Cuma, Ekim 30, 2026

Biz büyük işler yapıyoruz

Epey zaman oldu, ofise taşınırken küçük büyük sorunlar çıktı. Hemen yan binada tadilat işleri yapan bir dükkâna girdim. Kombiden banyoya giden sıcak su borusu ters bağlanmış; biraz kırma dökme, ardından sıva ve boya gerekiyor sanıyorum. Sordum, yapar mısınız diye… Dükkân sahibi, yüzünü kaşıyarak “biz öyle küçük işler yapmıyoruz” dedi. Anlamadım. “Bizz” dedi, hayır aslında demedi, ben ekolu bir sesle o vurguyu hayal ederek hikâyeme ekledim: “Büyük işler yapıyoruz, uğraşamayız.” Hafif şaşırarak gerisingeri çıktım.

Dükkân, ara sokakta, eski bir apartmanın altında; en fazla üç metre eninde, içeriye doğru beş metre derinliğinde. Girişte bir masa var, raflarda tozlanmış seyrek malzemeler filan… Tabelası okunmuyor, dükkândan çok eskilerin atıldığı depo gibi… Her akşam önünden geçiyorum, büyük işler yapıyoruz diyen adamı masaya yayılarak uyurken o kadar çok görmüşüm ki… Şaşırmam o yüzden…

Üstelik küçük yaştan bellemişim, küçük ya da büyük iş olmaz esnaflıkta. Bazen bir olur bazen beş; seçmeyecek, kibirlenmeyecek, müşteriyi boş çıkarmayacaksın. E bi de komşuyuz…

Neyse, o işi kırmaya dökmeye gerek kalmadan başka bir ustaya yaptırdım, rahatladım. Tesadüf bu ya, o uyuyan adam benim becerikli Nevzat Usta’nın eniştesi çıktı. Konuşmuyorlarmış, bazı meselelerden dolayı küsmüşler ama akrabalarmış filan… “Evet” dedi, “onlar büyük işler yapıyorlar.” Hayret etmekle birlikte üstelemedim.

Ne ki takıldım tabii. O kadar yıl oldu, dükkânın önünden her geçtiğimde mutlaka göz ucuyla bakıyorum. Benim Nevzat Usta’nın eniştesi ya uyuyor, ya eprimiş tumanını çekiştiriyor, ya da büyükçe bir cam bardakla çay içiyor. Ancak o kadar, başka bir hâlini görmedim. Telefonla konuşurken görmedim, dükkâna giren çıkan müşteri görmedim, büyük işlerin koşuşturmasını görmedim… Hani büyük işin bir getirisi olur; arabası değişir, kıyafeti değişir, tabelası cilalanır. Yok yahu bir numarası…

Bence benim Nevzat Usta’nın eniştesi çalışmıyor. Büyük işi bırakın, herhangi bir orta ölçekli iş dahi yapmıyor… Ben artık onun kıt kanaat geçindiğine de inanıyorum.

Matrağa vurarak anlatıyorum ama bu enişte beye artık nasıl bilendiysem, nasıl koşullandıysam, zihnimde bir karaktere dönüştü.

Senaristim ya, aralıklarla sektörden birileri çıkıyor karşıma, iş teklifinde bulunuyorlar. Büyük işlerden söz ediyor, ikna etmek ve cezbetmek için konuşuyorlar… Tecrübeniz varsa gevezeliği tanıyorsunuz. Böyle zamanlarda bizim enişte zihnimden çıkıp yanıma gelip oturuyor, yüzümde muzip bir tebessümle arada ona bakıyorum.

“Biz öyle küçük işler yapmıyoruz” diyerek çayını yudumluyor, “sen bilirsin yani Levent Bey.”

1 yorum:

mithad a. selim dedi ki...

dörtlüleri yakıp trafiği tıkayanlar yahut otobüste ön kapıdan inenlerle birlikte en ayar olduğum esnaf grubudur bunlar. kötü komşunun ev sahibi yaptığı gibi küçük işler ustası yaptı bunlar beni de. gıcığım ama yine de onlara.
alman malı çok sağlam bir şemsiyem vardı. hala da var. kuzey ege’nin poyrazına karayeline bana mısın demeyen şemsiye balkonda açık unuttuğum bir gece istanbul lodosuna boyun eğdi. onuncu kattan aşağı düşmüş. kapıcı getirdi sabah. telin de kumaşın da yine bir kusur yok. öyle sağlam. yalnız o düşmeden sonra tek kusuru açtığında durmuyor. kilidi bozulmuş. sormadığım tamirci kalmadı. hatta youtubedan bile medet umdum. olmadı. nihayet internette çok meşhur bir şemsiye tamircisi buldum. bütün yorumlar kendisinden sitayişle bahsediyor. şemsiye, bavul valiz elinden kaçmıyormuş. aradım abiyi. durumu anlattım.
biz dedi öyle küçük işlere bakmıyoruz. kurtarmıyor.
neyse emeğin vereyim dedim. kurtarmaz, uğraşamam dedi.
şimdi düşünüyorum hangisi önce öldü. insanlık mı esnaflık mı?
.
şemsiye mi?
atmaya kıyamadım. bir umut kurtarırım belki diye arka balkonda bekletiyorum hala. ve üzerine üç şemsiye eskittim..