Pazar, Ekim 31, 2021

Bütün kötülüklerin


Eski kutulardan çıktı, enayilik edip, tarihi atmamışım, ne söylesem yanlış olur, ama bence en az yirmi beş yıllık bir "poster" bu, bir dergiden kesip ayırmışım. Pek parlak bir sloganı yok, içkinin yerine düşünce özgürlüğü konmuş filan... 

Bizim demokrasimiz teoride anlatılanlara hiç benzemedi, kendi içinde daha özgür daha katı dönemleri oldu ama galiba hiç "olmadı" desek çok da abartmış olmayız, demokrasimiz hep eksik ya da hep daha eksik oldu. Herkes işine geldiği yerden konuştu ama ortak yarar adına hiç hareket etmedi-edemedi falan filan...ne söylesek, "bir eksik"

Yukarıdaki eleştirel görsel, siyasi iktidarın o yıllarda erotik erkek dergilerine yönelik tavrı nedeniyle üretilmiş gibi görünüyor, bağlamından çıkınca her dönem için kullanılabilir elbette. İşin içinde 12 Eylül vurgusu yapılsa da Amerika'daki benzer türdeki eleştirileri kopyalamışlar demeyelim de yinelemişler. 

Seksenli yıllarda Amerikan erkek dergileri neredeyse ortak hareket ederek ifade özgürlüğüyle ilgili bir hukuki mücadeleye girişmiş, Hustler dergisinin sahibi Larry Flint, bu tartışmada sembolleşmişti. Benim hatırladığım sadece Hitler değil... Stalin, Mao ve Humeyni aynı resimde yanyana poz veriyorlardı o günlerde...

Cumartesi, Ekim 30, 2021

Hanımlar Kahvesi

Galiba altmışlı yılların sonu, o dönemin mankenleri  veya kız meslek lisesinden, yüksek okuldan birileri a la mode kıyafetler sunarak fotooraf "çekinmişler"...

Beni hemen arkalarındaki tabela ilgilendirdi: "Hanımlar Kahvesi"

Eğer yabancı bir arkadaşınız olduysa, mutlaka başınıza gelmiştir, şehri-memleketi gezerken-gezdirirken "tuhaf" sorular sorarlar...Örneğin "kahvelerde neden sadece erkekler oturuyor" sorusu bunlardan biridir. Kem küm edersiniz. 

Fotoğrafa bakıyor, meğerse diyorum, o yıllarda İstanbul'da birisi sadece kadınların gidebileceği bir kahve açmış(mış), vayvay dedim, ne gösteri olmuştur, illa ki gazetelere çıkmıştır. 

Gel de Aziz Nesin'i anma... Erkekler alay etmiş, birileri hafif tertip gururlanmış, hanımlar beyler aralarında bunu konuşmuş, mevsim sonunda ka'avemiz kapanmıştır.

Cuma, Ekim 29, 2021

Bi pisiklet bi top

Kıyafetlere bakılırsa otuzlu yıllardan kalma bir stüdyo fotoğrafı, arkasında Ermenice bir şeyler yazılmış... Fotoğrafla ilgili iki şey düşündüm, birincisi, bisiklet ve top, o kadar değerli ki, stüdyo aksesuarı olmuş... galiba diyorum, yirminci yüzyılda çocuklar için en değerli hediyelerdi top ve saat, belki buna bir de kol saati eklenebilir. Hatırladığım ilk stüdyo fotoğrafımda saatim gözükmeyecek diye korktuğumu hatırlıyorum, üzülmekten korkmak gibi bir histi...

İkincisi, fotoğraf stüdyolarındaki mizansenlerle ilgili, o dekorlar, aksesuarlar, kostümler, duvara çizilen manzara resimleri filan...bugün bize saçma ölçüsünde yapay ve primitif geliyor. Oysa o günler için bir moda, bir farklılık, teknolojik bir yenilikti. İnsanlar çekilen fotoğrafları görüyor, aynı dekor önünde fotoğraf çektirmek istiyordu. Sahiden arzu duyuyorlardı, itibarlı, eğlenceli ve yeni duruyordu. Fotoğraf makineleri geliştikçe, ucuzlayıp yaygınlaştıkça etkisini yitirdi diyelim.

[Bu dekor faslı bana çocukluğuma dair garip bir çağrışım yaptı, onu da paylaşayım, yetmişli yıllarda siyah beyaz televizyonlara tek renkli şeffaf plastik cam kılıflar takılırdı. Televizyon yayınını pembe, mavi, yeşil renkli bir plastik camın (!) ardından seyrederdi insanlar ve ister inanın, ister inanmayın bu ürün kapış kapış satılırdı, her sınıftan evde görmek mümkündü, kimseye tuhaf gelmezdi. Renkli yayın başlayınca, siyah beyaz televizyonlarla birlikte çöpe atıldılar. ]

Perşembe, Ekim 28, 2021

Okutan ardışıklık

Bir iki kez yazdım, bilenler için malumu ilam gibi duracak ama atlanıyor gibi geliyor bana... Birincisi, çizgi roman, özellikle bizde, sinemaya benzetiliyor, bu onu "okunan" değil "bakılan" bir anlatım aracı saymaya kadar varıyor. Oysa, okunan bir medium olmak zorunda çizgi roman... Okunmak için iyi bir hikayesi olmalı... Maus, iyi bir hikayesi olduğu için başarılıydı ve okundu... bakılmadı. Bakılacak kadar özel ve benzersiz bir çizgisi yoktu.

İkincisi, ardışıklık... çizgi roman "an"lardan oluşur, bir kareden (panel) diğerine geçerken hikayeyi anlamlandırırız, yani temel ilkemiz, her ne olursa olsun kareler arası ardışıklıktır. Bir kare, bizi mutlaka bir sonraki kareye götürmelidir. Okur merakla devam etmelidir, hikaye gereği istiflemeler, yakın çizimler veya genel çizimler yapabiliriz ama asıl maharet, hikaye içi akışkanlığı kurabilmektedir.. Bence en çok bunu düşünmek gerekir, tasarım, kare içi akışkanlığı kurarak başlamalıdır filan. 

İlgisiz görünen, iki kapak örnekleyeceğim, iki ilüstrasyon, lütfen inceleyin, ikisinin de temel motivasyonu bize daha sonra neler oldu sorusunu sordurmak...İkisinde de bir hareket var, "kare durmuyor"... 

Durmamak o kadar önemli ki, bu başarılırsa, okur o akışa kapılır ve hikayeye dahil olur demek istiyorum. Karıştırılmasın diye yazıyorum, mesele durağan hikaye olup olmamak değil... Çizgi romanlar genellikle çocuksu bir hareketlilikle varolurlar ve o genelin içinde akışkanlık kuramazlar. 



 

Çarşamba, Ekim 27, 2021

353.Madde

Fransa'da ilgi görmüş, konuşulmuştu, ben de o vesileyle fark etmiştim. Tanguy Viel'in romanı, benim ilginç bularak sevdiğim bir tartışmayı konu edinmiş.  Bir cinayet işleniyor ve bir kanun adamı olarak siz, o katile içten içe hak veriyorsunuz. Düşünün, bir yanda içtihatlar ve kanun, diğer tarafta vicdanınız var, arafta kalıyorsunuz... 

Hepimiz biliyoruz ki, cinayetle ilgili araştırmayı, sorguyu yapan polis ve savcı, o cinayeti meşrulaştıracak-hafifletecek bir rapor hazırlayabilir, kanun koruyucu, yargıyı etkileyecek biçimde meseleye müdahil olabilir. 

Ceza tarihi, bunun olumlu ve olumsuz örnekleriyle doludur. Yanlış anlaşılmasın, siyasi cinayetler genellikle bu yönde bir itişmeyle raporlanır, ben onlardan değil, adi cinayetlerden, gündelik meselelerden çıkan gerilimlerle ortaya çıkan cinayetlerden ve suçlardan söz ediyorum. 

Diğer yandan doğrusu, romanı nedense daha sert bekliyordum, düşündüğümün aksine sakin bir üslupla yazılmış buldum, gündelik hayatı, sıradan bir insanın katile dönüşme seyrini yumuşak anlatmış demeliyim, ilginç bir novella. 

Pazartesi, Ekim 25, 2021

Seden

Osman Seden, bana göre çok iyi bir senarist, sinemamızın en iyi beş senaristinden biri olabilir, bazen olsaydı bulsaydı diye zihin eksersizi yapar ya insan, ben de Seden için bu kadar çekmese, bu denli yapımcılığa girmese, işin kendisine karşı bir mesafe kurabilecek kadar "kazansa" neler yazabilirdi diye düşünürüm. 

İngiliz Kemal, sanıyorum, ilk filmlerinden biri, yirmili yaşlarda çekiyor. 20.Asır dergisine bakarken rastladım İngiliz Kemal tefrikasına, meğer Seden yazmış,  filmden sonra senaryosunu tefrikalaştırmış... heyecanla çalıştığını hissettiriyor.

Bal Mahmut

Bal Mahmut, yarası kabuk bağlamış mizah. Pansumanı lacivert elbiselerden, mezesi sofralarda. Karpiç’te beyaz ekmek meselesi. Billur hatıralar Bal’dan damlalar. Herkes hatırlar en güzel anlarını hayatının. Asıl hikâye, mizahı taştan çıkarabilmekte. Kol kola fotoğraf isteyen resmiyete nanik yapabilmekte. 
Related Posts with Thumbnails