Pazartesi, Aralık 18, 2023

Son Okuduklarım 85

Şâir ve Patron, ünlü tarihçimiz Halil İnalcık'ın uzunca bir makalesi gibi duruyor. Sanat, matbaaya kadar, hükümdarların ve hükümdarla rekabet edebilecek seçkin ailelerin yardımlarıyla yaşayabiliyordu. İnalcık, Osmanlı'nın büyüme dönemlerinde bizdeki patronajın ve sanatsal hamiliğin işleyişini irdeliyor. Bu hamilik ve patronaj, sadece sanatseverlikle açıklanamayacak bir gelenekti, kudretin teşhir edilmesi gerekiyordu. Şair padişahlara, gözde şairlere, şairler arası rekabetlere dair gayet güzel örnekler verilmiş, diğer yandan alıntılardaki dil, amatörleri zorlayacak (bilmeden anlaşılamayacak) nitelikte...İnsan metni bitirdiğinde Fuzuli sonrasında ne değişti diye düşünmeden edemiyor, padişahların ve saray çevresinin sanata dair ihyacılık ve himayecilikleri eksilse de kaybolmuyor, Abdülhamid ve Atatürk dahi bu patronajı sürdürüyorlar çünkü. Bir Yaşam, merak ettiğim bir kitaptı, Yüksel Arslan'ın ölümünden sonra İstanbul'da yapılan uğurlama töreni için hazırlandığını biliyordum, çok az basılmıştı vs. Kitapta Arslan'ın cümleleriyle biyografisi (kronolojik olarak) derlenmiş, arada ilüstrasyonlara yer verilmiş. Okurken şunu hissettim, yaşıyor, bir dönem sonra o yaşadığınız yılları iki satırda özetliyorsunuz. Şunu yaptım, sonra şöyle yaptım falan filan... Arslan bir yerde "korkunç günler, sokakta izmarit topladığım bile oluyor" yazmış, br başka yerde "büyük bunalım, ne yapacağını bilememe" demiş. Büyümek ne zor, ayakta kalmak...Hep vardığımız yere bakıyoruz, başarısızlık, kendini gerçekleştirememe... bizi nasıl da savuruyor halbuki...


Kare Düşünce, Salih Memecan'ın 1974'de çıkan minik albümünün tıpkı basımıymış (1998). Albüm, yetmişli yılların ruhunu taşıyan, döneme özgü karikatür üslubunu ve anlatım biçimlerini kullanan, ifade özgürlüğüyle ilgili bir çizgi roman olarak nitelenebilir. Çizgi romanlarda karakterler balonlarla düşünür ve konuşurlar, Memecan, hikayesinde kare biçiminde bir anlatım kutusuyla konuşan ve düşünen bir karakterin yarattığı huzursuzluğu hikayeleştirmiş. The Mysteries (2023) Bill Watterson ile John Kascht ikilisinin Amerika'da yeni çıkan karanlık bir masalı. Öyküyü Watterson yazmış, birlikte çizmişler...Aslında masal demek yanlış olabilir, masalın klişelerini kullanmakla birlikte muammalı "postmodern" bir hikaye anlatmışlar.  Calvin ve Hobbes'tan aşina olduğumuz iyimserlikten eser yok. Siyah beyaz ilüstrasyonlarda distopik ve ürkünç istiflemeler yapılmış. İnsanlar, anlayamadıkları şeylerden korkarlar, sadece cinler ve periler değil, her türlü gizem bizim korkularımızdan doğmuştur. Din ya da pozitivizm, neye inandığınızla ilgili olarak değişir, yeterlidir ya da değildir, bu gizemi açıklamaya çalışırlar. Watterson'un öyküsünde Kral, şövalyelerine (herkesi çok korkutan ) gizemi yakalayıp-bulup getirmelerini emrediyor, en nihayetinde biri bunu başarıyor, bir kasa içinde o büyük gizem ele geçiriliyor, hapsedilen şeyin ne olduğunu göstermese de Kral, halkına o gizem pek matah bir şey değilmiş, korkulacak bir şey hiç değilmiş demeye başlıyor. Halk da buna inanıyor. Watterson, tam olarak ne anlatmak istemiş, doğrusu anladım diyemem, yoruma açık olmakla birlikte, vardığı yer, dünyanın sonu çünkü. İnsanlığın cesareti dünyanın sonunu mu getirecek diyor, yoksa gizemleri rahat bırakmalı mıydık demeye mi getiriyor bilemedim. Ezoterik bir belirsizlik hoşuna gitmiş, sadece o anlaşılıyor. 

Hiç yorum yok:

Related Posts with Thumbnails