Cumartesi, Mayıs 25, 2019

Dizi dizi



Senaryo yazdığım için bana dizi sektörüyle ilgili sorular soruluyor. Israr üstüne bir şeyler söylesem de, kendimi genel bir değerlendirme yapabilecek kadar yetkin hissetmiyorum. Ankara’da yaşıyorum ve 2010’dan bu yana bana teklif geldikçe senaryo yazdım-yazıyorum. Bir yapım şirketine teklif olarak senaryo götürmüş değilim. 

Mesele Ankara'da yaşamak da değil aslına bakarsanız, sahiden dışarıdan birisiyim. Sektörün sosyal ortamlarında değilim, aşinalığım yok. Duyduklarım var, onlar da ne kadar doğrudur emin değilim. Hatta, öyle ki, dizi tarihimizin en iyi elli dizisi varsa en az kırk sekiz tanesini seyretmemişimdir, ne olduklarını dahi bilmiyorum, bunu da kibirle söylediğim sanılmasın, o kadar uzağım demek için vurguladım bunu.

Tek söyleyebileceğim, gördüklerim, onları da herkes söyleyebilir, derinlikli hikayeler anlatıldığında reyting alamıyorsunuz, panel  beğenileri pek parlak değil. Yavaş ve kolay anlaşılır bir içerik isteniyor filan…

Tabii, bu şu anlama gelmiyor, panel beğenisine göre iş yapıp başarı kazanmış işler vasattır, saçmadır, anlamsızdır. Hayır, böyle diyemem, sektör adına doğrusunu onlar yapıyorlar demek gerekiyor. Televizyonda iş üretiyorsanız panele göre üretmek zorundasınız. Panel değişir, işler de değişebilir filan da deniyor, doğru olabilir ama o kadar da değişmezdi... gibi geliyor bana. Dünyanın her yerinde televizyon, dijitalde üretilen hikayeler karşısında geriliyor, o panel beğenisini ve ortalamasını aşamıyor çünkü. 

Konu o da değil, bunları anlatma ve değerlendirme biçimimiz...

Hepimiz bu tuzağa düşüyoruz, bir şeyi beğenirken mutlaka bir başka şeyi karalıyoruz, tapmakla tepmenin içiçe geçtiği değerlendirmeler yapıyoruz. Ve galiba işi değil, kendimizi öne çıkartıyoruz. Ben değerliyim demenin bir yolu bu... 

Madem önemsizler, madem değersizler, seyretmezsin, takip etmez, oynamaz ya da yazmazsın, başka tatlar ararsın...Ki çok alternatif var.

Hiç yorum yok:

Related Posts with Thumbnails