Cumartesi, Temmuz 13, 2024

Etmeyesin kazanır

Malum, dil dediğimiz şey yaşadığı için sürekli değişir, şu yanlıştır, doğrusu bu değildir demek her zaman da "doğruya" varmaz. Yukarıdaki görsel bir kitabın iç ve dış kapağı...

Etmeyesin-Etmiyesin ayrımı sizin de gözünüze çarpmıştır, dizgiyi yapan matbaa işçisinin hatası gibi görünüyor ama otuzlu yıllarda, gazete ve dergilerde, hatta akademik metinlerde dahi ikincisi lehine yoğun bir kullanım var, daha sonra "doğrusu bu değil" diyerek başka bir tercihte bulunuluyor. 

Tercih diyorum çünkü sahiden de bir tercih bu...Mutlaka bir açıklaması yapılabilir ama doğrusu "etmiyesin" olmalıydı diyerek de bir tazyik yapılabilirdi, gel zaman git zaman müfredatta veya basında giderek kaybolur bu kullanım...

Biliyorsunuz, alfabemiz belirlenirken işte Q ve X gibi harfler dahil edilmez ve yıllar yılı, aralıklarla bu mesele konuşulur, üstelik bu konuşmalar mutlaka bir rejim tartışmasına evrilir. Ben o tartışmaya dahil olmadan şunu yazayım, benim soyadım, Q harfi kullanılıyor olsaydı "Canteq" diye yazılacaktı ve bence bugün kimseye tuhaf gelmezdi, çünkü dil sahiden de dinamik, savrulan, etkilere açık bir şey...Şimdi "etmiyesin"i görüyor ve aa yanlış diyoruz. 

Cuma, Temmuz 12, 2024

18

On sekiz yaşım, fotoğraf annemden çıktı, hiç hatırlamıyordum, şaşırdım...Bakarken bir burukluk çöktü içime. Kırılgan ve mutsuz bir dönemimdi, rahmetli babam ve annem, sinema okumama izin vermemişler, kestirip atmışlardı. Ne olacağımı bilemediğim, ne yapsam eksik kalacağım bir gelecek vardı önümde, öyle hissediyordum. Şimdi gülerek yazıyorum ama o günlerde, dünyanın en mutsuz 18'i bendim, öyleydim... 

Çarşamba, Temmuz 10, 2024

Kısa bi döküm

Editörlük yaparken, benden daha genç olan arkadaşlara fikir verecek-zihin açacak bir şeyler söylemem gerektiğinde şunları tekrar ederdim. Editörlük, eleştirel düşünmeyi gerektirir ama bir akademisyen gibi bakamazsınız metinlere, eksikleri göstermekten çok eksikleri ikmal etmek-tamamlamaktır bizim işimiz derdim. Bir yazarla çalışmak, iletişim becerisi gerektirir, onlara karşı esnek olmanız şarttır. Ve bence işin en önemli hasletlerinden biri, bir seçim yapmanız gerektiğinde inisiyatif alabilmektir... İnisiyatif alamayan biri editör olamaz falan filan...

Geçtiğimiz günlerde bir arkadaşıma bunları anlatmıştım, o da dedi ki, bu dediklerin editörlük için değil her iş için geçerli, ön şart bunlar... Senin anlattıkların bilgiyi işleme becerisi, işbirliği yapmak demek filan diye başladı, konuştuk durduk. Konuşma, çalışma biçimleri ve o deneyimlerle farklı mecraları karşılaştırmak üstüneydi, o yönde de gelişti...

Altı yıldır sadece senaryo yazarak hayatımı sürdürüyorum, başka bir sektörden insanlarla çalışıyorum, işbirliği içindeyim filan... Akademideydim, kitap-yayın dünyasında çalıştım, şimdi de dizi ve film işleri diyelim oralarda geziniyorum. Böyle olunca farklı disiplinlerle ve çalışma alışkanlıklarıyla karşılaşıyor, tanışıyor ve öğreniyorsunuz. Öğrenciydim "hoca" oldum, "hocaydım" öğrenci oldum, "yazardım" editör oldum, editördüm "yazar" oldum gibi gibi...

Arkadaşım ne hissediyorsun, farklı olan ne diye sordu...Ona anlattıklarımı özet geçeyim.

Ne tarafta olursam olayım, hep şu aklımdaydı, çalışırken-iş sürerken karşımdakini-muhatabımı bekletmemeliyim, mutlaka cevap vermeli, çözüm bulmalı, açıklayıcı olmalıyım. Çalışıyorsam kimseyi yormamalıyım, birlikte çalışıyorsam işi geliştirmeliyim... 

Yanlış anlaşılmasın, olağanüstü bir şey değil bunlar, doğrusunu ve olması gerekeni anlatıyorum, diğer yandan karşımdakinden-muhatabımdan aynı ihtimamı görmeyebileceğimi, ihtimal olarak böylesi bir asgari tutumla karşılaşmayabileceğimi bilecek bir yaştayım. Genel olarak görmüyorum da... Memleket de cevap verme nezaketi sıfır ölçüsünde, ne istediğini tarif edebilen insan sayısı en az onun kadar  az.

Özellikle rekabetin yoğun olduğu, riskli ve kaotik ortamlarda  insana değil işe saygı gösteriliyor, ya da makama...Yani siz yaptığınız işlerden dolayı, biricik ve benzersiz sayılabiliyor veya "senden çok var" muamelesiyle karşılaşabiliyorsunuz... Başınız dönebilir veya kahrolabilirsiniz demek istiyorum... İkisine de kanmamak durumundasınız. Yoğun olarak taciz ediliyor, ısrar ve iştahla karşılaşabiliyor, büyük itibar görüyor sonra o peşinizdeki insanların kaybolduğuna şahit olabiliyorsunuz. Sakin ve sabırlı olmak zorundasınız.

Arkadaşım çalışanların profillerini merak ediyordu, kimlerle ne kadar uyumlu olduğumu öğrenmek istiyordu. Daha doğrusu karşılaştırma yapsam hoşuna gidecekti. Yaptım zaten...

Genel olarak editörleri "donanımlı" bulurum, bence kültür sanat dünyasında karşılaştığım en potansiyelli insanlar onlardı... Hızlı, öğrenmeye açık ve üretkenlerdi. Zamana karşı çalışmak yaptığımız işleri doğrudan etkiliyor. Dizi dünyasının temposu ve süratlenebilme mahareti bu yüzden çok hoşuma gidiyor. İş bitirme hızları, uyum sağlama becerileri hayli yüksek...Entelektüel iddiaları nerdeyse yok ve hedonist bir topluluklar. Senaristler örneğin, edebiyat dünyasının "yazarları" gibi yaşamıyorlar, o bana ayrıca ilginç geliyor. 

On iki sene üniversitede kaldım, belki büyük üniversitelerde çalışmadığımdan olabilir, bir akademisyen olarak "nitelikli" olduğumu düşünmüyor(d)um, ondan da olabilir,  iyi akademisyenlerle mesaim olamadı yani, mutsuzdum...bunlar değerlendirmelerimi illa ki etkilemiştir... Akademisyenleri zor üreten, kolay tepki veremeyen, esneklik gösteremeyen "ağır" bir topluluk olarak görüyorum. Sakin kalmak, aktüele kapılmamak önemli bir güçtür ama  akademisyenlerimiz hem sakin değiller, hem de aktüele kapılıyorlar, üstelik kendilerine çok hayranlar, hayranlıklarını çoğaltacak vakitleri de bol... Zorunluluklar dışında üretmemeleri, öğrenmemeleri bana oldum olası garip geliyor.

Ha hangisi daha iyi diye düşünmedim, mutlu olduğum işleri yapmak istediğimden doğru yerdeyim, her işin ve her üreticinin iyisi kötüsü, özenlisi lakaydı oluyor, çalışmak başetmeyi öğrenmeyi gerektiriyor... Yoksa genel olarak gezintimden memnunum, hep yazıyorum, insan "kötü film seyrederek de bir şeyler öğreniyor", kötü roman, kötü tez okuyarak da...yazarak da...

Salı, Temmuz 09, 2024

Ne Fark Var?




Bir fotoğraftan faydalanarak çizilmiş bir ilüstrasyon örneği. Çizerken, hele zamana karşı yarışarak çiziyorsanız, görsel referanslar işinizi kolaylaştırır. İyi bir çizerin bakışını, algısını geliştirmesi için bol bol resim incelemesi yapması, iyi bir fotoğraf ve resim arşivi olması gerekir. Buraya kadar tamam.

Soru şu: yukarıdaki fotoğrafla ilüstrasyon arasında ne fark var?

Resim, fotoğrafın gerçekçiliğini başka bir boyuta taşımış, idealize etmiş, yumuşatmış, erotikleştirmiş, magazin dünyasının piyasacı estetiğine uyarlamış...

Daha iyi veya daha kötü olmuş tartışmasına girmeyelim.

Popüler kültür kadınları ve erkekleri güzel ve yakışıklı yapar, sakaleti ve çirkinliği kabul edilebilir bir çizgiye çeker...

Neden?

Okur ve seyirci çirkin, yoksul, kirli ve yabancı istemez, sahicilik değil hayal ister, yok olmadı, sayfayı çevirir, kanalı değiştirir, satın almaz geçer gider çünkü...
Related Posts with Thumbnails