Salı, Temmuz 02, 2019

Pıt Pıt Sözlüğü (24)


Şah Beyit: Gazelin en güzel ikiliğine verilen isim.
Münekkit: Eleştirmen.
Makta: Divan edebiyatında kasidede şairin adının yazdığı yer, son ikilik.
İktibas: Alıntı.
Heccav: Yergici.
Divançe: Tamamlanmamış küçük divan.
Beytülgazel: Kasidenin en güzel ikiliği.

Pazartesi, Temmuz 01, 2019

Seyrüsefer Defteri 107


Funda ile Laurel ile Hardy'e gittik, yapımcı BBC olunca Britanya turunu anlatmışlar, iyi oyunculuk var, mesafeli bir hikaye olmuş, kötü değil (30 Haziran).++ Deadwood Movie (2019) nostaljik bir veda olmuş (29 Haziran).++ The Stranger  (1946) Orson Amca'dan Nazi Korkusu filmi (28 Haziran).++ Dragged Across Concrete (2019) merak ettiğim bir filmdi, potansiyelliymiş, bu kadar karaktere süre yetmemiş (27 Haziran).++ White Gold Sea2 Ep. 1, 2 ve 3'ü seyrettim (26 Haziran). ++ Easy Sea3 Ep. 7, 8 ve 9'u seyrettim (25 Haziran). ++ The Professor and the Madman (2019) hikayenin "deli" tarafı müthiş bir oyunculuk gösterisi olmuş (24 Haziran).++ Murder Mystery (2019) Happy Madison vasatlığının para harcanmış örneği (23 Haziran). ++ Kolpaçino 3.Devre (2016) senaryo çok dağılmış, Leman gevezeliği vardı, o da etkisizleşmiş (22 Haziran).++ Sundown (2016) ve Premature (2014) iki gençlik filmi, ergenlik ve ulaşılamayan kızlar, aşkı ve cinselliği keşfediş, gişe geometrisi...ikincisi esprili, ilki daha yeni ve başarılı (21 Haziran).++ A Yellow Bird (2016) filmin ilginçliği uzak bir kültürün kenarlarında geçmesinde... gerisi vasat altı (20 Haziran).++ White Gold Sea1 Ep.4, 5 ve 6'yı seyrettim (19 Haziran).++ Easy Sea3 Ep. 4, 5 ve 6'yı seyrettim (18 Haziran).++ Arabella l'angelo nero (1989) Giallo erotizmi, nemfoman bir kadın, tekerlekli sandalye, fanteziler ve cinayetler (17 Haziran).++ Ad un passo dall'aurora (1989) ve Traumnovelle (1969) ikisini de Arthur Schnitzler'i takip ederken keşfettim, Eyes Wide Shut'ın ilham kaynakları, sevdiğim türden bir muammalar, film olarak çok parlak değiller orası ayrı (16 Haziran). ++ Tranquille donne di campagna (1980) malzemesi ve gerilimi var, biraz kalabalık, oyuncu yönetimi zayıfmış (15 Haziran).++ Nurşen Abla ile Marx İstanbul'da oyununa gittik (14 Haziran). ++ Happy! Sea1 Ep.3 ve 4'ü seyrettim (13 Haziran). ++ İstanbul yolculuğu (12 Haziran). ++ Handsome: A netflix mystery movie (2017) sevimli ve iyimser, polisiyeyi umursasa başka bir film olacağım endişesi taşımış. Scozzari güzelmiş (11 Haziran). ++ Alles ist gut (2018) rahat bir anlatımı var, gerginleşebilse başka bir tadı olabilecekmiş (10 Haziran).++ Maaile Aykut Enişte'ye gittik (9 Haziran). ++ Selfie 69 (2016) Rumen gişe filmi diyerek seyrettim, gişe öyle klişeci ki, film nerede geçiyor belirsizleşiyor (8 Haziran).++Tuna ile X-Men: Dark Phoenix'e gittik (7 Haziran). ++ Görevimiz Tatil (2018) böyle bir hikayenin filme dönüşmesi yönetmen kredisi (6 Haziran). ++ Happy! Sea1 Ep. 1 ve 2'yi seyrettim (5 Haziran).++Bajo La Piel De Lobo (2017) başka türlü bir taşra gerilimi daha olabilseymiş film çok büyürmüş, tek başına ve köyden uzakta bir adamı bu kadar kolay harcamasalarmış (4 Haziran).++ Bugsy (2001) seyretmemiştim, karakterler ilham verici güzellikteymiş (3 Haziran).++ American Psycho (2000) film çok eski kalmış, demek ki zamanını aşamamış , oysa yüksek potansiyelli bir romandır (2 Haziran). ++ Undercover Sea1 Ep. 9 ve 10'u seyrettim (1 Haziran). 



Pazar, Haziran 30, 2019

Çizgilere Derkenar 15


Fear(s) of the Dark, bir animasyon derlemesi. Geçtiğimiz yıllarda Ankara ve İstanbul’daki festivallerde gösterilmişti. Film, korku teması etrafında gelişen kısa hikâyelerden oluşuyor. İki kısa bölüm hariç hepsi başlayıp biten çalışmalar. Blutch ve Di Sciullo’nun çalışmaları ise diğer filmlerin aralarında kullanılmış. Blutch, asıl adıyla Christian Hincker sevdiğim bir çizer. Hakeza, Lorenzo Mattotti ve Charles Burns da bildiğim ve tarzları itibarıyla izlemeye çalıştığım isimler.

Film, onların isimleri nedeniyle bile beni cezbediyordu. Gerçi filme çok ısındığımı söyleyemem. Her şeyden önce karamsar buldum hikâyeleri, içinde iyi insanların olmadığı anlatılara dahil olamıyorum. Hep başka türlü anlatılabilirdi hissi taşıyorum ve bu his, çoğunlukla filmin önüne geçiyor. Yine de film, siyah beyaz türünün virtüözlüğünü gösterir nitelikte, gerçekten çok iyi tasarlanmış sayısız sahne içeriyor. Filmin son öyküsü olan Richard McGuire’ın elinden çıkan çalışma, bu anlamda sahiden çok başarılıydı ve benim için iyi bir sürpriz oldu. Karanlığın ve haliyle ışığın bu denli güzel kullanılması maharet ister, öyle ki bazen ne anlatıldığını unutuyorsunuz. Perdede bir yerden diğerine gezinen beyazı izler buluyorsunuz kendinizi.

Mattotti’nin hikâyesi ise David Lynch havasında gelişerek alacakaranlık hikâyelerinin muğlak niteliğine uygun biçimde sonlanıyor, severek izledim. Charles Burns nasıl bir hikâyecidir diye sorulsaydı verebileceğim cevap filmde anlattığı hikâyeyi işaret ederdi. Blutch’ın da ne yapabileceğini tahmin ediyordum ama hep merak ettiğim bir yaratıcıdır. İzleyeni rahatsız eder, içinizi burkar; İnsan tekinin acımasızlığını gözümüze sokar. Onu sarıp sarmalayacak kadar sevemezsiniz ama ne dediğini de bilmek istersiniz. Herneyse, asıl adı Peur(s) du Noir olan filmi, imkânınız olursa seyredin. Türü sevmeyebilirsiniz ama film nitelikli ve ayrıksı çizgi romancıların çalışmaları üzerine bina edilmiş. Mutlaka hatırlayacağınız sahneler içeriyor....



Alex Varenne ,1939 doğumlu. Çizgi romanı düşünmemiş başlangıçta, "öylesine çizmiş", yaptığı çalışmaları yayınlatmamayı tercih etmiş. En sonunda da muhtemelen geçim sıkıntısıyla mahlas kullanarak çalışmaya başlamış. Bu kadar düşünmesine ya da sıkıntı çekmesine neden olan şey öyküleri ve çizdikleriymiş. Varenne, Frankofon çizgi romanında adı erotizmle özdeşleşmiş çizerlerden. Bizde de bölük-pörçük, sansürlenerek yayınlanan Erma Jaguar çalışması ismiyle birlikte hatırlanan en ünlü çalışması. Carré Noir sur Dames Blanches albümü kısa öykülerinden oluşuyor. Beş ayrı öyküyü tamamlayan, öykülerde yer alan tiplemeleri ve kimi ayrıntıları yeniden yorumlayan bir final öyküsüne de sahip. 

Erotik öykü anlatmanın zorluğu pornografik anlatıyla olan kaçınılmaz yakınlığıdır. Varenne öyküleri özgün hallerinde Türkiye’de yayınlanamaz ama bu öykülerini pornografik yapmıyor elbette. Varenne doğal olarak sex-oriented bir bakışa sahip ama olağanüstü nitelikli, arzudan patlayacak, her zaman hazır ve nazır kadınları ve erkekleri anlatmıyor. Gerçekçi, şaşırtıcı ve bazen gizem dolu bir hikâyenin içine erotizm katıyor, cinsel ilişkiyi açıklıkla çizmesi çoğu ülkede “pornografik” sayılmasının nedeni. 

Carré Noir sur Dames Blanches albümünü özellikle kılan ise aristokrasiye-doymaz-bencil kural tanımazlığa yönelik eleştirellik. Her zaman taraf gibi durmuyor elbette, hatta bazen kendini denetleyemeyen cinsel iştahın-fantezilerin açmazlarını da anlatıyor. Bunu gösterirken ahlakçılık yapmıyor. Sex-oriented baktığı için hayata tercihinin ticari olarak görülmesi doğal. Öyküleri, tiplemeleri, onların duygu olarak öne çıkan tepkileri düşünülürse hakkında şöyle bir yorum yapılabilir: Varenne, insanların asıl duygu ve eylemlerin mutlaka cinsellikle ilgili olduğuna inanıyor.



Samuel Taylor Coleridge’ın Yaşlı Gemici (The Rime of the Ancient Mariner) adlı uzun şiiri Türkçe’de İletişim'den yayınlandı. İlgi çekici ve esrarengiz bir şiir olduğu muhakkak... Yaşlı Gemici’nin tuhaf yolculuğunun anlatıldığı şiiri Şavkar Altınel Türkçeleştirmiş. Şiirin külfetli, farklı yorumlanabilecek kısımları var. Altınel, çevirisini orijinaliyle birlikte kullanmayı tercih etmiş. Hatırda kalacak güzellikte dizeler var.

Asıl heyecan verici olan Gustave Doré’nin metne eşlik eden çizimleri. Yaşlı Gemici, Doré’nin Avrupa edebiyatının büyük klasiklerine yaptığı eşsiz gravürlerin bir başka örneği. Doré’nin ayrıntıcı deseni, kalabalık sahneleri, Mikelanjvari gerçekçiliği ve yoğun emek isteyen ince işçiliği hemen sarıyor insanı. Kitapta sağ sayfada resmin bütünü, solda ise resimden seçilmiş bir kesit kullanılmış. Doré, resimsiz bir kitabın düşünülemediği bir dönemin yıldızıdır. Kilise süslemeciliğini izleyerek oluşturduğu geniş planlar ve sahne düzenlemelerinde romantik ve kırılgan bir estetik tercih etmiştir. Uhrevi arayışlarla savrulan, pişmanlık çeken tiplemeleriyle taklidi zor  bir üsluba sahiptir, güçlü deseni kadar sabrı nedeniyle de benzersiz çizerler ülkesinin asil üyelerindendir.

[Metinleri, on-on iki yıl önce filan yazmışım. Blogta arşivliyorum.]

Cumartesi, Haziran 29, 2019

Yarış


Nasıl oluyor bilmiyorum, her sokak kavgasının içinde buluyorum kendimi. Mahallemizde sidik yarışı.

Perşembe, Haziran 27, 2019

Son Okuduklarım 29


Casanova'nın Eve Dönüşü, Arthur Schnitzler'i takip ederken bulduğum kitaplardan... Novella, Casanova'nın elli yaşını anlatıyor, hiç üstüme alınmıyorum... Schnitzler, kahramanlarına bir eksiklik veriyor, o eksiklikle baş etmeye çalışırken bir savrulma anlatıyor... Psikolojik bir açmaz okuyoruz. Reçete belli de herkes yapamıyor biliyorsunuz. Çeviriden gayet akıcı bir metin çıkmış. Schnitzler'in tuhaf, dolambaçlı huzursuz kahramanı Casanova'nın dili, olup bitenleri yorumlaması, iştah açıcı... İyi edebiyat okuduğunuzu anlıyorsunuz. Ben geç keşfettim ama Schniztler için şöyle diyebilirim, çağının çok ilerisinde bir yazar, daha çok okuyacağım.

Nazım'la ilgili dünya kadar kitap var.  Hakkında onun kadar kitap yazılmış bir başka edebiyatçımız yok. Haliyle hem çok tüketiliyor hem de herkesten çok biliniyor. Diğer yandan bir parça merakınız varsa, okudukça, mevcut literatüre hakim oldukça, yazılanların ziyadesiyle tekrar edildiğini, hep aynı şeylerin anlatıldığını anlıyor, yeni bir şey öğrenemediğinizi hissediyorsunuz ki bu, beni okur olarak mutsuz ediyor. Haluk Oral, yazarlığından önce iştahlı bir okur, bibliyofil, malumatçı veya sahafiye düşkünü... Nazım'la ilgili bir kitap yazmak isteyince sanıyorum biteviye tekrar eden çalışmaların dışına çıkmaya  niyetlenmiş. Nazım Hikmet'in Yolculuğu bana sorarsanız bu iddiayla ortaya çıkmış. Yayınevi de vinyetlerle, iç tasarımla filan buna katkıda bulunmuş,... nesne olarak kitabı başkalaştırmışlar. Nazım'ın kaçışına kadar geçen hayatı güzel toparlanmış, bıcır bıcır ayrıntılarla üstesinden gelinmiş...güzel kitap.

Kertenkele, Saramago'nun masalı... Kapaktaki Borges ismini görünce meraklanmıştım... Meğer nal gibi yazılan Borges bizim Borges değilmiş... Yanıltılmışım. Yayınevi esnaflık yapmış... Masala dönersek,  masal Saramago'nun çok anlattığı türden fantastik bir ayrımcılık anlatıyor. Kendilerine benzemeyen bir yaratıkla karşılaşan insanlar gitgide deliriyorlar. Hiç tuhaf gelmesin. Alelacayip bir dört ayaklı, kocaman bir kanatlı görünce milletin delirmesi, eline terliği, kıvırarak gazeteyi alması, yolda görünce o kıyamadıkları arabalarını o tuhaf şeylerin üstlerine üstlerine sürmeleri kuşkusuz insan olmalarından...

Röntgenci, bizde altmış yıldır yayımlanan Moravia'nın bilinen romanlarından biri. "Seks satar" diyerek Moravia'nın romanları tuhaf isimlerle yayımlandı hep...Romalı Dilber, Kalbimdeki Dişi, Beni Aldatabilirsin aklıma gelenler...Romanda benim ilgimi çeken baba ile oğul arasındaki gerilimi anlatma biçimi. Romanın bakmak ve bakılmakla ilgili bir fikri var, gelişen hikayesinin iç gıcıklayıcı tarafları yok diyemem ama Moravia'nın derdi erotizm değil... Demesem olmaz, romanın arkasına yarı akademik bir inceleme eklenmiş, nedeni çevirisinden mi orijinalinden mi bilmiyorum, bir garip, ne dediği pek anlaşılmıyor...
Related Posts with Thumbnails