Pazartesi, Mayıs 30, 2022

Beyoğlu ve Namık Kemal'in Paltosu

Samiha Ayverdi'nin İstanbul Geceleri'ni (2.Bas., 1971) okuyorum, yazarı pek hatırlanmıyor artık, siyaseten romantik iştahı, şairane öfkesi, kahırlanmaları enteresan... Ağdalı bir dili var ki çok uğraştığı anlaşılıyor, abartısı başımı döndürdü, her bakımdan ben sağcıyım diyen bir kadın yazar olması filan, başka kitaplarına da bakacağım... 

Kitaptan bir alıntı yapacağım, Beyoğlu'ndan bahsediyor, iğrenir ve küfredercesine anlatıyor: "(...)
Hasılı, elenmemiş, tartışılmamış, murakabe ve teftiş edilmemiş bir yabancı cereyanın saçtığı ateş, kol kol, sel sel her köşeye bir kıvılcım, bir kundak soktu. Ne bulduysa, neye değdiyse, neyi gözüne kestirdiyse yaktı, yıktı, silip süpürdü. (...) Beyoğlu, kudret zamanlarımızda yabancılığının zararlarını önlemeğe tenezzül etmediğimiz bu semt, ocakta unutulmuş bir kıvılcım gibi, gün olup bacayı da saçakları da sardı ve akıbet bir cehennem olarak karşımıza çıktı ise kabahati ateşte değil, onu ihmal edende aramak, insafın icablarından sayılmaz mı?"

Beyoğlu takıntısı, milliyetçi bir refleks olarak sağcılarımızı solcularımızı, en çok da edebiyatımızı etkilemiştir, zaten böyle takıntı olsa olsa bir edebi takıntı olabilir, başka türlü kabul edilebilir bir şey değil çünkü... Tatlı bir ezber olarak evirip çeviriyorlar demek daha doğru. 

Ayverdi'nin cümlelerine bakıyorum, sildi süpürdü, cehennemdi, ateşti kıvılcımdı...Nasıl açıklamalı bu abartıyı, poz mu, korku mu yoksa Vatan yahut Silistre'yi yazmak isteyen nesillerin hayranlığı mı? Ruhen kışkırtmak, kalpten haykırmak, vicdanı bir çığlık olmak...Galiba hepsi birden... 1908 olduğunda İstanbul'da, gaz tenekesinin üstüne çıkıp hatiplik yapan, hatta tip olarak da kendini Namık Kemal'e benzeten o kadar genç varmış ki... "Kalkın ey ehl-i Vatan" nidası ve nostaljisi kaç nesli etkiledi, kim bilir? 

Ayverdi, Namık Kemal'in paltosundan çıkanlardan biri... 

Cumartesi, Mayıs 28, 2022

Resimli Şark'a hususi

Resimli Şark dergisinde (1934) Nezihe Muhittin'in Güzellik Kraliçesi romanının reklamını gördüm, romanı okumadığım için daha geniş bir yorum yapamıyorum ama reklamın ilginç bir tarafı var, tasarımın odağındaki kadın, reklamın verildiği dergiyi okuyor. 

Kitabın özgün kapağına bakındıysam da göremedim, reklamla kapak ne kadar farklı karşılaştıramadım yani, bence Resimli Şark için bu ayrıntı özel olarak eklenmiş... 

Velhasıl hoşuma gitti, diğer yandan şunu da düşünmek gerekiyor, kimin reklamı yapılıyor burada, işte orası karışık, romandan çok Resimli Şark konuşulsun istenmiş gibi geliyor bana... Daha önemlisi, editöryal bir açmaz ekleyeyim, böylesi bir reklam önce romana ve onun dünyasına, sonra da romanın satışına ne katabilir veya ne eksiltebilir diye düşünülmüş müdür acaba? 

Salı, Mayıs 24, 2022

Son okuduklarım 55

Gauguin'i albüm olarak ikinci kez okuyorum, ilkinde başka bir ressam biyografisi hakkında yazıyordum, bağlamı farklıydı. Bu defa sevdiğim için okudum, beyfendinin tuhaf bir coşkusu ve "deliliği" vardır, ta çocukluktan bu yana ilgimi çeken bir ressamdır, üretimlerinden değil kişiliğinden söz ediyorum. Dünyayla ilişkisi, romantik öfkesi, hazcılığı ve meydan okuması bir edebi karakter olarak beni hep etkilemiştir. O bakımlardan bence başarılı bir biyografik temeli var albümün, belki dünyayla olan kavgasını dramatik olarak daha belirginleştirme yoluna gidebilirlermiş, yapmamışlar, son fasılda alıntılara yönelmişler. 

Çocuk, köstebek, tilki ve at, övülen kitaplardan biriydi, merak ettim, biliyorsunuz, çocuksu veya doğrudan çocuklara yönelik olan her kitap, popüler ve long seller olan başka kitaplarla kıyaslanır, onlarla birlikte anılarak takdim edilir. Peşinen yazayım, metnin edebi olarak Küçük Prens'le aşık atması veya ardılı olması mümkün değil. Üstelik, kitap, öyle sayıldığı için söylüyorum, bana pek çocuklara yönelikmiş gibi gelmedi, gerek çizgilerinin estetik eskizliği (yani net olmaması) gerekse slogancı diskurları nedeniyle böyle bir arzusu varmış gibi de gelmedi. Doğrusu, iyilik hakkında hoş cümleler var, şimdiki zamanın spritüel arayışlarını, kişisel gelişim, popüler psikoloji kitaplarını filan andırıyor. Çizgilerse göz alıcı, hakkını teslim edelim. 

Baby Blue, İsveçli distopik bir grafik roman, benim için sürpriz oldu, hiç bilmiyordum, keşfetmiş oldum. Çizgiler ilginç, baktırmıyor ama hikayeyi ve atmosferi tamamlıyor. Albünün asıl ilginçliği muhalif tavrı ve distopik iddiasında. Bizimkisi gibi toplumlarda çok anlaşılır gibi durmayabilir, pandemi öncesinde özellikle Amerika'da karamsarlığı reddeden popüler bir eğilim ve kamusallık gelişmişti, güleryüzlü olma, samimi davranma, birbirine yakınlık gösterme vs... dışarıdan görebildiğim kadarıyla geleneksel toplumun-ailenin ihyası gibi tarafı vardı... Baby Blue tam da bu noktadan hareketle bir distopya kurmuş, karamsarlar hastaneye sevk ediliyorlar. Distopya klişelerinin hepsi kullanılmış, 1984 nasıl işliyorsa öyle istiflenmiş diyerek anlayana tahkiyeyi anlatmış olayım. Ortada iki aşık var, ikisi de kadın ama bu meseleye çok değinilmemiş, yani erkek aklına yönelik bir isyan varmış gibi kurulmamış. Final, "TrueRomance" havasında direnişçilerin ve çiftimizin kötülerin elinden kaçmalarıyla  "devamı var" gibi bitiyor. 

3üz'ü Grant Morrison için okudum, mainstream bir serüven okurum sanıyordum... Bir Kedi, bir köpek ve bir tavşan devlet eliyle robotumsu öldürücü silahlara dönüştürülmüşler, buraya kadar tamam, iş bitince telef edilmek isteniyorlar ve hikaye tam da orada başlıyor:"Frankigoestocomics"... Gel gör ki, çizilememiş bir albüm okuyoruz, aksiyonu anlatabilecek, o devamlılığı gösterebilecek bir akış göremiyoruz. Üzüntü ve muz kabuğu...

Pazartesi, Mayıs 23, 2022

Sanat eseri (!)

Aydın Boysan, seksenli yıllarda Hürriyet'te "Japonya'dan Laponya'ya" isimli bir yazı dizisi hazırlamış, uçak yolculuğu sırasında da yukarıdaki fotoğrafı çekmiş, altına da "uçaklarda yolcu kalabalığına katlanabilmek için sanat eserleri bulunuyor. Bunun zevkine varabilmek için laf aramızda biraz sanattan anlamak gerekiyor" diye yazmış. 

Otuz yıl öncesi ama hayatın ne kadar değiştiğini gösteren bir ayrıntı olduğu için paylaşmak istedim, sadece iki farklılık sayacağım, birincisi, bugünün gazete editörleri böyle bir metne izin vermez, yazılanlar okur tarafından çeşitli nedenlerle çok eleştirilir çünkü, linç yemek deniyor ya, hah o tehlikeli sularda göz göre göre gezinmiş olursunuz, böyle bir lüzumsuz riske girilmemesi gerekir, ikincisi, gizlice çekilmiş bir fotoğraf kullanamazsınız, size dava açarlar, yazara, gazeteye, havayolu şirketine (hatta havayolu şirketi bile) dava açılabilir. Mümkün değil artık. 

Pazar, Mayıs 22, 2022

Başlangıç

Aralıklarla "bu çizgiler kime ait" diye sorular sorulur, cevap vermeye çalışırım, kolay iş değil, görsel bir hafıza ve fikri takip gerekiyor, ki ben sahiden başka bir hayat yaşıyorum, pek öyle odaklanıyorum, iştahla izliyorum diyemem. 

Üstelik, çizerler-çizgiciler gelişim gösterirken veya tarzları oturana kadar diyelim epey yalpalarlar, vardıkları yerle kıyaslandığında ilk üretimleri sanki başka biri çizmiş gibidir, örneğin bu afişte imzası olmasa Cemal Dündar'a ait olduğunu söyleyemezdim, henüz 23 yaşındaymış, sonradan epeyce değişiyor tarzı...

 

Related Posts with Thumbnails