
gözetleyen bir Pan tasviri varmış; şeytani, kötücül ve şehevi.
Ne ki, az sonra Karaoğlan çıkıp, uğru mudur, hırlı mıdır
tınmadan o sefili pataküte tepeleyecek, tepeler tepelemez de kızların en güzeliyle
Frankfurt Okulu’nu, sosyal medyanın öfke algoritmasını filan tartışmaya
başlayacak… Çok okuduk biz bunları…
Kim Karaoğlan, kim Pan, kim uğru… ve asıl kim kimi
seyrediyor?
![]() |


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder