![]() |
Dükkân, ara sokakta, eski bir apartmanın altında; en
fazla üç metre eninde, içeriye doğru beş metre derinliğinde. Girişte bir masa
var, raflarda tozlanmış seyrek malzemeler filan… Tabelası okunmuyor, dükkândan
çok eskilerin atıldığı depo gibi… Her akşam önünden geçiyorum, büyük işler
yapıyoruz diyen adamı masaya yayılarak uyurken o kadar çok görmüşüm ki…
Şaşırmam o yüzden…
Üstelik küçük yaştan bellemişim, küçük ya da büyük iş
olmaz esnaflıkta. Bazen bir olur bazen beş; seçmeyecek, kibirlenmeyecek,
müşteriyi boş çıkarmayacaksın. E bi de komşuyuz…
Neyse, o işi kırmaya dökmeye gerek kalmadan başka bir
ustaya yaptırdım, rahatladım. Tesadüf bu ya, o uyuyan adam benim becerikli
Nevzat Usta’nın eniştesi çıktı. Konuşmuyorlarmış, bazı meselelerden dolayı
küsmüşler ama akrabalarmış filan… “Evet” dedi, “onlar büyük işler yapıyorlar.”
Hayret etmekle birlikte üstelemedim.
Ne ki takıldım tabii. O kadar yıl oldu, dükkânın önünden
her geçtiğimde mutlaka göz ucuyla bakıyorum. Benim Nevzat Usta’nın eniştesi ya
uyuyor, ya eprimiş tumanını çekiştiriyor, ya da büyükçe bir cam bardakla çay
içiyor. Ancak o kadar, başka bir hâlini görmedim. Telefonla konuşurken
görmedim, dükkâna giren çıkan müşteri görmedim, büyük işlerin koşuşturmasını
görmedim… Hani büyük işin bir getirisi olur; arabası değişir, kıyafeti değişir,
tabelası cilalanır. Yok yahu bir numarası…
Bence benim Nevzat Usta’nın eniştesi çalışmıyor. Büyük
işi bırakın, herhangi bir orta ölçekli iş dahi yapmıyor… Ben artık onun kıt
kanaat geçindiğine de inanıyorum.
Matrağa vurarak anlatıyorum ama bu enişte beye artık
nasıl bilendiysem, nasıl koşullandıysam, zihnimde bir karaktere dönüştü.
Senaristim ya, aralıklarla sektörden birileri çıkıyor
karşıma, iş teklifinde bulunuyorlar. Büyük işlerden söz ediyor, ikna etmek ve
cezbetmek için konuşuyorlar… Tecrübeniz varsa gevezeliği tanıyorsunuz. Böyle
zamanlarda bizim enişte zihnimden çıkıp yanıma gelip oturuyor, yüzümde muzip
bir tebessümle arada ona bakıyorum.
“Biz öyle küçük işler yapmıyoruz” diyerek çayını
yudumluyor, “sen bilirsin yani Levent Bey.”

1 yorum:
dörtlüleri yakıp trafiği tıkayanlar yahut otobüste ön kapıdan inenlerle birlikte en ayar olduğum esnaf grubudur bunlar. kötü komşunun ev sahibi yaptığı gibi küçük işler ustası yaptı bunlar beni de. gıcığım ama yine de onlara.
alman malı çok sağlam bir şemsiyem vardı. hala da var. kuzey ege’nin poyrazına karayeline bana mısın demeyen şemsiye balkonda açık unuttuğum bir gece istanbul lodosuna boyun eğdi. onuncu kattan aşağı düşmüş. kapıcı getirdi sabah. telin de kumaşın da yine bir kusur yok. öyle sağlam. yalnız o düşmeden sonra tek kusuru açtığında durmuyor. kilidi bozulmuş. sormadığım tamirci kalmadı. hatta youtubedan bile medet umdum. olmadı. nihayet internette çok meşhur bir şemsiye tamircisi buldum. bütün yorumlar kendisinden sitayişle bahsediyor. şemsiye, bavul valiz elinden kaçmıyormuş. aradım abiyi. durumu anlattım.
biz dedi öyle küçük işlere bakmıyoruz. kurtarmıyor.
neyse emeğin vereyim dedim. kurtarmaz, uğraşamam dedi.
şimdi düşünüyorum hangisi önce öldü. insanlık mı esnaflık mı?
.
şemsiye mi?
atmaya kıyamadım. bir umut kurtarırım belki diye arka balkonda bekletiyorum hala. ve üzerine üç şemsiye eskittim..
Yorum Gönder