Pazar, Ocak 08, 2023

Usta Çatalı

Malum, eve tamire gelen, huflaya huflaya eğilip bükülen ustanın çatalını görmeyen azdır... Yelpaze, romantize etmiş, manitanın gözüne girmek isteyen yahuşuklunun, boruyu patlatıp, işin suyunu çıkarmasını kapağına taşımış, espri de yapmış: "Elinin hamuruyla" spotunu eklemişler ilüstrasyona... 

Kadın, çatala mı bakıyor, patlayan borulara mı, beceriksiz "herife" mi, o faslı bilemedim, burdan anlaşılmıyor.
 

Cumartesi, Ocak 07, 2023

Çok sıkıcı!

Yıllar oluyor, belki on yılı geçmiş olabilir, bir öğrencim "başıma bi şey gelmeyecekse, Nuri Bilge Ceylan çok sıkıcı" dedi, yüksek lisans öğrencileri arasındaydık, bir tartışma olacak diye bekledim, olmadı, böyle sıkışma anlarında insanlar hemen "bana göre değil" diye başlıyor ve "sevenleri anlayabiliyorum ama [siz de beni anlayın] ben sevmiyorum" savunmasına geçiyorlar. Tartışma böylece sonlanıyor, çünkü "bu da benim zevkim" yanıı dendi mi herkes duruyor. Garip bir pc klişesi bu... 

"Sıkıcı" nitelemesi de elbette bir klişe, zamanın ruhunu taşıdığı için hoşuma gidiyor, sırf tartışma çıksın diye "madem sana göre sıkıcı, e peki başka kim(ler) sıkıcı olabilir" diye sormuştum. Öğrenciler önce "ders kaynayacak" refleksiyle kıpırdadılar sonra neden iştahlandığımı anlamamanın verdiği garipseme ile bir süre kalakaldılar. Baktılar ki ben ısrarcıyım, oyuna katılıp "sıkıcı" olanları saymaya başladılar. Malum, Türkiye'nin en sıkıcı insanı "sayılan" Orhan Pamuk hemen listenin başına yazıldı. Ardından başkaları geldi, onları saymayacağım, çünkü hemen hepsi aktüel isimlerdi ve bugün unutuldular. 

Ceylan ve Pamuk, bugün de sıkıcı bulunuyorlar. Niye diye sorsak, altında anti-entelektüelizm bulabiliriz, ona göre cevaplar verebiliriz. Aralıklarla Orhan Pamuk nefreti hakkında yazarım, bilmediğim bir şey değil... Ama o gün, şuna takılmıştım, "neden sıkıcı" diye sorduğumda "çok tekdüze" "sası" "bir şey olmuyor" filan gibi şeyler söylendi. Doğru olup olmamasıyla ilgilenmiyorum, burada bir "akış" var, o benim ilgimi çekiyor... 

"İlginç" sözcüğünü ben de çok kullanıyorum, hepimiz çok  kullanıyoruz. İlginç ile sıkıcı, zıt anlamlı iki niteleme olarak dilimize yerleştiler. Ceylan ve Pamuk bence sıkıcı filan değiller ama popüler bir yargı varsa, bu yargı geniş bir beğeni ve nefret ağından beslenerek klişeleştiği için önemlidir. Yani mesele "seyrediyorum ve sıkıcı" ya da "okuyorum ve sıkıcı" değil, daha derin bir şeydir demek istiyorum. 

O gün derste bir sonuca varamadık haliyle, ilginç ve sıkıcı olanın ne olduğu hakkında bir ortak karara varabilmek tabii ki mümkün değildi... Hemen her şeyin ilginç ve sıkıcı ikiliğinde açıklanması "ilginç[ti]", farkına vardık diyelim...

Cuma, Ocak 06, 2023

Yaşı küçük

Oğuz Özdeş'in "Liseli Bir Kız Sevdim" isimli bir romanı var, uzun seneler iyi satmış, bilinen bir roman... Kapaktaki baskı sayısı size de bir fikir verecektir (1968, 10.Basım, 1986). Bugün, içeriğini bilmiyorum ama bu isimle bir roman yazmak mümkün değil...

Romanın "yaşadığı" dönemlerde Çarşaf'ın bir kapağına rastladım (1978), Emel Sayın'ın kendisinden yaşça küçük bir sevgilisi varmış, abartarak karikatürize etmişler, "oğlu yaşında bir gençle evleniyor" diyerek espriyi açıklamışlar. Merak ettim, kimdir nedir diye, Emel Sayın o tarihte 33 yaşında, sevgilisi de Gazinocu Fahrettin Aslan'ın oğlu, 18'inde... Aslan ve aile, evliliğe karşı çıkmış, hafif çaplı bir magazin skandalı çıkmış ortaya filan. 

Normal-anormal veya meşru-gayrimeşru ayrımını hatırda tutarak önce olanı konuşalım. Yetişkin bir erkeğin reşit olmayan Liseli Kız'a aşık olması normal sayılıyor ama iş, bir kadının tercihine, kendinden yaşça küçük bir erkekle birlikte olmasına, evlenmesine gelince eleştiriliyor, anormal sayılıyor diyelim. Çok farklı değil aslında, ikisi de eleştirilebilir, birini eleştirmek kimsenin aklına gelmiyor, diğerinde "küçük kıyamet" kopuyor. Biri çok satıyor, diğeri husumetle konuşuluyor. Emel Sayın'ın göze aldığı risk sahiden dikkat çekici. 

Geçmiş zaman, o çok satan roman ve o skandal unutuldu. Geriye kalan mı, yaşamaya devam eden mi desek... bir zihniyet varlığını sürdürüyor, erkek aklının ve gözünün hallenmesi yaşamaya devam ediyor. 

Arada hayatın ve haliyle mizahın ne kadar değiştiğini yazıyorum, bu da bir örnek... Mizah, hele karikatür, hep siyasetle meşbu sanılır, oysa en çok ahlakla uğraşır, hayatın sekülerleşmesi  ve özgürleşmesi adına "muhalif" davranır. Maksat bu olsa da varılan yer, hakim değerlere teslim olmak olabiliyor. Ve hiç şaşmıyor, aktüel düşünmek, eskimeyi kolaylaştırıyor. 

Salı, Ocak 03, 2023

Son okuduklarım 63


Kusama bildiğim bir sanatçı değil, erotizmle ilgili işlerinden haberdardım ama sandığım gibi de değilmiş, cinsel ilişkiden kaçan-sakınan biriymiş. Albümün renkleri, sayfa istifi ve akışı "pulp isyanını" ve cıvıltısını iyi yansıtmış. Derin bir biyografi okumuyoruz ama görsel başarısı ve o yönde bir çabası var. Özel Bir Yaz ise grafik roman türünün başyapıtlarından biri. Yıllar önce okumuştum, dilimize çevirilince yeniden iştahlandım. Bir yaz ve sahil hikayesi okuyoruz. İtiraf etmem gerekirse, ben yazları çalışan ve okulun açılmasını (tatil yapayım diye) bekleyen çocuklardandım, o sebeple yazlıkların rehavetini ve hafifliğini bilemem, onlara ve oralarda yaşayanlara hasetle imrenme arası bir hisle bakardım-bakıyorum. Telaşla ve yetişmeye çalışarak yaşamak başka, uzun uzun ufka bakarak düşünmek başka şeyler... Albümü yeniden okurken bu hissi bir kere daha hatırladım. Ergenliğe giren iki genç kız çocuğunun bir yaz boyunca yaşadıkları anlatılıyor albümde. Amerikan orta sınıf manzaralarını, iki genç kızın ailelerini, evlilikleri ve cinselliği keşfedişlerini, farkındalık geliştirmelerini okuyoruz. Güzel iş. 

Ego'nun biyografisini beğendim diyemem, eğer sanatçıyı biliyorsanız, albümü okuduğunuzda saplantıları anlatılmamış filan diyebilirsiniz ama bence asıl problem onun çizgi dünyasının ve üslubunun çok ama çok gerisinde kalınmış olması... İyi Baba ise üslup olarak ilginç, ardışıkla ilgili dikkat çekici tercihlerde bulunulmuş. Buruk bir çocukluk hikayesi anlatılıyor ama bunu kesitlerle, pek "konuşmadan", pek "göstermeden" başarıyor, yeni ve ilginç.

Pazartesi, Ocak 02, 2023

Depoyu fullersen buradan aya...

Kırklı yıllardan iki reklam, mizah dergilerinden ya da albümlerinden çıkartmış olmalıyım. Aynı yılın reklamları (1946), iki benzin firması, biri Shell, diğeri BP, roket ve aya seyahat imgelerini kullanmışlar...

Daha aya gitmeye bir çeyrek asır var ama hayali popüler kültüre hakim olmuş, otomobil rüyası ve roketlemek ta o günlerde birbirine yakınlaşmış mı diyeceğiz peki...

Böyle bir yakınlaşmanın bizim dergileri gazeteleri, pulp evrenini, sinemayı, reklamları ve gündelik dili etkilediğini elbette biliyorum. Ama bana bir zaman aralığı sorulsa ellili yılları işaret ederdim.

Peki bu reklamlar nerden çıktı, kırklı yıllarda yaygın bir aya seyahat hayali ve roket imgesi filan da yok... diye düşündüm...Üstelik Britanyalı benzin firmaları Türkiye'de o yıllarda varlar ama güçlü ve yaygın değiller, iddialı bir reklamveren hiç değiller... 1946'da yol desen yol yok, araba desen araba yok, aslına bakılırsa benzin firmaları yokluğa reklam vererek yatırım yapıyorlar... 

Ders verdiğim yıllarda sınamıştım, öğrenciler BP veya Shell'i kolaylıkla Amerikan emperyalizmiyle özdeşleştirirler, yani, tam da reklamların çıktığı yıllarda Amerika ile yakınlaşıyor, anti komünist bloğa dahil oluyoruz ya, Marshall Planı falan filan hemen yapıştırılır... Mesele doğru olup olmaması değil, nasıl hatırlandığı, klişe olarak nasıl yaygınlaştığı ve kabul gördüğü...Popüler kültür, doğrularla gerçeklerle değil, hayal ve iddialarla, klişe ve önyargılarla yaşar. Aya seyahat deyince aklımıza Amerika geliyor örneğin... Klişedir, "uzaya ilk çıkan ilk insan kimdi?" diye sorun kimsenin aklına Yuri Gagarin gelmiyor mesela... 

Yine geldim popüler kültürün karmaşıklığına...

Pazar, Ocak 01, 2023

"Birde ben"


Berberim çalıştığı iş yerinden ayrılmış, biri bir yerden ayrılırken artık böyle oluyor, o da benzer bir şey yaptı, vatzap'tan grup kurup müşterilerine duyurdu. İstanbul'dayım, yoğunum, arada gelen "hayırlı olsun" mesajlarıyla durumdan haberdar oldum.

Benden cevap alamayınca bana özel bir mesaj daha attı, "Net" isimli yeni işyerinde çerçeveleyip duvara asılan bir şiiri paylaşmış, üstüne "birde ben" yazmış. 

Hakkımızda isimli şiir, gerçek olamayacak kadar güzel: "Tanımadın birden/ O çıkıp giden/ Ağabeyin değil/ senin öz deden / Gördüler elbet/ bu güzel hizmet/ Savaş'la Ahmet / Kuaförüm NET

Şiiri niye göndermiş diye düşündüm, şiirden anlarım diye mi aceba? 

Related Posts with Thumbnails