Cumartesi, Aralık 31, 2016

Seyrüsefer Defteri En İyiler 2016


Seyrettiğim film ve dizilerle ilgili küçük notlar yazarım, çok da eleştirilirim, mır mır yazdığım, açık olmadığım, hiç fikir vermediğim filan söylenir. Doğrusu, kendimi bir meraklıdan fazlası olarak görmüyorum. Filmlere, dizilere not veya yıldızlar vermek, uzun uzun yorum yazmak bana göre değil, üstelik önceden de az okurdum ama galiba on yıldır, belki çok daha fazla bir süredir film eleştirisi okumuyorum. Belki arada Fatih Özgüven okumuşumdur. Fatih'in de yazdıklarını eleştiriden çok, edebi bir huysuzluk olarak görüyorum, o yönü hoşuma gidiyor.

Yanlış anlaşılmasın, benimkisi bir nitelik hoşnutsuzluğu, yazılan eleştirileri beğenmemek filan değil... Yoğun bir hayatım var, hep bir şey okuyorum, işim ve sürdürdüğüm hayatın dışında kalan zevkim için kendimi çok belirlemek (ve etkilenmek) istemiyorum. Gezinmek istiyorum demek daha doğru. Sonuçta filmler ve diziler hakkında pek bir bilgim olmuyor, sinema yayınlarını takip etmiyorum, sinefilleri okumuyorum. Eğer onlar benim hayatıma dahil olmazlarsa sinefil tanımaya da çalışmıyorum. Ne kadar az bilgiye sahip olursam o kadar çok hoşuma gidiyor. Tabii şu da var, öyle bir hayat yaşıyoruz ki, bir filmden bir diziden haberdar olmamak çok zor  olabiliyor. Bazen bir yönetmeni, senaristi ya da bir başka çalışanın yeni işini bekliyor ve merak edebiliyorsunuz. Bütün bunlara rağmen dışarıda kalmaya çalışıyorum demek istiyorum.

Neyse laf uzamasın, aşağıda bu yıl seyrettiğim filmlerle ilgili bir en iyiler listesi yaptım. Bilenler biliyor, büyük küçük, iyi kötü film ayrımı yapmam, şu veya bu türe odaklanmamaya çalışırım. Üst üste iyi ve büyük film seyredemem örneğin. Kıstaslarımı tek tek anlatmayacağım. Bu yıl, 400'den fazla film ve dizi bölümü seyretmişim. İçlerinden yirmi film ve dört dizi seçtim. Hevesle heyecanla seyrettiğim diziler oldu. Diziler, uzunca bir süredir, karakterleri ve senaryoları daha doyurucu bir biçimde geliştiriyorlar ve anaakım sinemayı çok fena silkeliyorlar. Dizilerle ilgili daha uzun ve ayrıntılı konuşmak gerekiyor artık.

American Honey (2016)
Broken (2012)
Carol (2015)
Copenhagen (2014)
Demolition (2015)
Drop (2014)
Hallam Foe (2007)
Harold and Maude (1971)
Hell or High Water (2016)
King Jack (2015)
La femme d'a cote (1981)
Los Amantes del Circulo Polar (1998) 
7 Dias En La Habana (2012)
Spotlight (2015)
The Cave of Yellow Dog (2005)
The Danish Girl (2016)
The Daughter (2016)
The Diary Of A Teenage Girl (2015)
Trumbo (2015)
45 Years (2015)

Diziler: Vinyl, River, Easy ve Olive Kitteridge

Cuma, Aralık 30, 2016

İyi Seneler


Yeni şeyler öğrendiğimiz, neşeli, sağlıklı, tasası az bir yıl olsun. Daha önemlisi  iyi insanlar olsun etrafımızda, yokluklarını da göstermesin bize... Beraber yürüyelim onlarla...

Hepinize iyi seneler...


Perşembe, Aralık 29, 2016

2016'nın Grafik Roman- Güzelleri



Sarah Glidden’in  Rolling Blackouts: Dispatches from Turkey, Syria, and Iraq albümü...
link

Leela Corman’ın We all wish for Deadly Force albümü
link

Manuele Fior’un 5.000 km Per Second albümü
link
Fior web sayfa

Joe Daly’nin Highbone Theater albümü
link

David Prudhomme'dan Cruising Through the Louvre
link

Bu da Zerocalcare'nin günümüz Türkiye'sinde yayımlanma imkanı olmayan grafik romanı.

İnio Asano'dan A Girl On the Shore
link

link

Crepax'ın korku hikayeleri derlemesi

Son Okuduklarım 9


Tuhaf Kütüphane'yi beğenmedim, hayal kırıklığı desem abartmış olmam. Masal deniyor, masalsı deniyor ama çok da bir yere varamamış. Okurunu üzecek bir kitap çıkmış. Clichy'de Sessiz Günler okuyunca bir kez daha anladım ki, taklit edilen bir yazar Henry Miller. Liste çıkartsak epey bir yazarı sıralarız alt alta. İşte Van Gogh'u bu serinin Warhol kitabıyla kıyaslarsam, iç metni daha güzel, iç görsel tasarımı daha başarısız demem gerekiyor. Van Gogh'un esrik bir coşkusu, delirmeyeceğim diyen şen şakrak yükselişleri vardır. Görsellik onu verememiş, insan ona hayıflanıyor. Baudelaire, şaraba methiyeler düzüp esrarı öteliyor, şairane kestirimleri var, sarhoş olun diyor mesela...Bir şekilde sarhoş olun!


Sıkı Kontrol Edilen Trenler, merak ettiğim bir novellaydı, nefsimi köreltmiş oldum. Çarpıcı, hele finaliyle birarada düşünürsem ironik tutumu  şahane. Yavaşlığı ve saplantısı, tek kelimeyle neşeli. Savaş sırasında gündelik hayatın devam ettiğini pek hatırlamayız, herkes savaşa odaklanmış sanırız, o harala gürele içinde genç bir adamın kıpırdanışları gülümsetiyor.  Rasputin, Zweig havasında edebi bir biyografi. Akıcı bir gevezeliği var kitabın. Rasputin zaten sanıyorum, geçtiğimiz yüzyılın en tuhaf karakterlerinden biri. Capa, ünlü savaş fotoğrafçısı hakkında bir grafik roman. Çizgilerde güç kaybetmiş, metin günlüklere dayanıyor ki onlar zaten çok çarpıcıdır. Savaşın ve türlü olağanüstülüklerin içinde dolanıp duran bir fotoğrafçının hayatını temel alan bir çalışmadan insan daha yüksek bir görsellik bekliyor. Yıllık İzin, albüm formatı ve hikaye olarak dikkat çekici bir çalışma. Bu tür denemeler neredeyse hiç yapılmıyor, o bakımdan üreticileri de yayınevini de takdir etmek gerekiyor. Minimal öyküsü nedeniyle söylemiyorum bunu, Erman Çağlar'ın dili bu minimalliği kurtaran bir akışkanlıkta çünkü. Asıl zorlayıcı olan uzak kurulmuş sahneleri, yaklaşmamayı tercih etmeleri.


Herkesin Yeats okuması gerekiyor, uçarılığı, sakinliği, aşırılıklar çağında, bütün o gürültünün içinde muzipliği, başka türlü bakabilmesi insanı etkiliyor. Cevat Çapan çevirisiyle seçmeler yapılmış. İntihar Üzerine Notlar, başarılı bir deneme kitabı, edebiyat ile popüler felsefe arasında güzel salınıyor, rahat okunan, akıllı bir metin. İntihar meselesini farklı yerlerden girerek anlatıyor, böyle kitaplar kolay çıkmıyor Türkçede. Utku Özmakas çevirmiş. Parantez, otobiyografik bir grafik roman. Benim gibi hafıza işleriyle derdiniz varsa, etrafınızda yaşlılarınız, günbegün artarak unutmaya başlayanlarınız varsa hikaye size dokunacaktır. Durand, gencecik yaşında başına gelenleri, hastalığını ve iyileşmesini anlatıyor. Hayat zor dedirtiyor, türlü türlü dertler var. Partilerde Kızlarla Nasıl Konuşulur, tipik bir Gaiman hikayesi, dildeki şairanelik olmasa tek bir ilginçliği yok. İkizler güzel çizmişler, daha iddialı hikayeler çizmeleri gerekiyor. Bu hikayeyi Ergün Gündüz, tur bindirerek daha iyi çizerdi. Hoş, hikaye filme de uyarlanmış, medyatiklik böyle bir şey. Popüler olanın kuyruğuna takılıp etinden sütünden faydalanayım istiyor vasatlar.

Cumartesi, Aralık 24, 2016

Cuma, Aralık 23, 2016

Şaşırıyorum-Şaşırmıyorum


Çok sert günlerden geçiyoruz. Nereye varacağı belli olmayan korkutucu, iç karartıcı bir koyuluğun içinde debeleniyoruz. Ne olsa şaşırmaz hale geldik. Müttefikler, ortaklar, hempalar, hasımlar sürekli değişiyor. Yahu, dün bunlarla yanyana fotoğraf çektiriyordun, şimdi böyle mi oldu demenin pek bir anlamı yok.

Haksızı olmayan bir itişmenin içindeyiz, kime sorsan haklı, kim anlatsa haklı. Şaşırmıyorum.

Evet şuna şaşırıyorum, bu kadar insanın bu kadar çok biliyor olmasına şaşırıyorum. Gündem nereye dönse, gündemde ne olsa biliyorlar, ne olduğunun o kadar farkındalar ki... Tak diye cevaplıyorlar.Zaten kimse anlamak istemiyor galiba, cevabın adresini istiyor.

Bu kadar çok insanın kamusal bir dille, beyanat verir gibi konuşması da bana ilginç geliyor. Hükümet sözcüsü, muhalefet lideri, milletvekili gibi açıklamalar yapıyorlar. İktidarın dili nasıl da işlemiş üstümüze...

Ne yapmalı? Kesin olan şu ki... Bu aktüeliteden, bu haklı-haksız itişmesinden kaçmalı. Hani derler ya, felsefeci aktüeli yaşamaz, hep geriden takip eder. Biraz öyle, işine gücüne bakıp, bu kadar çok bilen, bu kadar çok haklısı olan tartışmanın dışında kalmalı. Biraz öyle...
Related Posts with Thumbnails