Çarşamba, Şubat 08, 2017

Bir Defa Daha...



Zor


Türkiye'de solcu olmanın zorluğu var, kolaylığı var. Kolay çünkü, memleketi sağcılar yönetiyor, onları eleştirmek, vasatlık ve kültürel sefalet ölçüsünden giderek söylene söylene sürdürülebiliyor. Biraz daha biliyorsanız, emek ve emperyalizm diyorsunuz, oralarda geziniyorsunuz. Türkiye'de solcular birbirlerini liberal olmakla suçluyorlar, oralarda da esip gürleyebiliyorsunuz.

Zor çünkü, Türkiye'de bir Kürt meselesi var, ben kendimi bildim bileli insanlar ölüyor, solcuysanız, bu mesele böyle çözülmüyor demek zorundasınız.

Asıl zorluk buralardan başlıyor işte. Bunu dediğinizde sadece sağcılar değil (çünkü yanlış yaptıklarını, siyaset üretemediklerini söylüyorsunuz), kendini solcu sayan geniş bir kesim de size tahammül edemiyor. Kestirip atıyorlar, terörist sayılıyorsunuz. Öyle bir niyet olmadığı için ne dediğinizle ilgilenilmiyor.

Son kararnameyle pek çok arkadaşım gibi Funda da işten atıldı, ateş düştüğü yeri yakıyordu, bizim eve de düştü.

Hakkında tek bir dava, tek bir suç kaydı olmayan binlerce insan, tek bir gerekçe gösterilmeden, savunma ve mahkeme hakkı tanınmadan özlük hakları ellerinden alınarak işlerinden atılıyorlar.

Uzunca bir süredir, insan "iyi üniversitede okumalı, iyi üniversitede çalışmalı" diyordum.

Son yaşananlar, hangi üniversitenin "üniversite" olduğunu, kimlerin çoğulculuğa, demokrasiye inandığını, bana sorarsanız, öfkeli olabilirim, kimlerin solcu olduğunu sekiz sütuna manşet gibi, büyük puntolarla gösterdi.

Bu günler geçer, ileride bu yapılanlar mutlaka ama mutlaka utanarak anlatılacak. Şunu da biliyorum, yanlış yapmadık, haksızlıklar yapıldığını söylemeye, doğru bildiğimizi yinelemeye devam edeceğiz. Çalışarak ve yan yana durarak, dayanışma içinde üreterek, bu akılsız ve kalpsiz zamanı atlatacağız.

Salı, Şubat 07, 2017

Ulaşmak


(...) Sözünü ettiğim şey bu işte, huysuzluk etmiş oluyorum ama benden istediğiniz şey bir makale konusu. Nostalji nedir ile başlayıp modern romanın kıstaslarını sıralamam gerekiyor. Yapmayalım bunu, yapmak isteseydim zaten öyle yazardım. Nostalji bir yazarın tarihe veya maziye bakarken takındığı tutum değildir, sadece bu değildir. Tanpınar, anıt mezar gibi dolaşan, iç gıcıklayıcı bir mazi rüyasını yaşatan biri değildi, elbette değildi. Akademiden etkilenmiş biriydi. Sizin sorunuz da akademik. Nostalji bir histir, fasılalarla kendini gösterir. Para sıkıntısı çeken, beğenilmemekten korkan biri nostaljik olamaz mı diyeceğiz? Tanpınar, bir yere dönmek istediğinde maziye dönüyordu, en çok oradan besleniyordu. Yahya Kemal de nostaljiktir, Nazım Hikmet değildir. Bazen insanlar yaşlanmaya karar verirler, geçmişe sığınırlar. Halide Edip öyledir, Aziz Nesin hiç girmemiştir o yola. Geçmişe sığınmak ya da sığınmamak, nostaljiyle doğrudan ilgili olmayabilir. Bazıları, hep yaşlı adam gibi konuşurlar, mesela Peyami Safa öyledir. Maziye sığınarak otoritelerini meşrulaştırırlar. Bu da nostaljidir diyemeyiz. Tanpınar’ın sızısı nostalji.

link

Cuma, Şubat 03, 2017

Gayya Kuyusu


Sabahattin Eyüboğlu, Orhan Veli'nin ölümünden sonra Mahmut Dikerdem'e yazmış, acılı, üzüntülü ama şöyle diyor: "Keder işten başka bir şeyle unutulmaz. Sonuna kadar bu gayya kuyusuna bir şeyler atacağız."

Perşembe, Şubat 02, 2017

Seyrüsefer Defteri 78


Caotica Ana (2007) yine bir Medem filmi, iyilik ve kötülük üstüne diyelim, psychedelic, Jodorowsky havası var (31 Ocak). ++ Deepwater Horizon (2016) eski usul felaket filmlerinden, ne olduğu belli, ondan olabilir ışıltısı yok (30 Ocak). ++ Manon 70 (1968), dağınık film, ürkek film ama ilgi çekici karakterlere sahip, edebiyat uyarlamasıymış (29 Ocak). ++ Masters of Sex Sea 4 Ep.9 ve 10'u seyrettim (28 Ocak). ++ Appassionata (1974) İtalyan işi orta yaşlı erkek-ergen genç kız gerilimi, Amerikan Güzeli hep buralardan çıktı, Muti kadar Giorgi de ilgi çekici (27 Ocak). ++ Tuna'nın ifadesiyle kızsal bir animasyon Moana (2016) bayık WD şarkıları olmasa eğlenceli de (26 Ocak). ++ Masters of Sex Sea4 Ep.7 ve 8'i seyrettim (25 Ocak). ++ Ben-Hur (2016) Timur B. olunca daha iyi bir aksiyon bekliyordum, W.Wyler versiyonunu seyretmek en doğrusu (24 Ocak). ++ Masters of Sex Sea4 Ep.5 ve 6'yı seyrettim (23 Ocak). ++ In a Valley of Violence (2016) iki iyi oyuncusu var, gerisi dökülüyor (22 Ocak). ++ Crisis in Six Scenes Sea1 Ep.4, 5 ve 6'yı seyrettim (21 Ocak). ++ Masters of Sex Sea4 Ep.3 ve 4'ü seyrettim (20 Ocak). ++ Arrival (2016) güzel, yavaş ve kendini seyrettiren bir bilim kurgu (19 Ocak).++ Crisis in Six Scenes Sea1 Ep.1,2 ve 3'ü seyrettim (18 Ocak). Masters of Sex Sea4 Ep.1 ve 2'yi seyrettim (17 Ocak). ++ Fleabag Sea1 Ep. 4, 5 ve 6'yı seyrettim (16 Ocak). ++Il Sorpasso (1962) Dino Risi mizahı da var, ilgi çekici ve onunla hatırlanmayan bir akış da, ilginç filmmiş (15 Ocak). ++ Fleabag Sea1 Ep. 1, 2 ve 3'ü seyrettim (14 Ocak). ++ Love Affair (1994) Beatty-Bening aşkı (13 Ocak). ++ Sing Street (2016) iyimser bir müzik ve ergenlik filmi, beğendim (12 Ocak). ++ Jack Reacher Never Go Back (2016) dizi aksiyonunun bile gerisinde (11 Ocak). ++ The Sweet Smell Of Success (1957) kötülük ve kurnazlık üstüne nefis bir film (10 Ocak). ++ Hori, ma panenko (1967) itfaiyecilerin balosu, döneminin kült kara mizah filmi, Milos Forman'dan (9 Ocak). ++Aisai Monogatari (1951) yine bir Shindo filmi, yavaşlık ve melodram bazen ilginç ama benim yönetmenim değil (8 Ocak). ++ Busanhaeng-Train to Busan (2016) klişe ama temposu var (7 Ocak). ++ Dressed to Kill (1980) nostalji turuna devam (6 Ocak). ++ Bleeding Heart (2015) Biel için seyrettim, tv filmi olabilirmiş, vasat altı (5 Ocak). ++ Raku-yo-ju (1986) Shindo filmi, anne kaybı hikayesi, kaçırmamak lazım diyemem (4 Ocak). ++ Betty Blue (1986) nostalji yaptım, hantallığı varmış, otuz yıl önce görememişim (3 Ocak). ++La pianiste (2001), harika kadın karakterler var, Haneke kötücüllüğü (2 Ocak). ++ The Girl on the Train (2016) romanı okumadım ama film son çeyreğe kadar temposunu iyi koruyor (1 Ocak).



Çarşamba, Şubat 01, 2017

Son Okuduklarım 11


Sürgün Ruhum, Zabel Yesayan'ın kısacık bir novellası. Fragmanlar biçiminde ilerliyor, Üsküdar'a dönmüş ressam bir kadının hayata ve çevresine ilişkin yazdıkları. 1915 sonrasının duygu yoğunluğuyla biliniyormuş, ben öyle anlamadım. Dil bana ilginç geldi, hafif ağdalı, arayan ve öğrenmek isteyen tok bir dil. Lümpen Roman ile ilk kez Bolano okudum, diğerlerini de okurum. Hafif karanlık bir hikayesi var romanın ama ilgi çekici yanı o değil. Anlatıcı genç kadının kayıtsızlığı çok başarılı. Nothomb'u yıllar sonra yeniden okudum. Bir Yaşam Biçimi, Nothomb'un Obez asker arkadaşıyla birbirlerine yazdıkları mektuplardan oluşuyor. Bu ay daha ilgi çekici şeyler okudum diyerek geçeyim. Güz Nehri ve Daha Önce Derlenmemiş Diğer Hikâyeler, Cheever'in telif karşılığı dergilere yazdığı işlerden derlenmiş. Çoğu güzel hikâyeler, insan ister istemez, sipariş edilen işlerin niteliğine odaklanıyor.


Fante'nin Bunker Tepesi Düşleri, loser-erkek kahramanın mahrem hatıraları, dökülmelerini anlatıyor yine. Tanpınar'ın İzinde Beş Şehir, Manguel'in Denemeleri. Güzel akan, güzel dönüşen bir kitap. Ankara yorumu ilginç olmuş,Kimi yerlerde daha iyi anlatılabilir hissi oluyor, gereksiz bir his ama oluyor işte. Sokaktaki Adam, hemen değil, sonradan Roth romanı oluyor, sonradan açılıyor demek istiyorum. Aforizmalar, Ali Artun'un yüzlerce kitaptan seçtiği alıntılara dayalı. Önceleri bir çırpıda değil aralıklarla okunabilir gibi geliyordu bana. Okudukça hiç de öyle olmadığını, devamlılığın bu kitap için hazzı ve karşılaştırmayı artırdığını fark ediyorsunuz. Kolay kitap değil. İlginç ve az bulunur bir güzellikte. 

Related Posts with Thumbnails