Perşembe, Şubat 29, 2024

Ahlakçının Şehveti

Fotoğraf, dönemi için cesur ve iddialı, geçenlerde erotik fotoğrafların altına uydurulan komik metinler yazan "gazetecilerden" söz etmiştim, bu fotoğrafta kullanılan metin ise komik değil, aksine ciddi ve vakur, sözüm ona ahlakçı bir tonda hımhım ediyor. Esprili sayanlar olabilir,  ben o kadar emin değilim.

Şöyle denmiş: "Daktilo (Sekreter) aranıyor. Aranan şartlar boy, bel, göğüs, kollar, bacaklar, baldırlar, kalçalar yirminci asır güzellik ölçülerine uygun olacak. Daktilomuz uysal, patronunun her emrine gık demeden itaat eden, götürdüğü her yere giden bir genç kız olmalıdır. Makinede yazı yazmayı bilmesi, hatta okuduğunu anlaması mevzuu değildir. Bunun için evvela ilan edilen posta kutusuna biri boy (dekolte) ve biri portre olmak üzere iki resim göndermesi icap eder. Davet mektubu alınca da tereddütsüz bizzat müracaat etmelidir. Ancak bu suretle kendisinin inceden inceye muayenesi kabul olunca işe yarayıp yaramadığı anlaşılabilir. Maaş, tabiatıyla yüksektir."

Bundan sonrası ahvah eden, hayıflanan ahlakçının yargısını içeriyor: "İşte, zamanımızda yeni zenginlerin 'bizim daktilo kız' diyebilmek için kiraladıkları genç kızların hazin hikayesi"

Tahayyül edilen şeyin gerçek olup olmaması önemli değil, fantezi faslından yazılmış çünkü... Eleştiriyor mu hararetleniyor mu oraları karışık
 

Çarşamba, Şubat 28, 2024

Bir tür roman

Çizgi: Berat Pekmezci 

 

Parasız Yatılı'yı çizgi roman sanmak

Yukarıdaki sayının aktüel çıkış zamanına denk gelmedim, seneler sonra, galiba on yaşında filanken, bir sinema önünde pek çok çizgi roman arasında, başka çocuklar tarafından satılırken görmüştüm. Hem cepte para yok, hem de hepsini merak ediyor, okumak istiyorsunuz. İzin verdiler, alacakmış gibi karıştırdım.

Abdülcanbaz'ın arka kapağında gördüğüm Füruzan-Parasız Yatılı ilanını yeni bir çizgi romanın duyurusu sanmıştım. Füruzan kahramanın ismi gibi gelmiş, karışık kuruşuk çocukça bir şeyler hayal etmiştim. Kızsal bir şeyler ama "görmediğim" bir çizgi roman daha, tüh tüh vah vah...

Seneler sonra öğrendim ki, Turhan Selçuk ile Füruzan o yıllarda evliymiş, reklamı o sebeple koymuşlar filan... Geçmiş zaman.

Pazartesi, Şubat 26, 2024

Kaderimiz

Sosyal medyada çok paylaşılmış, gurbetçi bir arkadaş, rol yaptığını hissettirerek, üstüne gözyaşı dökerek, "samimiğ" duygularını ifade etmiş etmesine de... anlaşılan o ki pek inandırıcı bulunmamış...makaraya alınmış.  Gergin bir toplum olduk, videoyu servis eden kanalı hesap ederek "bağlam" ciddiye alınmamış da denebilir. 

Yirmili yaşlarımın sonunda Almanya'da yaşayan bir yazarla tanışmıştım, yazları buralara tatile geliyor, geziyor, tozuyor sohbeti de seviyordu. Konuşurken, mesele ettiği için elbette,  lafı illa ki aynı yere getiriyor ve "bir azınlık toplumu olarak Almanya'da yaşadıkları sıkıntılara karşı aydınlarımızın duyarsız olmasından" şikayet ediyordu.

Tabii, hem büyüğümüz hem de nezaket gösteriyoruz, misafir filan, dinliyoruz, burda da var bir sürü dert diyemiyoruz... Bir gelişinde tuhaf bir şey oldu ve bize servis yapan garson çat diye lafa karıştı, "Abi, sen aldığın markları bana versen, ben o sıkıntıları senin adına sahiplenirim, yerim yutarım" filan dedi. Gerilimli, bozlak tadında bir Ortaanadolu şeysi şey oldu yani...sustuk sonra.

Bunca sene sonunda benim anladığım şu, bu memleketin insanları, gurbetçilerle filan ilgilenmiyor, onları tuzu kuru buluyor ve ciddiye almıyor. Editörlük yaptım, onu da biliyorum, "Alamancı" kitabı da satmıyor. Onlara yönelik bir alaka ve empati yok, olanı söylüyorum. 

Para bizi bozmasın derler ya filmlerde, marktı avroydu aramızı bozmuş öyle anlaşılıyor. Bu video için yazılan yorumlara bakarsanız o husumeti, o gerginliği kolayca görebiliyorsunuz. 

Pazar, Şubat 25, 2024

Çeket

Fotoğraf mühim değil, yabancı bir basketbol hocası, çalıştığı kulübün yöneticisini ziyaret etmiş, fotoğraf haber olarak servis edilmiş.  Alimpijevic'in giydiği ceketle ilgili  sosyal medyada yapılan yorumlar ilginç olduğu için paylaşmak istedim. Sanıyorum, ayrıca anlatmaya, o ceketin-o desenin neyi temsil ettiğini veya kimler tarafından sahiplenildiğini konuşmaya gerek yok.

Neler yazılmış aktarayım: genel olarak, ceketi ve temsil ettiği değerleri sevenlerin sitayiş ve alayişle ses yükselttiği anlaşılıyor: "milli irade ceketi", "winner ceket", "ceket efsane", "Tayyip ceketi", "kazanan ceket", "kaybetmeyen ceket", "kazandıran ceket", "ceketin kaybettiği savaş yok" vs... Muhalifler mi diyelim, sevmeyenler mi bilemiyorum, onlar da hafif alaycı ve uygun bulmayarak küçümsemişler: "olmamış o ceket" "biri anlatsın şuna o ceketi", "bir daha giymesin", "cekete bak, küçük tayyip"

Şunu düşündüm, yıllar sonra, bu ceket unutulacak, alıntıladığım yakıştırmalar ve mevcut kutuplaşma önemsizleşecek, anlaşılmaz olacak... 

Şu an bir manası ve karşılığı yok ama 1988'de, on dokuz yaşımda parka giydiğimde kendimi iyi hissetmiştim. Kolayca bulunabilen bir şey değildi, para biriktirip ikinci el satın almıştım...

 

Cumartesi, Şubat 24, 2024

Sekiz çocuklu aile

Otuzlu yıllarmış, fotoğraf arkasına düşülen açıklama notuna göre, bir binbaşı ailesiyle fotoğraf çektirmiş ve bunu bir arkadaşına, bir başka binbaşıya göndermiş... Şimdiki zamandan bakınca, sekiz çocuklu bir aileyi ve bu kadar arka arkaya doğmuş çocuğu görünce insan şaşırıyor. 

Asıl şaşırmamsa başka... Nasıl desem, resmin istifini görür görmez, zihnim konuşmaya başladı çünkü. Binbaşı'nın arkada kalmasını, kendini geriye, çocuklarını öne atmasını, en büyük oğlunu fotoğrafın ortasına-önüne getirmesini öyle kolayca geçemedim. Askerlik bir hiyerarşi aşkıdır, bunu bile isteye gözardı etmek bambaşka bir karakteri işaret eder. 

Yaşayanlar bilir, sadece askerler değil, asker eşleri bile bu hiyerarşinin parçasıdırlar. Üst rütbeli subay eşleri alışverişte, gözümle gördüğüm için biliyorum, kuafördeki sırada bile önceliklidir. Yüzbaşının karısı, Albayın eşini, hanfendiyi görünce kesimde-boyada bile olsa kalkar yerini-sırasını verir. Manavdaki meyve sebze bile hiyerarşiye göre dizilir, tazesi-iyisi komutanlara ayrılır filan...Askerin normali böyledir, kimselere de garip gelmez.

Binbaşımız ilginçmiş...

Cuma, Şubat 23, 2024

Kıbrıs Şahini

Dashiel Hammett'in ünlü polisiyesi Malta Şahini romanını, muhtemelen milli kaygılarla, okura "yakın" gelsin diyerek "Kıbrıs Şahini" diye çevirmişler. Garip geldiği için satın aldım, kapağı Sururi çizmiş, daha çizgisinin ve tarzının oturmadığı yıllarda ürettiği anlaşılıyor. Tarih yok ama çeviri 1944 yılında çıkmış (?)... En azından Milli Kütüphane kaydı öyle...Sururi, çok değil beş yıl sonra kapağı başka türlü ve daha doğru-güzel çizebilirmiş. 

Roman biraz karışıktı, öyle kalmış aklımda, okuyalı otuz yıldan fazla olmuştur, yanılıyor olabilirim, John Huston işi uyarlama filmini severek kitabı keşfetmiştim, Hammett'e kişisel sempatim ta o yıllardandır, değerli, dirayetli ve dürüst bir insan olarak severim. Lillian Hellman'la ilişkileri, McCharty dönemindeki anti-faşist tutumu filan sahiden özeldir. Geçim sıkıntısıyla X-9 çizgi romanını yazmışlığı da var mesela, oradan da kalbime dokunmuştu, Alex Raymond ile iyi bir ikili olabilirlermiş, meraklısı diziyi İngilizce 'den okuyabilir. 

Başa döneyim, Malta'yı niye Kıbrıs yapmışlar meselesine... Romanda bir heykelcik var, Haçlı şövalyelerinden kalma tarihi bir şey... Şövalyelerin son limanı Malta olsa da ara duraklarından biri Kıbrıs...İsim seçmişler anlayacağınız. Romanda sadece bir kere Malta Şahini diye geçiyor...

Film ise 1941 tarihli, savaş nedeniyle bizdeki gösterimi gecikmiş olabilir, yayıncısı Tasvir gazetesi olunca kitabın filmin popülerliğinden faydalanmak için yayımlandığını düşünüyorum ama araya savaş giriyor, filmlerin ithalatı sekteye uğruyor, seyrekleşiyor, demem o ki, ihtimaldir, kitap, filmden önce çıkmış olabilir. E o zaman soru şu, film, hangi isimle çıktı acaba?

Related Posts with Thumbnails