Cumartesi, Ekim 12, 2024

Çakmak ve kül tablası

Kadın bedenini hemen her şeyin içine katan bir "ticari" akıl var, yeri geliyor erotizm, yeri geliyor "bayağılık" ve "kitsch" diyoruz... üzerimizde bir etkisi oluyor ama onu bir başka şeyle kıyaslayınca vasatlığını fark ediyoruz. 

O akıl, normali de etkilediği için haliyle "eleştirilmeli"... Çünkü eleştirilmediği sürece bir farkındalık yaratamayız, saçma der, "pulp" der, geçer gideriz.

İki tane kitsch örneği paylaşacağım, itiraf ediyorum, bu türden zevzek ürünlere meraklıyım... Kadınlar genellikle güzel, narin, uysal ve itaatkar temsil edilirler, cinsel cazibeye indirgenirler filan... Yukarıdaki işçiliği hoş olan ahşap bir kül tablası, alttaki ise döküm çakmak... İkisi de "erotik" bir niyetle, erkek müşterinin ilgisini çekecek biçimde tasarlanmış... 

İlkine külünüzü çırpıyor, cuaranız biteyazdığında o kadın vücuduna bastırarak ateşini söndürüyorsunuz. Hastalıklı bir şey ve hiç anlaşılır gibi değil...Tek kelimeyle düşmanca duruyor. İkincisinde ise tuşa basınca kadının kasıklarından "ateş çıkıyor", sigaranızı yakıyor, tellendiriyorsunuz. Ateşli kadın tahayyülünden yola çıkılmış olmalı... "Kadın yanıyor" filan derler ya, galiba o hesap... Fallik bir sembol sayılan sigarayı yaktığına göre! Neyle neye gönderme yapıldığını, bilenler bilmeyenlere anlatsın. 

Çocukken, mahalledeki abiler, genç bir kadından şöyle bahsetmişlerdi, işte o kadar yanıyormuş ki, ıslak kot giyiyor, kendini öyle bastırıyormuş. Daha neler, yok artık diyemeyecek kadar küçüktüm, aklımda kaldı.  Asistanken, fakültenin çaycısı, çayın yanında mutlaka soğuk su isteyen bir kadın hoca için, hiç beklemediğim biçimde "dul ya yanıyo, soğuk su olmadan duramıyo" demişti. Bu türden iştahlı saçmalıklar, yukarıdaki ürünler kadar ilgi çekici elbette, ağzı açık ayran delisi misali coşkuyla konuşuyor erkekler... O sebeple ayrıca anlatmaya gerek kalmadan bu ürünlerin mesajını anlıyorlar. 

Yaşadığımız dönemin en büyük ayrımcılığı kadınlara yönelik nefret... Hani arada kadınlarla ilgili bir facia oluyor ve "anormal" olması nedeniyle kahrediyoruz ya... Asıl mesele, normal görünenin altındaki marazi olanı gün yüzüne çıkarabilmekte... Şöyle düşünelim, o kül tablasında çıplak bir kadın yerine Müslüman din adamı olsa, veya bir Yahudi... belki bir Arap, belki transfer olarak takımdan ayrılan bir yıldız futbolcu... Nasıl olurdu, neye kızardık, ne bizi güldürürdü? Abartarak şunu kendimize soralım, ne kadar Nazi olabiliyoruz?

Cuma, Ekim 11, 2024

Boy Fukarası (!)

Eski bir magazin gazetesinde rastladım, neden bilmiyorum, bir garezleri olduğu aşikar, Filiz Akın'ın boyuna takmışlar, dillerine dolamışlar. İşte Filiz Akın, boy fukarasıymış da partneri Tarık Akan olunca filmde "hiyle yapmak zorunda kalınmış" da merdivenler kullanılmış da falan filan...

Halbuki, tersten de bakıp, Tarık Akan'ın fazla uzun olmasını "yazabilirlerdi", yazmamışlar, filmlerde bunlar olabilir, oyuncuların fiziken uyumu mutlaka dikkate alınır, kamera açıları, topuklu ayakkabılar, basamaklar ona göre istiflenir. Hatta bana sorarsanız, aşağı yukarı kendisiyle aynı boylardaymışız, Tarık Akan sinema için fazla uzundu, hikayenin önüne geçecek kadar dikkat çekebiliyordu, ki bu handikap sayılır... Filmler pek öyle "hayat gibi" değildir, fiziki denge ve mesafe ister istemez hesap edilir.  

Neyse, laf uzamasın, niye Filiz Akın'a bu kadar yüklenmişler diye düşünüyor insan, bu tahkir edici, nahoş ifadelere neden gerek duymuşlar, kadın olması mı onlara bu cüreti vermiş, bence öyle...Bana öyle geldi. 

Sosyal medyada insanlar birbiri hakkında pervasızca, belki şaşırtmak belki cesur görünmek için benzer türden aşağılayıcı nitelemelerde bulunuyorlar... Ayıp mayıp desek de şaşırmıyoruz, normalimiz çoktan şaştı. Geçen bir arkadaşım, bu dil nerden çıktı, nerden serpildi filan diye hayret ederek konuşuyordu. Ben de ona magazin gazetecilerinin aynen böyle yukarıdan, yüksek perdeden konuştuğunu,  o dil ve pozla haber yazdıklarını, hiiç de sorgulanmadıklarını anlatmıştım. Ona da gönderdim tabii haberi...

Perşembe, Ekim 10, 2024

Çadır Tiyatrosu

Çadır Tiyatrosu, önce kapağıyla ilgimi çekti, Altan Erbulak çizmiş, albenili olmuş. Necmi Onur, altmışlı yılların gazetecilerinden, tefrika röportajlarıyla tanınıyor, öykü ve roman da yazdı ama doğrusu pek parlak işler değildi. 

Gazeteciler, hayatlarının bir döneminde mutlaka edebiyata kalkışıyorlar, hatta bunu denemeyen çok ama çok az gazeteci varmış gibi geliyor bana. Necmi Onur'un röportajlarıyla edebiyatı pek farklı değildi. Ahlak ve siyaset soslu bağıran bir dili vardı diyelim.

Çadır Tiyatrosu, Necmi Onur'un kılık değiştirerek-kimliğini gizleyerek katıldığı bir kumpanyada yaşadıklarını anlatıyor, o bakımdan ilginç, güzel fotoğraflar var, taşrayı, çadır tiyatrosu çalışanlarını, sazcıları, dans eden kızları, ticareti, geceyi ve sakaleti kanırtarak "resmediyor", tek kelimeyle yürek sızlatıyor diyelim.

Matrak bir bölümü var kitabın, o kumpanya çalışanları, o kenarın görgüsüzleri, kitabın kötü adamları, artık nasılsa, kendini-kimliğini saklayan Necmi Onur'a, gazeteci Necmi Onur'u anlatıp saydırmaya başlıyorlar, şöyle kızıl, böyle kominist, nasıl yalancı falan filan... Necmi Onur yazmasa bunları, nerden nasıl tanıyorlar diye düşünebilir insan... tesadüfe bak diyebilir. Onur bu kadar ünlü değildi de, ünlü olsa ne olacak? Mesele, doğru olup olmaması da değil zaten, Necmi Onur'un buna inanması, kendini tutamaması. Narsizm başa bela, coşturuyor insanı...

2008 yılında Frankfurt'ta benzer bir şey başıma geldi, uçaktan indik, yanımdaki gazeteci yazarı, akrabaları karşıladı, biri dayıoğlu, ikisi yeğenleri, biri kaynının kardeşi gibi gibi diyeyim, biliyorum çünkü, uçaktan inerken, bir sorun oldu yazarımız geç çıktı dışarı, ben bekleşenlerle sohbet etmek durumunda kaldım. Laf uzamasın, ben havaalanından otele geçeceğim, o ise akrabalarının evine gidecek filan... Yazar, yanıma geldi ve "Leventcim, bunlar da benim hayranlar, buraya kadar beni karşılamaya gelmişler, vakit geçireceğim mecburen, biz daha sonra görüşürüz" dedi. Ne bilsin, benim onlarla tanıştığımı, kafada kurmuş, otomatiğe bağlamış, illa poz yapacak, sallayacak...  

Salı, Ekim 08, 2024

Edip Cansever'in Antikacı Dükkanında

Hoşuma gitti, solda Fethi Naci, sağda Edip Cansever...Ozan Sağdıç'a poz vermişler. Tatlı dilli bir söyleşi olmuş, bana Fethi Naci o yıllarda daha "huzurluymuş" gibi geldi. 

Konuşmada ilginç bir bölüm var, kendime yakın bulduğum için paylaşacağım. Fethi Naci, Cansever'in şiirinde ve konuşma dilinde "ya da" yı çok kullandığını söylüyor, fark etmiş...

Cansever şöyle yanıtlıyor: "Aynı şeyi Melih Cevdet de söyledi. Bence bu şundan ileri geliyor. Önceki şairlerin dünyaya bakışlarında bir kesinlik vardı: her şeyi çözmüş gibi bir hal, bir konu alıp onu işliyorlardı. Bunu yaparken dünyayı yorumlayışlarında bir donma vardı denebilir. Oysa ben sürekli olarak kavrama halinde sayıyorum kendimi."

Ne diyordu Çehov, "gerçek ikisi arasında bir yerde..." Öyle kolay olsaydı, di mi yani?

Not: Ve... ile başlayan ne çok dizesi var şiirimizin... Ya da'ya gelene kadar...

Pazartesi, Ekim 07, 2024

Seyrüsefer Defteri 164-165

++ Wolfs (2024) akıllı ve eğlencelik, onlar olmasa seyredilir miydi, bu senaryo mutlaka büyü şirketlere giderdi (3o Eylül).++ Tam Bir Centilmen (2024) hikayeden çok sahnelerle oyuncu enerjisiyle yürüyen, ardışıklık ve tahkiyeyle ilgilenmeyen işlerden bir yenisi (29 Eylül).++  Rebel Ridge (2024) akışı ölçülü, aksiyon türü içinde edebi ve derinlikli hatta, diğer yandan final sekansı daha iyi olabilmeliymiş (28 Eylül).++ The Perfect Couple Sea1 Ep.5 ve 6'yı seyrettim (27 Eylül).++ Deadpool Wolverine (2024) Deadpool gevezeliği Wolverine'in mizahını yenmiş, akıllı espriler var (26 Eylül).++ The Perfect Couple Sea1 Ep.3 ve 4'ü seyrettim (25 Eylül).++ A Family Affair (2024) Hikaye seyrini başka türlü kurmaları gerekiyormuş, odağı dağıtmışlar (24 Eylül).++ The Perfect Couple Sea1 Ep.1 ve 2'yi seyrettim (23 Eylül).++ Anunnakiler (2024) ardışıklık dahi kuramamışlar (22 Eylül).++ Killer Heat (2024) oyuncu enerjisiyle ilerleyecek bir polisiye klişesiymiş, oyuncular yanlış seçilmiş (21 Eylül).++ Gyeongseong creature Sea1 Ep3 ve 4'ü seyrettim (20 Eylül).++  Senaryo kampı (14-19 Eylül).++ Arap Kadri (2024) patetik olmuş ne yazık ki (13 Eylül).++ Hellboy: The Crooked Man (2024) yetmişlerde çekilmiş deseler inandırır, o derece arkaik olmuş, o tatlı Hellboy ironisi filan hak getire ayrıca, üzücü (8 Eylül).++ Those About to Die Sea1 Ep3 ve 4’ü seyrettim (7 Eylül).++Gyeongseong creature Sea1 Ep1 ve 2'yi seyrettim (2 Eylül).++ La Extorsion (2023) malzemesi var, Holivut'un daha iyisini çıkarırım iştahı duyacağı işlerden (1 Eylül).++ Boneyard (2024) Bu kadar çok olay ve karakterden dizi çıkarmış, bu haliyle doksan dakkada garip bir şey çıkmış (31 Ağustos).++ Las hermanas fantásticas (2024) potansiyelli hikayeymiş, oyuncular ilginç filan ama gerilimi olmamış (30 Ağustos).++ The Frog Sea1 Ep1 ve 2'yi seyrettim (29 Ağustos).++ SuperSex Sea1 Ep3 ve 4'ü seyrettim (28 Ağustos).++ Gibi Sez3 Ep.3 ve 4'ü seyrettim (25 Ağustos).++ The Union (2024) kahramanı maceraya çağıran gerekçe o kadar anlamsız ki, langır langur devam ediyor sonra (24 Ağustos).++ Those About to Die Sea1 Ep1 ve 2’yi seyrettim (15 Ağustos).++ Gibi Sez3 Ep3 ve 4'ü seyrettim (14 Ağustos).++ SuperSex Sea1 Ep1 ve 2'yi seyrettim (12 Ağustos).++ Senaryo kampı (5-11 Ağustos).++ Gibi Sez3 Ep1 ve 2'yi seyrettim (4 Ağustos).++ The Last Stop In Yuma County (2023) kimse sağ kalmaz aksiyon ve gerilimi, iddiasını karşılıyor (3 Ağustos).++ Erdal ile Ece (2024) iyicil bir evlilik komedisi olmuş (2 Ağustos).++ Seni Bulacağım Oğlum (2021) oyuncu enerjisi var ama groteske yükleniyor ve çok tekrara düşüyor film (1 Ağustos).++

Related Posts with Thumbnails