![]() |
"Mutlu bir toplum muyuz?" diye soruluyor, biz de sormuş olalım, kahırlanma gösterisini bir kenara bırakalım, pandemiye ilişkin cendereyi unutalım... ne cevap alırız. Muhtemelen "mutsuz" olduğumuzu söyleyenler, aksini söyleyenlerden fazla çıkar.
Diğer taraftan şunu aklımızda tutalım, dünyanın her kültüründe, her toplumunda mutsuz olduklarına inananlar her defasında daha fazla çıkar. Üstelik bu modern bir serzeniş de değildir, antik dönemde dahi benzer (kadim) şikayetlerle karşılaşırız.
İnsanın bencilliğine inanarak büyürüz, "insan, insanın kurdudur" misali hepimiz insan tekinin acımasızlığından şikayet ederiz. Eğitim, "İnsan, insanı iyileştirir" fikrine dayalıdır, dinler ve milli kimlikler, dayanışma öğretisine dayanarak kendilerini bu yönde var ederler.
İnsanın iyicilliğine (özgecilik-diğerkamlık) bir türlü inanmayız ve mutsuzluğumuzu buna bağlayarak hayatta kalmaya çalıştığımızı söyleriz. Kendimizi kimliklendirirken kurduğumuz "kurucu öteki" olan karşıtımız mutlaka bencildir, gündelik dildeki "imanlı gençlik-tinerci gençlik" filan hep buralardan çıkıyor, işte sağcılar söyledir, solcularsa böyledir, laikler, yerli ve milli olanlar böyleyken böyledir...liste uzar gider. Her topluma göre ayrı ayrı çeşitlenen kategoriler demek istiyorum....
Toplumlar kaotiktirler, iyicillikle de karşılaşırsınız, bile isteye egoizmle de... Toplumları kolay tarif edemezsiniz, hakikat ve kesinlikle bakılamayacak kadar karışık bir düzenleri vardır. Benciller, bencillerle savaşırlar ama hayat, savaşarak sürdürülemez, şahinler güvercinlere ihtiyaç duyarlar, ne dersek diyelim, daimi bir denge arayışı vardır... Yani, demem o ki, toplumlar insansılaştırılarak, tek bir bireye indirgenerek mutluluk ve mutsuzlukla tartışılamazlar. Yapmayın Romalılar...









