Çarşamba, Haziran 12, 2013

Seyrüsefer Defteri 35



İstanbul yolculuğu (31 Mayıs). + Bullet to The Head, çizgi romana sadakat göstermemiş iyi olmuş ama yine de vasat kalmış (30 Mayıs) + Toprağın Çocukları, müsamere filmi (29 Mayıs).+  Hitchcock (2012), oyuncular iyi ama mainstream bir tv filmi gerginliğinde (28 Mayıs). + Parker, Statham filmi herşeyden önce, hikaye çok dallanıp budaklanıyor, kadın odağı dağılıyor ama izlettiriyor (27 Mayıs). + Mistresses, yeni kadın drama dizisi, pek parlak olmayan sex and city denemesi (26 Mayıs). + Vertigo (1958), beyfendinin en iyi filmlerinden (25 Mayıs). + On the Waterfront (1954), çocukluğumda çok anlamadığım ama çok etkilendiğim bir filmdi, sonradan her seyrettiğimde etkilendim (24 Mayıs). + Karaoğlan, Camoka'nın İntikamı (1966), nostalji olsun diye seyrettim yine, ilk filmin gölgesinde üretilmiş (23 Mayıs). + A Good Day to Die Hard, Bond havasında bir film olmuş, öyle olunca maziyi aratmış, başka birşey çıkmış (22 Mayıs). + İstanbul yolculuğu, Güney esintisi (21 Mayıs). + G.D.O Kara Kedi finalde dağılmış ve başka birşey olmuş, beklentim düşüktü, iyi buldum filmi (20 Mayıs). + Evim Sensin, o kadar tipik bir Avşar film yapımı ki... Kimin çektiği ve oynadığı hasılatı değiştiriyor o kadar (19 Mayıs). + The Haunting in Connecticut 2 Ghosts of Georgia, 2009 yapımı Lanetli Ev'in devamı, o vasattı, bu daha kötü (18 Mayıs).+  L'année des méduses, Kaprisky nostalcisi (17 Mayıs). + Dracula (2012), 3D olmasa bir özelliği olmayacak, seviyoruz seyrediyoruz, Giovanelli de göz alıyor (16 Mayıs). + Oğlum Bak Git, 80'lerin video filmlerini andırıyor, tv şöhreti ekseriyetle filme yetmiyor (15Mayıs). + 44 yaş, dört dörtlük oldum toplantısı (11 Mayıs). + Game of Thrones seyretmeye başladım, ilk sezon ilk 7 bölüm (10-14 Mayıs). + Yeni bir dizi işine başladım, bakalım neler olacak göreceğiz (9 Mayıs). + Hit The Floor, soap opera, dans ve edepli erotizm, hatırlanmayacak bir dizi, ucuz iş (8 Mayıs). + Errors of the Human Body, Alman thriller, çok da iyi değil, ilham verici bir kaç sahne o kadar...(7 Mayıs). + Down The Road, kötü bir korku filmi (6 Mayıs). + Superman Unbound, beğenmedim, animasyon iyi değil uyarlamaya karar veremedim (5 Mayıs). + Q, arzular şelale, para da yok, depresyon ve erotizm (4 Mayıs). + İstanbul yolculuğu (3 Mayıs). + 21 and Over, vasat bir gençlik komedisi, bir kaç iyi espri + Bugün 1 Mayıs, dükkan kapalı


 

Pazartesi, Haziran 10, 2013

Bir de Ne Var ki İnsanların Elinde Mizahtan Başka?


- Gezi Parkı eylemleriyle sokağa şimdiye kadar görmediğimiz bir mizah anlayışı döküldü.  Hak haykırmanın aynı zamanda eğlenceli de olabildiğini gördük. Siz bu mizahı nasıl değerlendiriyorsunuz? 
Aslında bu damar hep vardı, kişisel ifade kanalları arttıkça çeşitlenip çoğaldı. Şenlikli muhalefet denirdi buna, belki hizayı bozan muhalefet de denebilir.  Yan yana marş marş yürüyen, her daim disiplin isteyen bir siyaset angajmanı vardır. Gelenek vurgusu yapılır, büyük kahramanlar ve hiyerarşiler vardır. Sadakatten, devrimci-mücahit disiplininden söz edilir. Son ayaklanmanın en ilgi çekici yanı partilerle veya büyük siyasetlerle organik bir bağının olmamasıydı. Hoyratlık, şiddet ve kibire yönelik yıllara dayanan bir kolektif refleks gösterildi. Toplumun çeşitli kesimlerinden, farklı ideolojilerden insanlar biraraya geldi. Tek tutarlı yan Başbakana olan öfkeydi. Onun dışında dil, söylem ve ifade biçimleri bütünüyle kaotikti. Cinsiyetçi, homofobik sayısız slogan ve rövanşist şiddet dili kullanıldı, kullanılıyor. Mizah, o erkek ve intikamcı aurayı yumuşattı bence. Gülmek insanı yakınlaştırır, hasbihal edersiniz, konuşmayı kolaylaştırır. En azından yapma gözünü seveyim dedirtir. Bu kadar şiddete ne gerek vardı, hepimiz bu memleketin insanlarıyız düsturunu çoğaltır. Bir de ne var ki insanların elinde mizahtan başka? Tank mı tüfek mi gaz  mı?

- Yıllardır mizahın, çizgi romanların, argonun, avam kültürünün derinliklerini araştıran biri olarak sizce bugün sokağa dökülen mizahın kökü nereye dayanıyor? Sahipleri kimler?
Orta sınıf mizahı bu, şehirli üniversiteli ironik, dil bilen, popüler kültüre hakim gençlerin sarkastizmini içeriyor. Aptallığı, sertliği, büyük iddiaları deşifre eden bir dil bu. Sosyal medyada uzun zamandan beri zaten var olan bir dil bu. Anaakım medyanın dışında kalan, ona dahil olmak istemeyen bir kültürün ürünü de demek gerekiyor. Duvar yazıları, mizah dergileri, tivitır ya da fesybukta izlerine rastlamak mümkün. Zaytung mesela bu mecralardan biri

- Şimdi herkesin kafasında şu soru var: "Bu kadar yaratıcı insan neredeydi?" Sizce?
E biraz insanların damarına basıldı, kibirle, küçümseyerek konuşuldu, insanlar aşağılandıklarını düşündüler ve ortaya çıktılar. Bence bu kadar genç zaten kendi devranında bu esprileri sürdürüyordu, bu ayaklanma onları görünür kıldı, farkedildiler. Başbakan olmasaydı marjinal kalacaklardı.

 - Mizah dergileri sokak mizahının üreticileri olarak görülür. Bu eylemler sırasında sokağa yansıyan mizahın onları bile aştığını düşünüyor musunuz?
Aşmak demeyelim buna. Medyanın değişimini hatırda tutalım. Gazetelerin gücü azaldı, dergicilik ölüyor. Mizah dergileri sanıldığı kadar belirleyici değiller ama hâlâ etkiliyorlar. Ben asıl olarak tivitırın siyasi mizahı, geniş anlamıyla geeker mizahını uzun zamandan beri beslediğini düşünüyorum. Kıyas götürmeyecek kadar etkili bir mecra, fikir beyanını hızlandıran, kimliklendiren, aidiyet ve ayrışmayı hızlandıran bir savaş alanı

- Bu mizah anlayışı siyasette de bir rüzgara neden olabilir mi?
Çok sanmıyorum, büyük siyasetin aktörleri, dili ve işleyişi farklı. Siyasetin perhizci bir disiplini var, uzlaşmayı içeriyor. Oysa ayaklanmanın dili direnişe dayanıyor, neşeli ve karnavalesk.  Direniş hikayeleri, uzlaşma hikayelerinden her zaman daha etkileyici ve romantiktir. Yani o mizah, büyük siyasetin parçası olamaz. Olsa olsa bir ara konusu olur, sonrasında aslına döner.

Cumhuriyet, 9.6.2013, Esra Açıkgöz 
İlüstrasyon: Murat Başol

Related Posts with Thumbnails