Türkiye- firçanin ucundaki çocuk kalpli isyankâr...Çizgi Roman Günleri, Frankfurt, 15-20 Ekim 2008
Frankfurt Kitap Fuarinda Yapacagimiz Etkinliklerin Afisi...
Artist: Ersin Karabulut
Sergi ve etkinlik kuratörü: Levent Cantek
Arif Oruç'un kurduğu partiye yönelik Akbaba eleştirisi. Dergi, Arif Oruç'un kurduğu partiyi "veledizina" biçiminde tanımlamayı tercih etmiş. Şeytanı andıran çocuğun sarıldığı gazete Arif Oruç'ın çıkardığı Yarın. Üst başlık şöyle yazılmış: "Arif Oruç Fırka namındaki veledizinasına Lider arıyor". Ebe ile Arif Oruç doğum sonrasında şöyle konuşturulmuşlar:
Bu karikatürü ilk gördüğümde bayılmıştım. Serbest Fırka aleyhine çizilmiş, Yusuf Ziya Ortaç mutad pragmatizmi nedeniyle o dönemki muhalefetinin yanlışlığını yıllar sonra itiraf edecektir. Elbette ne zaman? Demokrat Parti zamanında!!Akbaba, 8 Ekim 1931
Serbest Fırka ve Fethi Okyar'ın, daha işin başında neyle suçlandıklarını gösteren, İktidar yanlısı basının yaklaşımlarını özetleyen bir karikatür, gerçekten önemli ve iyi bir özet.
(...) Türkiye’de sol tarih hakkında yazmak gerçekten kolay değil. Örneğin büyük kütüphanelerden birinde Esat Adil’in yazı yazdığı yayınların herhangi birinin tam koleksiyonunu bulabilmenin imkânı yok. Kütüphanecilerimiz vakt-i zamanında komünist ve İslamcı saydıkları ya da popüler buldukları yayınları yok saymak için oldukça cevval davranmış, depolardan “uçurmuşlar”, öyle anlaşılıyor. Pek çok yayın kataloglarda bile yer almıyor. Böyle bir yokluk karşısında araştırma yapmak ise kat be kat güçleşiyor. Öyle ki Esat Adil’in Gerçek gazetesi külliyatının Türkiye’de beş kişide olduğunu sanmıyorum. Hal bu olunca Esat Adil’in ne yazdığını okumak bile imkânsızlaşıyor. Bu denli basit bir okuma eylemi yapılamayınca unutulmak da bilinmemek de kolaylaşıyor. İşin bir başka yönü yok değil elbet, bu yayınlar az basılıyor ve az satıyorlar. Soğuk savaş koşullarında polisiye bir ilgiyle değerlendirildikleri için bu yayınları satın almak dahi suç oluyor çünkü. Hükümet politikalarının Türkiye’deki sol muhalefeti abartmak yönünde bir tercihi olunca bu azınlık olma hali farklı bir popülerliğe dönüşüyor. Çoğunlukla kamuya kapatılan davalarda yargılanan ve ceza alan (devletin adlandırmasıyla) komünistlerin hangi yazılarından dolayı ceza aldıklarına dair bir merak oluşuyor ister istemez. En azından dönemle ilgilenen araştırmacılar bu yazılara ulaşıp değerlendirmeye çalışıyorlar (...) [Birikim, Haziran-Temmuz 2008 sayısındaki aynı başlıklı yazıdan bölüm].
Türkiye'de çizgi roman ve mizah dergiciliği üzerine kalem oynatan ender akademisyenlerden, yazar ve İletişim Yayınları Editörü Levent Cantek mizah dergilerinin politikaya bakışı ve politik mizah üzerine sorularımızı yanıtladı:- Mizah dergiciliği, siyaseti kendi içeriğiyle nasıl harmanladı? Cumhuriyetin ilk 50 yılında yazarlar ve çizerler sadece gazetelerden geçinebiliyorlardı. Dergiler yüksek telif veremiyordu. Mizahçılar bu sebeple gazetecilikten gelmedir. Manşete göre karikatür yapar, espri bulurlar. Mizah dergileri kapaklarını gazetenin ön sayfa karikatürü mantığıyla düşünürler ve yine gazete gibi aktüel siyaseti belirli sayfalarla sınırlandırırlar. Asıl olarak erotizm, argo ve komiklik ön plandadır. Siyaset, ciddiyet ve sorumluluk kostümüdür. Yakışıp yakışmadığı terziye kalmış!- Politik duruş" ya da başka bir ifadeyle "siyasi tavır"ın mizah dergisi için önemi, belirleyiciliği nedir? 
(...) Cumhuriyet’le birlikte Ankara’yı yeniden inşa etmek istiyorsunuz. Modern bir şehir planlaması yapılıyor. Izgara biçimli sokaklar, caddeler, kaldırımlar. Hacettepe öyle değil. Tek bir otomobilin bile zor geçebileceği dar sokakları var. Çoğunluğu geçen yüzyılın ilk çeyreğinde inşa edilmiş eski Ankara evlerinden oluşuyor. Şehrin yeni düz ve intizamlı sokaklarının aksine yılankavi sokaklardan oluşuyor. Bir evin bahçesinin içinden geçilerek devam edilebilen ya da birdenbire çıkmaza dönüşen sokakları var düşünün. Birinden kaçıyorsunuz diyelim, mahalleye giren bir Hacettepeliyi bulmak pek mümkün olmuyormuş, labirent gibi çünkü. Mahallelinin birbirini kolladığı, gerekirse topluca kavga ettiği de anlatılıyor. Böyle bir direnç ister istemez konuşulur. (Ankara Magazine, Mayıs 2008, aynı başlıklı röportajdan bölüm)