![]() |
Ne var ki, fotoğrafa birazcık dikkat
kesilince o bildik “bahar partisi” imajı yerini tuhaf bir karmaşaya bırakıyor.
Uluorta ve büyük bir doğallıkla erkek erkeğe dans eden figürler görüyoruz…
Hatta kenarda, kendi ritminde sallanan bir kadın çift.
Bu bir “yokluk” mu? Kadın nüfusunun
kamusal alandaki kıtlığından doğan pratik bir çözüm mü? Yoksa henüz formülize
edilmemiş, adı konmamış bir arayışın, bir geçiş estetiğinin manzarası mı? “Homoerotik” etiketine sığınmak kolay, mesele
tam da bu kolaylıktan kaçmayı gerektiriyor.
O gençler için sadece orada olmak, o
sarmaşıklı kemerin altında bir ritme tutunmak dahi başlı başına bir devrim
olabilir. Ne olduğunu bilmiyorlar ama deniyorlar. Arzunun kıyılarında bir
sandal sefası bu… Modernizmin şehre inişiyle beliren, hem sakil hem de
hayranlık uyandıran o “yeni insan” sancısı. Mutlaka yeni, genç, farklı,
değişime açık olmalıyız baskısı…
Bana kalırsa buna “ergenlik kaosu”
demek en doğrusu. Kaosun çoğulu yoktur; gücünü bu mutlak tekilliğinden alır. Ve
o terastaki kaos, yalnızca dans edenleri değil, o gün orada olmayanları, hatta
bugün bu fotoğrafa bakan bizleri bile etkiliyor. Yeni olmalıyız, ama alafranga
olmamalıyız, işte o titreşim, o huzursuz ritim: zın zın.


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder