Muhalefet Defteri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Muhalefet Defteri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Pazar, Ekim 27, 2024

Ne olacak bu mizah dergilerinin hali?


Muhalefet Defteri isimli mizah dergileri ve karikatür hakkında kapsamlı bir inceleme kitabı yayımlandı. Yapı Kredi Yayınlarından çıkan, Levent Cantek ve Levent Gönenç imzalı kitap, ikilinin kimileri daha önce yayımlanmış ortak imzalı çalışmalarına dayanıyor. Gönenç, bir Anayasa Hukukçusu, Cantek ise üniversiteden ayrılmış eski bir akademisyen. Gönenç’in çeşitli gazete ve dergilerde karikatürleri yayımlanmış, yayımlanıyor. Cantek de grafik roman senaryoları yazıyor, özellikle çizgi romanla ilgili pek çok kitabın yazarı. Muhalefet Defteri, kendi deyişleriyle çeyrek yüzyıl önce başlayan arkadaşlıklarının bir sonucu olmuş, tutkuyla konuştukları ortak ilgileri hakkında bir şeyler yazmak istemişler. İkisi de eski ve yeni mizah dergilerini topluyor, inceliyor ve izliyorlar halen. Gönenç “Ben karikatür çizmeye başladığım ilk yıllarda mizah dünyası büyülü bir dünya gibi geliyordu bana. Özellikle mizah dergisi ortamı… Tutturmuştum, babam beni kıramayıp İstanbul’da Gırgır ve Fırt’ın hazırlandığı yere götürmüştü. Tekin Aral ve başka bazı karikatürcülerle tanışmıştım. Hatta Tekin Aral bana bir tarama ucu hediye etmişti. O yıllarda çok zordu tarama ucu bulmak. Küçücük çocuğum, bana rüya gibi gelmişti o kısa ziyaret” diye anlatıyor. Cantek ise mizah dergisi üreticileriyle ilk karşılaşmasının beklediğinin aksine sert geçtiğini, Oğuz Aral’ın Limon dergisini çıkartmak üzere dergiden ayrılan gençlere öfkelenmesine çok şaşırdığını söylüyor: “Ben onları destekleyecek, teşvik edecek sanmıştım. O tepki sonraları bana çok zihin açıcı geldi. Romantize etmemem gerektiğini o vesileyle anladım. Baba-oğul, usta-çırak ilişkileri diye anlatılıyordu ama bir de para kavgası vardı. Haftada üç yüzbin satan, yüksek gelirli bir dergiydi Gırgır.” Cantek ve Gönenç’in ortak çalışması, mizah tarihinden ve bugünden ayrıntılarla dolu. Hem tutkulu bir merakın hem de eleştirel bir okumanın izlerini taşıyor. İkiliyle dergileri ve kitabı konuştuk.

Mizah dergileri neden önemliler? Tutkuyla, severek üzerlerine çalıştığınız için soruyorum bunu. Aktüelliklerinin karşılığı nedir ya da tarihçi malzemesi olarak değerleri nedir?

Levent Gönenç- Mizah dergileri birkaç açıdan önem taşıyor. Öncelikle mizahçılar açısından: birincisi, bu dergiler sayesinde mizah ile uğraşanlar hayatlarını idame ettiriyorlar, dergiler onların ekmek kapısı. İkincisi, mizah dergileri bu mecranın canlı kalmasını sağlıyor. Her hafta mizah üzerine düşünülmesi ve iş üretilmesi bu alanda, zaman zaman tekrarlara düşülse de, sürekli bir canlılığın ve dinamizmin var olmasını mümkün kılıyor. Üçüncüsü, mizah dergileri mizahçılar için bir okul işlevi görüyor, yeni mizahçılar bu dergilerde yetişiyor. Okur açısından düşündüğümüzde ise şunu söyleyebiliriz: Mizah dergileri çoğu zaman bir alışkanlık. Günümüzde artık pek böyle olmasa da, geçmişte mizah dergileri okurun bağlandığı, takip ve talep ettiği yayınlardır. Okurun ihtiyaç duyduğu haftalık bir mizah dozu var yani.

Levent Cantek- Arz-talep ilişkisiyle yaşayan bir derginin tarihi vesika değeri taşıması tabii ki başka bir şey. O niyetle üretilmiyorlar ama geriye dönüp baktığımızda popüler esprinin ne olduğunu anlamak, neyin eleştirildiğini, neyin azımsandığını görmek önemli. Bugünden geriye gittiğinizde, o espri size komik gelmeyebilir, bağlamı bilmiyorsunuz eleştiriyi kaçırabilirsiniz veya o günün normali, bugün için siyaseten doğru olmayabilir. O noktada tarihçinin meseleye nasıl bakacağı, nasıl yorumlayacağı sorunu giriyor devreye.

Gönenç- Mizahçılar vak'a-nüvis gibi üretiyorlar belki ama asık suratlı değil, yeri geldiğinde komik, yeri geldiğinde sarkastik. Böylece mizahçılar güncelin yansımasını dergi sayfalarına taşıyorlar. Bu yüzden mizah dergileri geçmişi anlamak için çok önemli ipuçları veriyorlar bize. Özellikle farklı dünya görüşlerini savunan mizah dergileri kendi bağlamları içerisinde değerlendirildiğinde, belli olaylara ve kişilere ilişkin çok önemli ayrıntıları yakalamak mümkün oluyor. Sonuçta mizahın tarihi ile tarihin mizahı iç içe geçiyor.

Cantek- Türkiye’de tarih algısı, daha çok seçimlerle, partilerle ilgili geliştiğinden mizah dergileri ve karikatür daha çok buna yarayacak biçimde kullanılıyor. Oysa mizah, yasaklanan, yok sayılan mecralardan beslenir. Argo ve cinsellik önemli mecralar, gündelik hayatın içinde kalan bir dil yine önemli. Mizah dergilerine ve esprilere, kadınların ve erkeklerin kullanımına başka türlü bakmak gerekiyor, daha işlevsel bir kullanımdan söz ediyorum.

Mizah dergileri muhalif olarak görülürler, bu yanlış bir kanaat mi? Veya nasıl bir muhaliflikten söz ediyoruz biraz açar mısınız?

Gönenç- Evet, mizah dergilerinin hep muhalif olduğu söylenegelmiştir. Bu yerleşik bir kanaat. Bunda büyük ölçüde gerçeklik payı da var. Ancak mizah dergilerinin tümünü veya mizahçıların hepsini muhalif saymak çok doğru bir tespit olmayabilir. Tabii burada asıl önemli olan muhalefetten neyi anladığınız. Eğer siz muhalefetten çoğunluğa karşı azınlığın eleştirilerini ve karşı çıkışları anlıyor iseniz mizah dergiciliği tarihinde bu tür örnekler çoktur. Ancak eğer muhalefeti azınlıkta olsa dahi belli bir gruba karşı olumsuz bir tavır alış olarak anlıyorsanız iş değişiyor. Örneğin Cumhuriyet döneminde uzun yıllar yayımlanmış olan Akbaba dergisi tek-parti döneminde Cumhuriyet Halk Partisi’nin yanında yer alıyor ve o dönemde ortaya çıkan muhalefet hareketlerini eleştiriyordu. Aynı şey içinde bulunduğumuz dönem için de geçerli. AKP iktidarın iktidara yakın olan mizahçılar, muhalefete muhalefet yapan bir mizah anlayışını benimsemiş görünüyorlar. Dolayısıyla “Mizah dergileri muhaliftir” derken mutlaka bu tespitin açıklanması gerekir.

Cantek- Ben Levent’in kaldığı yerden devam edeyim, muhalif dendiğinde ne anlaşıldığı önemli aslında. Hükümete, rejime karşı eleştirellik anlaşılıyor. Mizah dergilerinde otoriteyle, ebeveynlerle, öğretmenlerle veya evde babayla uğraşılır örneğin. Hayata, geleneğe karşı geliştirilmiş bir eleştirellik pek akla gelmez. Mizah dergileri bence asıl olarak o yönleriyle ilginç ve önemliler. Yani, apolitik oldukları iddia edilirken bu yönleri hiç akla getirilmiyordu, haksızlık ediliyordu demek istiyorum. Geniş bir tanımla bakmak lazım muhalefete.

Pek çok karikatürist mizaha hoşgörü gösterilmesi, dava açılmaması gerektiğini söylüyor. Katılıyor musunuz bu fikre?

Cantek- Bu da muhalefet tanımı gibi karışık bir mesele. Kim, kime hoşgörü gösterir? Güçlü olan, güçsüz olana gösterir. Tersi olabilir mi? Güçsüz olan hoşgörü göstermese ne olur ki? Cürmü kadar yer yakar. Ben karikatüristlerin devletten hoşgörü göstermesini istemelerinden doğrusunu söylemek gerekirse hoşlanmıyorum. Gazeteciler de eleştiriyorlar, edebiyatçılar da… Onların böyle bir çağrısı var mı, böylesi bir ricası… Otoriteyi eleştirmek bir riskse, sen bu riski göze alıyorsun demektir. Başka türlüsü oluyorsa, sen eleştirdiğin için suçlanıyorsan zaten orası demokratik bir ülke değildir.

Gönenç- Mizah hoşgörünün olduğu ortamlarda daha rahat yapılır. Ancak bunun da bir sınırı olduğunu kabul etmemiz gerekiyor. En gelişmiş demokrasilerde dahi bu böyle. Yani mizahçılar mizah yapıyoruz diyerek hakaret veya küfür etme ayrıcalığına sahip değiller. Ancak bir dava söz konusu olduğunda bilirkişilerin ve mahkemenin bu fikri ürünün bir mizah eseri olduğunun ve mizahın doğasında sert de olsa eleştiri unsuru bulunduğunun farkında olması gerekir. Eğer ilgili yasa hükümleri bu anlamda çok dar yorumlanacak olursa dünyanın hiçbir yerinde mizah yapmak mümkün olmaz.

Mizah dergilerine ve karikatüre, tarihsel dönemler itibarıyla soruyorum, en çok ne zaman baskı yapıldı?

Gönenç- Mizah dergilerine ve karikatüre geçmişte farklı dönemlerde çeşitli biçimlerde baskı uygulanmıştır. Eğer “baskı” ile mizah dergilerine ve karikatüristlere dava açılmasını kastediyorsak, son dönemde bu tür davaların geçmişe göre arttığını söyleyebiliriz. Ancak mizah dergilerine ve karikatüristlere baskı her zaman dava yoluyla olmayabilir. Örneğin geçmişte Demokrat Parti zamanında mizah dergileri baskı yapabilmek için kağıt ve mürekkep bulamıyorlardı, bu malzemeler siyasi iktidarın izni ve onayıyla alınıp satılıyor ve mizah dergilerine bu anlamda bir ambargo uygulanıyordu. Hatta bu yüzden kapanmak zorunda kalan Tef mizah dergisi okuyucularını bu durumdan haberdar ederek son sayısını kese kağıdı kalitesinde bir kağıda basmak zorunda kalmıştı.

Cantek- Baskıyı belirleyen ölçütlerimiz neler önce onu düşünelim. Dava sayısı mı, hapis cezası mı, derginin baskı imkânlarının engellenmesi mi, dergiler çıkmadan evvel sansür edilmesi mi? Abdülhamit döneminde mizah dergileri çıkamadılar, 12 Eylül’de bütün siyasi davalar bir biçimde sonuçlanmadı, insanlar yıllarca hapis yatıp sonra beraat ettiler veya nelerle suçlandılar. Suç olarak görülen şeyler nelerdi? Şunu ölçemeyiz. Bir üretici, çevresinde olup bitenleri görüp ona göre yazıp çiziyorsa, çekinerek ve dolaylı yolla konuşuyorsa orada baskı vardır, kolay tespit edemezsiniz. İnsanlar yaşamak, geçinmek ve hayatını sürdürmek, ailelerini, yakınlarını düşünmek zorundalar. Bizim gibi ülkelerde otoriter eğilimler her zaman güçlüdür ve muhalif düşüncelere yönelik güç gösterileri sürekli tekrarlanır. Yoksa, bugünle geçmişe bakarak, hapse girenleri, işten çıkarılanları, ölenleri sayıca kıyaslayın, bir sonuç çıkarırsınız. İleride üzülerek hatırlayacağımız günleri yaşıyoruz.


 Mizah dergiciliğimizin tarihsel olarak en önemli üç kişiliği kimdi desem?

Gönenç- Mizah dergiciliği deyince belki ilk akla gelen isimlerden biri Akbaba’yı çıkaran Yusuf Ziya Ortaç. Ortaç pek çok anlamda mizah tarihimizi etkilemiş bir isim. Ardından tabii ki, Gırgır’ın fikir babası, kurucusu ve mizah yönetmeni Oğuz Aral akla geliyor. Günümüze doğru geldiğimizde ise tek bir isimden söz etmek pek mümkün değil. Çünkü günümüzde yayımlanan mizah dergilerinde daha çok kolektif bir yönetim yapısı mevcut. Dolayısıyla aralarından birini çekip almak fevkalade güç.

Cantek- Ortaç ve Aral’ın yanına ben, Engin Ergönültaş’ı da katardım. Ticari olarak başarılı ve uzun ömürlü dergileri olmasa da underground eğilimli bir tarzın üreticisi oldu ve günümüz dergiciliğini Aral’dan daha fazla etkiledi. Oğuz Aral’ı herkes bilir, Ergönültaş’ı bilenler bilir demek gerekiyor. 1978 yılında çıkan Mikrop, Gırgır’dan daha fazla bugüne kaldı.

Gırgır, dünyanın en çok satan üçüncü dergisi değil miydi? Bu bağlamda mizah dünyasının mitleri, abartılan ve azımsanan örnekleri var mı?

Gönenç- Mizah dergilerinden, özellikle Gırgır’dan ne zaman söz açılsa bu konu gündeme gelir. Bu bir gerçek midir, yoksa bir günümüzdeki moda terimle bir “şehir efsanesi” midir? Büyük ihtimalle bu inanmaya gönüllü olduğumuz bir efsane. Bir yandan dünya çapında bir başarı elde etmek milli gururumuzu okşarken, diğer yandan çok sevdiğimiz Gırgır’a bir paye vermek istemiş olabiliriz. Ancak nihayetinde Gırgır’ın hangi verilere göre dünyanın en çok satan üçüncü mizah dergisi sayılabileceği tartışılır. Örneğin dünyada satan tüm mizah dergileri incelenerek mi böyle bir sonuca ulaşılmıştır? Bu ve benzeri sorular bu tespiti tartışmalı hale getiriyor. Nihayetinde bu meseleyi çok fazla abartmamak ama Gırgırın da hakkını teslim etmek gerekir. Gırgır dünyada olmasa bile Türkiye'de en çok satan mizah dergisi, hatta dergi olarak tarihte yerini almıştır.

Cantek- Gırgır’ın yayıncısı Simavilerin en çok satan gazetesi olan Günaydın tarafından uydurulmuş bir asparagas bu aslında. Soğuk Savaş’ın iki süper gücü olan Amerika ve Sovyetler’den iki dergi, Mad ve Krokodil seçilmiş, evirip çevirilmiş, olan bu. Oğuz Aral, bunu uzun uzun anlatırdı, hatta buna göre Fırt dördüncü en çok satan oluyordu, Çarşaf beşinci filan. Sahiden komik, Amerika’da Sovyetlerde başka dergi yok mu, Japonlar neler yapıyordu, Hindistan’da Çin’de, onu geçtim Fransa’da ne çıkıyordu soran yok, inanılır gibi değil. Gırgır tabii ki çok satıyordu ama bu üçüncülük filan nerden çıktı, niye yetinemedik bu başarıyla bilmiyorum. Her yere gökdelen diken bir ülkeyiz, Avrupa’da bu kadar gökdelen var mı, sayıp dökenler oluyor, bence aynı şey… Solculuk sağcılık filan burada karışıyor, yetmiyor bize…

İslamcılar mizah söz konusu olduğunda ısrarla bir tebessüm vurgusu yapıyor, kahkahayı reddediyorlar. Nedir bu tebessüm hassasiyeti? Din ve mizah ilişkisi daimi bir uyumsuzluk ilişkisi mi içeriyor?

Gönenç- Biz bu konuyla ilgili düşünmeye başladığımızda esas olarak şunu gördük: İslami mizah yaptığını ileri süren mizahçılar aslında genel geçer mizahi kalıpları kullanarak mizah yapıyorlar. Siyasi olmayan işlerinde argo, küfür ve cinselliği çıkardıktan sonra yazdıklarının çizdiklerinin genel-geçer mizah üretiminden pek farkı yok. Siyasi nitelik taşıyan İslami mizah ise, bir dönem siyasetin marjinal alanında yer alan muhafazakar partilerin, başörtüsü, imam-hatipler vb. konularda savundukları görüşlerin, biraz da propagandacı bir tavırla mizah dergisi sayfalarında tekrarlanmasından ibaret. Günümüzde bu anlamda artık eleştirilecek bir mesele, yoluna baş koyulacak bir “dava” olmadığı için bu dergilerin içeriği gitgide kısırlaşmış ve çoğu kapanmış durumda. Sonuçta kahkaha caiz değil, tebessüm et dediğinizde, mizahı dar kalıplara hapsettiğinizde mizah boğuluyor. Çünkü bu mizahın doğasına ters. Bu yüzden ayrı bir “İslami mizah” kategorisi veya janrı olduğunu söylemek dahi güç.

Cantek- Ayinesi iştir kişinin derler ya… Başlangıçta hep büyük laflar ediliyor ama sonuçlara bakıyoruz, yeni bir şey olmadığı gibi taklitten öteye de gidilmiyor.


Penguen’in kapanmasını temel alarak soruyorum, mizah dergileri mi yaşanan zamanın gerisinde kaldılar yoksa dergicilik bakımından ömürlerini dolduruyorlar mı? Mizah dergileri daima çoksatar yayınlardı, artık değiller. Yeni bir dönem yaşıyoruz sanki. Ne yapacaklar, nasıl bir öngörünüz var gelecekle ilgili…

Gönenç- Penguen’in ve belki başka mizah dergilerinin neden kapandığı sorusunu tam olarak cevaplayabilmek için belki biraz daha beklemek gerekiyor. Çünkü bu dergilerin yerine yeni dergilerin çıkıp çıkamayacağını veya bu anlamda mizah dergiciliğin biçim değiştirip değiştirmeyeceğini zaman içinde göreceğiz. Ancak şurası bir gerçek ki, bugün mizah dergilerinin rekabet etmesi gereken çok fazla şey var. Başta televizyon ve sosyal medya. Gerçekten mizah dergileri bu rekabeti göğüsleyebilecek dinamizme sahip mi veya kapananlar bu dinamizme sahip miydi, tartışılır. Bunun dışında zaten dergicilik doğası gereği her zaman yıpranma riskini içinde barındırır. Her hafta okuyucunun karşısına farklı bir içerikle çıkmak neredeyse imkânsız gibidir. Okuyucu bir süre sonra derginin üslubunu kanıksar ve artık şaşırmaz olur. Bir tür “metal yorgunluğu”. Bu yüzden mevcut mizah dergilerinin doğal ömürlerini tamamladıkları da düşünülebilir. Ancak nihayetinde bu karamsar bir tabloya da işaret etmiyor. Geçmişte de dergiler çıkmış kapanmıştı ama yerine hep yenileri geldi. Bu kez de böyle olacağını tahmin etmek güç değil. Sadece biraz zamana ihtiyaç var. Okur bu dergilerin eksikliğini hissetmeli, bu dergilerde üretenler de bir tür iç muhasebe yapmalı. Bunun sonucunda ne olur hep birlikte göreceğiz.

Cantek- Ben 1970 öncesine döndüğümüzü düşünüyorum, daha az satışlı, daha dar kadrolu dergiler olacak. Üreticiler o yıllarda olduğu gibi çok çeşitli yerlerde işler yaparak geçinmek zorunda kalacaklar.

Son soru sizinle ilgili, nasıl tanıştınız, kitaba ve birlikte çalışmaya nasıl başladınız?

Cantek- Yirmibeş yıl önce galiba tanıştık, aralıklarla konuşuyorduk, son on yılda daha sık görüşüp, aramızda konuştuğumuz meseleleri yazıya dönüştürmeye başladık. Yaza yaza bir kitap çıktı işte…

Gönenç- O kadar olmuş demek ! Ben Cantek’i ilk kez Sanat Kurumu’nda bir toplantıda gördüğümü hatırlıyorum. Farklı bir tondan konuşuyordu bilindik meseleler üzerine. Mizah ve karikatürün teorik ve akademik boyutları üzerinde yeni yeni düşünmeye başladığım zamanlardı. Anlattıklarına kulak kesilmiştim.  Sonrasında çok konuştuk bu meseleler üzerine. Bir yerden sonra kalıcı kılalım dedik bu hasbihâli. Birlikte yazdığımız makaleler ve bu kitap böyle çıktı ortaya.

Başka çalışmalar da yapacak mısınız?

Cantek-Grafik roman hakkında bir çalışma yapalım istiyoruz ama nasip kısmet diyelim…Gönülden geçen çok da…

Gönenç- İkimiz de grafik roman tutkunuyuz ve son zamanlarda bunun üzerine de çok konuşuyoruz. Grafik roman Türkiye’de yeni yeni tanınan bir tür. Dolayısıyla, çok sevdiğimiz bu türü tanıtmak ve yaygınlaştırmak için bu kitabı yazmak boynumuzun borcu. Ama hayat gailesi işte...  Cantek’in dediği gibi, nasip kısmet...

Söyleşi, Aybars Yanık imzasıyla K24'te yayımlanmıştı.


[2017]

Cuma, Ocak 20, 2023

Yeni baskı haberi

Epeydir baskısı tükenmişti, kağıt sıkıntısı şu bu... Yeni baskıya yeni bir bölüm ilave ettik...
 

Pazartesi, Ocak 28, 2019

Muhalefet Defteri Mısır'da




Başlık matrak biliyorum, bilerek abarttım. Sağolsun Mustafa Aydoğdu aktardı, Mısır'da mizah dergilerimizle ilgili bir yazı çıkmış, Muhalefet Defteri ve haliyle yazarlarından da bahsedilmiş.

Cuma, Temmuz 13, 2018

Defter İspanya'da



Bir Bask dergisinde, GARA GAUR8'de Muhalefet Defteri kitabımız. Türkiye'de mizah ve olaylar olaylar… Levent (Gönenç) konuşmuş.

Perşembe, Mayıs 03, 2018

Perşembe, Eylül 21, 2017

Hatıra


İstanbul hatırası diyelim. Muhalefet Defteri kitabımız ile ilgili YKY'de bir söyleşi yaptık. Etkinlik öncesi Yekta (Kopan) ve Bağış (Erten) ile selfi "çekindik"



Salı, Eylül 12, 2017

Konuşmamız Var


20 Eylül'de İstanbul'da konuşmamız var, bekleriz. Bir miktar kitabı konuşacağız ama yakın dönemin mizah dergilerine, dünyadaki ve bizdeki sorunlara daha çok yoğunlaşacağız. Memleket dergileri iyiye gitmiyor deniyor, hem onu hem de dünyada işler nasıl gelişiyor konuşalım dedik. Sağolsun Yekta (Kopan) da bize moderatörlük edecek. Böyleyken böyle.

Konuşma ilgili ayrıntılı bilgi için link

Pazar, Ağustos 13, 2017

“Mizah dergileri her zaman çok konuşulan dergiler oldular”


İki yakın arkadaş, üstelik adaşlar. Otuz yıla yaklaşan bir dostluğun yanı sıra çizgili sanatlara ilişkin ortak bir tutkuları var. Levent Cantek, her hafta biraraya gelemeseler bile mutlaka telefonlaştıklarını, yerli ve yabancı çizgili kitapları, dergileri ve üreticilerini konuştuklarını söylüyor. Levent Gönenç, Anayasa Hukuku profesörü ve halen Ot dergisine çizgileriyle katkıda bulunuyor. Cantek ise üniversiteden istifa ederek ayrılmış eski bir akademisyen, başta Ankara Üçlemesi olmak üzere çeşitli çizerlerle grafik romanlar üretiyor. Yapı Kredi Yayınlarından çıkan Muhalefet Defteri: Türkiye’de Mizah Dergileri ve Karikatür, ikilinin ortak çalışmalarının toplandığı bir tarih ve inceleme kitabı. Cantek ve Gönenç, birkaç yıl önce aralarında konuştukları ve mesele ettikleri konuları yazıya dönüştürmeye karar vermişler. Bir makaleyle başlayan ortaklıkları sonunda bir kitaba dönüşmüş. İkiliyle mizah dergileri hakkında söyleştik.

Mizah dergileri özellikle Penguen’in kapanması sırasında çok konuşuldular. Artık mizah dergisi okumuyor muyuz yoksa bu geçici bir durum mu?

Levent Cantek- Toplamda dergi satışlarında bir düşme var ve bu durum sadece mizah dergilerine özgü bir düşme değil. Ot, Kafa veya Bavul gibi dergilerin görece yüksek satışı aldatıcı olmasın. Son on yılda dergi satışlarında önemli bir gerileme oldu. Mizah dergilerinin çok satışlı olmasına alışıldığından ister istemez yadırganıyor. Ben özellikle üreticilerini çok etkilediğini düşünüyorum. On yıllarca büyük ilgi görmüşsünüz, sonra birdenbire satışlar düşüyor, telifler düşüyor. Büyük bir hayal kırıklığı yaşıyorlar bu yüzden. Romantik çıkışlar, büyük kahırlanmalar olacak ister istemez. Gazı kaçmış gazoz diyeceğim yanlış olmasın, hissiyat olarak iyi değiller, yeni hamleler yapamıyorlar veya iştahlarını çabuk kaybediyorlar. Bitti bu iş sözüne en çok onlar kızıyorlar ama en çok onlar bu hissiyata kapıldılar gibi görünüyor. Pek çok nostaljik yazı okuyacağız o yüzden. Yeni duruma adapte olmak zorundalar. Anlattıkları hikâyeleri değiştirmek zorundalar.

Levent Gönenç- Eğer sadece satış rakamlarına bakacak olursak gerçekten artık mizah dergisi okunmuyor diyebiliriz. Ancak bu mizah dergilerindeki işlerin okunmadığı, talep edilmediği ya da takdir görmediği anlamına gelmiyor. Sosyal medya paylaşımlarına baktığımızda mizah dergilerinde yayımlanan yazıların, aforizmaların, karikatürlerin sürekli dolaşımda olduğunu ve geniş kitlelere yayıldığını görüyoruz. Dolayısıyla mizah okunuyor ama belki mizah dergisi yoluyla ve mizah dergisi biçiminde değil. Tabii bu son toplamda mizah dergilerinin satışlarının önemli ölçüde düştüğü gerçeğini değiştirmiyor. Bir de şuna değinmeden geçemeyeceğim; toplum olarak mümkünse bir ürünü veya hizmeti para vermeden almayı tercih ediyoruz. Bu mizah dergileri için de böyle. Örneğin bir öğrenci yurdunda bir öğrenci para verip mizah dergisi alıyor, o dergi yurtta elden ele dolaşarak bütün öğrenciler tarafından okunuyor. Bunu yaparken şunu hiç düşünmüyoruz; bu dergilerin yaşaması için satmaları gerek.

Satışlardaki düşmeyi neye bağlıyorsunuz?

Cantek- Tek bir neden sayamayız. Ülkenin içinde bulunduğu duruma, yazılı basının daralmasına, mizah üreticilerinin yaşlanmasına, sosyal medyanın büyümesine ve mizah dergilerinin rakiplerinin çoğalmasına, eğlence alışkanlıklarının değişmesine, zamanın hızına… Çok şey sayılabilir.

Gönenç- Cantek’in söylediği gibi tiraj kaybı pek çok sebebe bağlı olabilir. Şunu da görmemiz gerek; mizah dergilerinin satışları başka ülkelerde de pek iyi gitmiyor. Örneğin, dünyanın en köklü mizah dergilerinden bir olan Amerikan MAD dergisi ilk yayımlanmaya başladığı 1961 yılında 1 milyon küsur satarken bugün tirajı 120.000-130.000’lere düşmüş durumda. Aradan geçen elli yıldan fazla sürede nüfusun da arttığını göz önüne aldığımızda durumun vehameti daha iyi anlaşılabilir.

Cantek- Mesele nedeni tespit etmek değil bence. Yeni koşullara adapte olmak. Bu durum bugüne özgü değil çünkü. Mizah dergileri artık bu kadar kalabalık kadrolarla çıkamayacak. Üreticileri ister istemez daha çok çalışmak, daha az ilgiye ve okura alışmak zorundalar. 


Mizah dergilerinin asıl okurları kimler?

Cantek- Gırgır’dan sonra daha çok gençler oldular veya üreticileriyle okuyucuları arasındaki yaş aralığı Gırgır’la birlikte çok daraldı. Gırgır öncesinde mizah dergilerini memurların, orta sınıftan erkeklerin okuduğu söylenir. Ne dersek diyelim dergiler yayınladıkları her dönemin popüler yayınları oldular. Popüler olmak neyi gerektiriyorsa onu yaptılar, çoğunluk değerleriyle uyumlu oldular, bu değerlerle uyumsuzluk gösterenleri dillerine doladılar filan ama bunu hep genç bir dille yaptılar.

Gönenç- Ben de mizah dergilerinin asıl okuyucularının gençler olduğunu düşünüyorum ancak bu tespiti biraz detaylandırmak gerekiyor. Mizah dergileri açısından paradoksal bir durum söz konusu bence. Şöyle ki, Gırgır’ı bilen, Gırgır kadroları tarafından çıkarılan benzer dergileri takip eden kuşaklar mevcut mizah dergilerini pek beğenmiyorlar. Bir tür nostaljik hassasiyet diyelim. Öte yandan günümüz gençliğinin mizah anlayışı da mevcut mizah dergilerininkinin ötesine geçiyor çoğu zaman. Gezi olayları sırasında gördük bunu; öylesine dinamik, öylesine pırıltılı bir bakış açısı var gençlerin. Bu durumda mizah dergilerinin işi gittikçe zorlaşıyor. Hangi kitleye, neyi, nasıl anlatacakları üzerine tekrar düşünmeleri gerekiyor.

Mizah dergileri hep en çok satan dergiler mi oldular?

Cantek- Tek tek örneklere ve dönemlere bakarsak, hemen akla gelen isimleri sayarsak, bu soruya evet demek gerekiyor.

Gönenç- Şunu da ekleyelim, mizah dergileri sadece en çok satan değil, en çok konuşulan dergiler de oldular çoğu zaman. Dergi kapakları, dergilerde çıkan yazılar ve özellikle dergilerde karşımıza çıkan tipler popüler kültürün ve gündelik hayatın bir parçası oldular.

Sosyal medyanın mizah dergilerinin katili olduğu söylenir, katılır mısınız buna?

Cantek- Buna mecranın, aracın değişimi olarak bakmak daha doğru. İnternet, televizyon, sinema, gazete, dergi ve telefon, hepsi tek bir mecrada birleşsin isteniyor, en azından gidişat o yönde. Otuz yaş altı nüfusun gazete okumadığı söyleniyor, araştırmalar bunu gösteriyor. Öte yandan sosyal medyanın büyümesi, bir derginin tanınırlığına da katkı sağlıyor. Buna katil-kurban ikilemiyle bakmak doğru değil. Yüz yıl önce, sinema, tiyatroyu öldürdü deniyordu, öyle bir şey olmadı. Sosyal medya da mizah dergilerinden etkileniyor, onu taklit ediyor. Burada önemli olan,  mizah dergilerinin sosyal medyada olmayanı yakalayabilmesi, orada olanı anlatabilmesi. Mizah dergileri, televizyondan çok etkilenirlerdi, çok daha sonra televizyonda anlatılmayanı anlatarak ayakta kaldılar. Peki bu mümkün mü? Mümkün olması için çalışmak ve düşünmek, insanı dinamikleştirir. Dergide anlatılan hemen sosyal medyada yinelendiği için olamaz-yapılamaz veya dakikasında tavsar gibi görünebilir. Ben uzun süredir ısrar ediyorum, bir dergi, bir roman, bir çizgi roman artık bu süratle yarışamaz, yavaşlığı anlatmak zorundayız, yavaş anlatmak zorundayız. Popüler olan karşısında alternatif bir alt kültüre yoğunlaşılması gerekiyor.

Gönenç- Ben bu noktada Cantek’ten biraz farklı düşünüyorum. Öncelikle şu bir gerçek; dijital ortam bir yandan mevcut birikimin dolaşımda kalmasına hizmet ediyor. Örneğin bugün Milli Kütüphane’nin sayfasından Osmanlı döneminde çıkmış mizah dergilerinin hemen hemen tümüne ulaşmak mümkün. Bununla birlikte örneğin haftalık mizah dergilerinin kısmen ya da tamamen dijital ortamda paylaşılması bu dergiler açısından “öldürücü” bir etki yaratıyor. Bu paylaşımlar bu dergilerin popülaritelerine katkıda bulunuyor, bunu kabul ediyorum ama bu popülarite satış rakamlarına olumlu bir biçimde yansımıyor. Ben sosyal medyayı ve interneti bir tür “büyüteç” gibi görüyorum. Büyüteçteki görüntü büyük. Örneğin bir karikatür yüzbin kere tıklanmış ya da paylaşılmış. Oysa gerçekte cismin boyu aynı. Yani o karikatürün yer aldığı mizah dergisinin satışı tıklanma sayısının onda biri bile değil.


Son soru şu, mizah dergisi okumak bize ne kazandırır?

Cantek- Fayda açısından bakmayalım ama mizah dergileri bir meseleye ve yaşanan zamana başka türlü bakarlar, biraz ters köşeden konuşurlar, mutlaka ironik ve zihin açıcı bir şeyi dile getirirler. Bunu yapmak kolay iş değil, her zaman bu kıvamı tutturamazlar ama denerler. Sonuçta ne demişler diye bakmamız gerekir. Meseleye sadece siyaset açısından bakmayın, kapak karikatüründen, siyasetle ilgili bir espriden söz etmiyorum. Mizah dergileri, gündelik hayatı “konuştururlar”, yaşanın zamanın karikatürünü çıkarırlar. Az şey değildir bu. Ben memleket tarihine bakarken mutlaka dikkate alınmaları gerektiğine inanıyorum.

Gönenç- Mizah dergilerinin belge niteliği var kuşkusuz. Yani bir toplumun yaşadıklarını anlayabilmek açısından mizah dergileri bize çok önemli ipuçları veriyor. Bununla birlikte okuyucu karşısına çıktıkları gün itibariyle düşündüğümüzde mizah dergilerinin toplum açısından rahatlatıcı bir işlev gördüklerini de söyleyebiliriz. Yani mizah dergileri toplumda var olan sıkıntıları, belki biraz da abartarak sayfalarına taşıdıklarında, bu sıkıntının muhatabı olanlar kendilerini biraz daha iyi hissedebilirler. Yani bir mizah dergisinin kapağında o haftaya ait bir meseleye veya bir siyasetçiye ilişkin bir karikatür gördüğümüzde; “Off ! Taşı ne güzel gediğine koymuşlar !” diyerek güne daha güzel başlayabiliriz. Tabii bunu çok abartmamak gerek ancak mizah dergilerinin hayatımıza böyle olumlu bir katkısı olduğunu da kabul etmeliyiz.

Söyleşi: Ayşen Çelebi
Söyleşi daha önce Edebiyat Haber'de yayımlanmıştı.

Cumartesi, Ağustos 05, 2017

İktidarlar, neden sevmez mizah dergilerini?


Yapı Kredi Yayınlarından Muhalefet Defteri: Türkiye’de Mizah Dergileri ve Karikatür isimli kitabı yayımlandı. Levent Cantek ve Levent Gönenç imzalı kitap, ikilinin mizah dergileri tarihine odaklanan, karikatür temelli incelemelerine dayanıyor. Mizah dergilerinin siyasetle ilişkisini, Gırgır dergisini ve yakın dönemlerde iddialarıyla gündeme gelen İslami Mizah akımının okuyabilmek mümkün kitapta. Gönenç’in ilk okuduğu mizah dergisi Akbaba’ymış, Cantek ise ilk mizah dergisi denince aklına Günaydın’ın Laklak ilavesi geldiğini, nedense önce onu hatırladığını söylüyor. Gönenç, güçlü bir mizah geleneğimiz olduğuna inanıyor ve bu geleneği inceleyen daha çok çalışma yapılması gerektiğine inanıyor: “Türkiye'de işin çok başındayız, bu konuda yabancı yayın da yapmak gerekiyor. Bu konuyla ilgilenen yabancı akademisyenler Türkiye’de ne kadar büyük bir hazine olduğunun farkında değiller. Onlara bunu anlatmak lazım.” Cantek, “memleketin çizgili sanatlarla ilişkisi yüzyıldan fazladır, hem çok hararetli hem de zengin. Anlatılacak, incelenecek çok dergi ve sanatçı var” derken ikili kitabın alana dair akademik bir ilgi yaratmasını ümit ediyor. İkiliyle mizah dergilerini ve ortak kitaplarını konuştuk.

Mizah dergiciliğini gazeteciliğin bir parçası sayabilir miyiz? Sanat ve habercilik bağlamında soruyorum bunu…
Levent Gönenç- Bence mizah dergiciliği gazetecilikten oldukça farklı bir alan. Kendine özgü bir bakış açısı ve kendine özgü bir çalışma yöntemi var mizahçıların. Bu yüzden olsa gerek, Gırgır Günaydın gazetesinin çatısı altında yayımlanmasına rağmen, Oğuz Aral ve ekibi deyim yerindeyse kendilerine ait adacıklarında özgürce mizah üretmişlerdi. Yani bağlı oldukları gazetede de onların yaptığı işin farklılığını kabul etmişti. Mizah dergiciliği ile gazetecilik arasındaki farkı anlamak için gazete karikatürcüleri ile mizah dergilerinde çizen karikatürcülerin çizdikleri de karşılaştırılabilir. Üslup ve yorum farkı hemen farkedilecektir.

Levent Cantek- Tabii biz ne desek boş. Karikatürcüler, geçmişte mesleki olarak gazeteci sayıldılar, kendilerini de gazeteci saydılar. Meslek haklarından faydalandılar. Tarihsel olarak bakarsak karikatür ve çizgi roman mecra olarak gazetelerden çıkmış ve yoğunlaşmışlar. Siyasetle ve aktüelle ilişkileri, olup bitenleri takip etmeleri gazetecilik pratiklerinden çıkmış, oralardan beslenmiş. Levent’in söylediği gazete manşetine göre çizilen ilk sayfa karikatürlerinden farklı işler yapmaları. Genel olarak dergi üreticileri, gazeteci gibi aktüeli izlemeyi sevmezler, hikaye anlatmak isterler.  Aktüeli izleyenler sayıca azdır. Yani kendilerini gazetecilik pratiklerinden uzak tutmak isterler. Sanat tartışması daha uzun bir mesele bence.Yine tarihsel olarak karikatür veya çizgi roman, önce yaygınlaşırlar, telif getiren, okur ilgisi çeken bir anlatım aracı olurlar. O yaygınlaşmadan sonra sanat iddiaları gelir. Enbaşta böyle bir iddia yoktur. İtibar arayışları sonradan gelişir demek istiyorum. Mizah dergilerinin haftalık temposu içinde sanatsal ayrıksılık her zaman mümkün değil, gerçekçi olmak gerek.

Karikatür ve mizah dergileri konuşulunca hemen Cemal Nadir ve Oğuz Aral isimleri akla geliyor. Neden başkaları değil de onları daha çok biliyoruz?

Gönenç- Ben bu listeye Yusuf Ziya Ortaç’ı da ekleyeyim. Bunun birkaç nedeni olabilir. Birincisi, bu sanatçılar çalıştıkları mizah dergilerinde lokomotif sayılabilecek işlere imza atmışlardı. Ortaç’ın başyazıları, Aral’ın Avanak Avni’si ve Utanmaz Adam’ı, Cemal Nadir’in Amcabey’i. Bunlar dergilerde en çok ilgi gören ve en çok sevilen işlerdi. Dolayısıyla okuyucu bu isimlere diğerlerine göre daha fazla aşina oldu. İkincisi, bu isimler mizah dergisi yöneticisi olarak, “tek adam” yönetimi uyguladılar. Dolayısıyla başka isimler kolaylıkla ön plana çıkamadı. Ve sonuncusu, bu isimler sadece çalıştıkları dergilerin sınırları içerisinde kalmayıp başka mecralarda da okuyucuyla buluştular. Bu da popülerliklerini arttırdı.

Cantek- Ben de şunu ekleyeyim o zaman… Her popüler mecranın itibarlı mitleri vardır, tekrar edilirler, tekrarlandıkları için hatırlanmaları da kolaylaşır. Bu iyi bilindikleri anlamına gelmiyor tabii…Gırgır, dünyanın en çok satan üçüncü mizah dergisi denir, bu da bir mit ve doğru değil ama ne desek değişmez, tekrar edildikçe doğru olarak kabul görüyor. Bir toplumun hafızasının, popüler ikonlarının işleyişi, yaşaması veya sönümlenmesi kolay açıklanır şeyler değil…

Penguen az sattığı için kapandığı için soruyorum, ilk kez bir mizah dergisi kapanmıyor ama genel bir daralma var sanıyorum. Nedir mizah dergilerinin temel sorunu?

Gönenç- Doğru, geçmişte de mizah dergileri kuruldu ve kapandı. Hatta mizah dergileri mezarlığına bakarsanız sadece bir tek sayı yayımlanmış birçok dergiye rastlarsınız. Öncelikle eskimek, yıpranmak, tükenmek dergiciliğin doğasında var. Tüm kadroları yenilense, içeriği baştan sona tasarlansa bile bir derginin en azından ismi eskiyor. Sonuçta sadece mizah dergilerinin değil, genel olarak dergilerin belli bir ömrü var. Tabii mizah dergileri özelinde düşündüğümüzde başka faktörler de devreye giriyor. Örneğin günümüzde mizah dergileri pek çok farklı medya türüyle rekabet etmek zorunda. Televizyon ve internet bu anlamda mizah dergilerinin rolünü çalıyor. İnsanlar mizah ihtiyaçlarını buralarda gideriyorlar ve o zaman mizah dergilerine eskisi kadar ihtiyaç duymuyorlar. Bunun dışında, mizah dergilerinin asıl okuyucusu olan gençlerin mizah anlayışının çok dinamik ve yaratıcı olduğuna da işaret edeyim. Çoğu zaman mizah dergilerinin önüne geçiyorlar. Mizah dergilerinin işi bu anlamda gerçekten zor.

Cantek- Ot, Kafa ve benzeri dergiler yıllar önce de benzer bir içerikle çıkıyor ama bu kadar satmıyordu. Çünkü içerikleri yaşlıydı ve herkesin onaylayacağı ama satın almayacağı edebiyat imgelerine dayanıyordu. Şimdi genç yazarlarla yürüyorlar. Reçete bu demiyorum ama ortada onlardan daha başarılı olan bir yapı var. Bir espri, bir çizgi roman veya bir yazı, on yıl önce çıkan bir mizah dergisinde de yayımlanabilir ise orada bir yanlışlık vardır. Yeniyi aramak gerekiyor. Böyle konuşunca işin içindeki insanlar huzursuzlanıyorlar. Haksızlık etmek istemem. Yeniyi aramak gerektiğini herkes bilir, sonuçta yuvarlak laflar bunlar ama Penguen’in Uykusuz’dan önce kapanacağını hepimiz biliyorduk, heyecanlarını kaybetmişlerdi çünkü. Mizah dergilerinde bir kıpırdanma olacaksa yeni bir dergiyle ve gençlerle olacak. Ben mevcut durumda, kadrolarını daraltarak, süregelen hikâye ve anlatı pradigmasının dışına çıkmaları gerektiğini düşünüyorum.



Baskı dönemlerinde mizaha olan ilginin arttığı söylenir oysa…

Gönenç- Mizah baskıya karşı direnmenin bir yolu olmaktan çok, baskının insanlar üzerine getirdiği yükü hafifleten, insanları rahatlatan ve belki biraz daha sağlam ve güçlü kılan bir araç. İnsanlar belli bir sorunla karşılaştıklarında çeşitli biçimlerde tepki verebilirler; korkabilirler, öfkelenebilirler ya da aldırış etmeyebilirler vb. Tüm bunlar yanında bir tepki biçimi de gülüp geçmektir. Bu deyim aslında mizahın rahatlatıcı işlevine işaret eder. Mizah sayesinde dertlere, tasalara güler geçeriz. Böylece yola devam etmek daha kolay olur. Bu yüzden baskı dönemlerinde mizahın başka sanat ve fikir alanlarına göre daha fazla aranır ve talep edilir hale geldiği söylenebilir.

Cantek- Demokrasinin bir biçimde yaşatıldığı kültürlerde baskıyı tölere eden eleştirel bir mizahtan söz ediyorsak bu doğru. Yoksa kaosun olduğu, ölümlerin ve işten çıkartmaların olduğu bir ülkeden söz ediyorsak o baskı, mizah yoluyla tölere edilemez. Kayıplar büyükse mizahla yetinemez insanlar.

Siyasi iktidarlar mizah dergilerini neden sevmezler?

Cantek- Mizahtan niye hoşlanmıyorlar, kendilerine güvenmedikleri için… sürekli arkalarına bakarak yaşadıkları için. Kahkahayla başedemiyorlar. Neşe cesaret istiyor, dikkat edin iktidarlar hep elemden, ölümden, şehitlerden, düşmanlardan bahseder…

Gönenç- Hiçbir siyasi iktidar zayıf görünmek istemez. Oysaki mizah dergileri ve genel olarak mizah, güçlünün zayıf yönlerini açığa çıkarabilme kapasitesine sahiptir. Özellikle siyasi mizah söz konusu olduğunda siyasi figürlerin eksiklikleri ve yanlışlıkları abartılarak ortaya konur. Dolayısıyla mizah x ışınlarıyla güçlü, kudretli hatta yanılmaz görünen iktidarları delip geçer ve aslında göründükleri gibi olmayabileceklerini bize gösterir.

Eleştiriye tahammülsüzlük bir demokrasi sorunu mu? Dönemlere göre, yargının tutumuna göre değişen bir karikatür yargısı var sanki.

Gönenç- Bugün hoşgörü, köklü demokrasilerin tanımlayıcı unsurları  arasında sayılıyor. Yani farklı fikir ve görüşlere ve dolayısıyla eleştiri sınırları içerisinde kalan düşünce açıklamalarına tahammül gösterilmesi gelişmiş demokrasilerin vazgeçilmezi. Tabii, bunun da bir sınırı var. Örneğin nefret söylemi veya küfür ve sövme bu alana dahil değil. Dolayısıyla bu sınırlar içerisinde kaldığı sürece mizah da bu korumadan faydalanır. Burada iş büyük ölçüde bir düşünce açıklamasının suç olup olmadığına karar verecek olan yargıya düşüyor. Mizah söz konusu olduğunda yargı organı mizahın geleneğini, kültürünü ve kendine özgü söylemini göz önüne alarak değerlendirme yapmalı. Aradaki çizgi çok ince. Türkiye açısından düşünecek olursak; zaten gereğinden fazla sınırlayıcı olan normlar bir de dar yorumlandığında yarın öbür gün mizahın nefes alması imkânsız hale gelebilir.

Çizerler ve dergilerdeki üreticilerden nasıl tepkiler alıyorsunuz?

Cantek- O mesele biraz karışık veya üretimle ilgili değil. Aslolan üretim çünkü, üstelik hayat çok kısa. Mizah ve çizgi roman hakkında yirmi beş yılı aşkın bir süredir yazıyorum. Geçen zamanın benim için özeti şu: eleştirenler, sanıldığı kadar eleştiriye açık değiller. Bunu anladıktan sonra takılıp kalmayacaksın, takılıp kalırsan üretimden uzaklaşırsın, cevap yetiştiren bir yaşlı adama dönüştürürsün. Bir beklentiyle yazmadık bu kitabı, bir yorum yapıyoruz, önemsediğimiz için yazıyoruz. Sanıyorum ikimiz de bu kitabı yazarak ve tamamlayarak mutlu olduk, iyi hissettik.

Gönenç- Çizerler ve dergi üreticileri, her hafta dergi hazırlamanın getirdiği bir telaş ve yorgunlukla yapıyorlar bu işi. Dolayısıyla, bu alanda geçmişte neler olmuş, kimler neler yapmış, bunlarla ilgilenmeye zamanları yok. Buna pek gönüllü de değiller. Birkaç istisna dışında çoğu genç mizah yazar ve çizeri ülkemizdeki büyük mizah birikiminin çok farkında değil gibi geliyor bana. Oysa her sanat alanında olduğu gibi, mizah ve karikatür de kültür katmanlarından oluşur ve bir devamlılık arzeder. Umarım Muhalefet Defteri böyle bir ilgi halkasının oluşmasına katkıda bulunur.



Söyleşi: Serap Uysal imzasıyla daha önce Kitapeki'nde çıkmıştı.



Cuma, Ağustos 04, 2017

Cuma, Temmuz 28, 2017

Mizahın hasmı ve hempası bellidir!


Mizah dergilerinin ve onların pek çoğu içimizden tiplemelerinin bir tarihçesini çıkaran “Muhalefet Defteri: Türkiye’de Mizah Dergileri ve Karikatür”; Akbaba’dan Gırgır’a, LeMan, Penguen ve Uykusuz’a kadar ülkemizde yayımlanmış bütün dergileri etraflıca ele alıyor. Dergilerin perde arkalarını anlatmasının yanı sıra Zalim Şevki, Avanak Avni ve Abdülcanbaz’ın ardındaki yerli, yabancı esin kaynaklarını gösteriyor. Levent Cantek ve Levent Gönenç’in hazırladıkları inceleme, mizahın gücünü ve muhalif mizahın güçlüyü korkutan niteliği ile cesaretini de ortaya koyuyor. Türkiye’de mizahın tarihini yazarken sosyo-politik anlamda iktidar-muhalefet haritasını çıkarmayı hedefliyor. Cantek ve Gönenç, “Muhalefet Defteri”ni anlattı.

- Muhalefet Defteri’nde nereden yola çıktınız, temel meseleniz neydi?
LEVENT CANTEK- Böyle bir çalışma yaparken ister istemez mesele ettiklerinize yoğunlaşıyor, ayrıntıları betimliyor, farklı açılardan tartışmaya çalışıyorsunuz. Biz önce tarihsel bir perspektif çizdik, sonra karikatürün doğasını, açmazlarını ve gücünü irdelemek istedik. Önemli dergileri, iddiaları ve siyasetle ilişkisini anlatmaya çalıştık.
LEVENT GÖNENÇ- Bizden önce de karikatür ve mizah üzerine yapılmış çok önemli ve değerli çalışmalar var. Hepsi bize yol gösterdi. Galiba biz biraz daha “akademik” bakmayı denedik. İkimizin de akademik bir arka planı olmasıyla ilgili olabilir bu ama nihayetinde mizah ve karikatür Türkiye’de çoktan bu “akademik” ilgiyi hakediyor. Bizim bu kitabı yazarken zihnimizi meşgul eden temel meselelerden biri de buydu.

- Mizahın siyasetle ilişkisi, etkileşimi konusunu öne alarak devam edelim; nasıl bir etkileşimdir bu?
CANTEK- Siyaseti ve siyasetçileri temel alan bir mizah, siyasetin aktüalitesine bağımlıdır. Liderlere, siyasetçilere, kararlara, krizlere, çekişmelere ve seçimlere dayanır. Siyasi mizah, bunun yanı sıra, kamusallığın ve medyanın bir parçasıdır da. O kamusallık neleri içeriyorsa, o medya nasıl varoluyorsa o mizah da o hamurdan yoğrulur, o espri, o mizahın hasmı ve hempası bellidir.
Demokratik rejimleri etkilediği için söylüyorum, Fransız Devriminden bu yana, ülke kamusallıkları milliyetçi, seküler ve moderndir, buna muhalefet edenler hasımlaştırılır. Bizim mizahımız bu çerçevenin dışında değil elbette. Muhalifleri rejim dışı gösterme iştahı, medyanın, siyasetin ve bu çerçevede kullanılan mizahın motiflerindendir. Memleket kamusallığı ve çoğunluk değerleri değiştikçe, mizah da değişir.
GÖNENÇ- Siyaset, mizah için her zaman iyi bir malzemedir. Okur, söyleyemediğini mizahçının, karikatürcünün söylemesini ister. Böyle bakınca mizah siyasetten kendini soyutlayamaz. Ya da bunu ancak bir noktaya kadar yapabilir. Mutlaka gündeme temas eder, siyasete bulaşır.
Türkiye’de mizahın tarihini yazarken sosyo-politik anlamda “iktidar-muhalefet” haritasını da çıkarmak gerekiyor. Biraz da kitapta bunu yapmaya çalıştık.

- Mizahın bu sosyo-politik alanda entelektüel bir iddiası olduğunu düşünüyor musunuz?
CANTEK- Mizah temelde bir his, entelektüel iddiası olması gerekmiyor, onu nasıl kullanacağınıza bağlı olarak ayrıca bir anlam kazanabilir. Muktedir karşısında alt kültürler, azınlıklar, muhalifler veya sanatçılar mizaha başvurabilir, baskıyı mizah yoluyla alenileştirerek eleştirebilirler.

Karikatür temelinde sorarsam ötekileştirilenlere karşı nasıl bir tavrı benimsemiş?
CANTEK- Karikatür, bir genelleme yapıyorum, popüler bir sanattır, çoğunluk değerlerinden beslenir. Herkesin kızdığına kızan, güldüğüne gülen bir yönü vardır. Siz, bir gazetede çiziyorsanız, bir mizah dergisinde çalışıyorsanız, bu çoğunluk değerleriyle, zamanın hakim yargılarıyla uyumlu olmak zorundasınız. Memleket karikatürü, tarihini incelersek, kabul edelim, rejimin düşman saydığı her şeye düşmanlık göstermiştir. Her türlü azınlık, her türlü muhalif görüş, çoğunluk değerleriyle uyuşmayan farklı milliyetler, marjinaller tahkir edilmiştir. Demokrasi kültürü geliştikçe, bu yargılayıcı tutum, tek tipleşmekten çıkıyor.
GÖNENÇ- Katılıyorum, karikatür bir popüler kültür ürünü. Dolayısıyla “satmak” için popüler değerlere, popüler söylemlere ihtiyaç duyabilir, prim verebilir. Bir sınır da olmalı tabii. Günümüzde insan hakları hukukunda kabul edilen “insan onuru” en iyi ölçüt gibi geliyor bana...

Türkiye'de sol eğilimli dergilerde karikatüre daha çok yer verilmesinin nedeni nedir?
GÖNENÇ- Bir sebebi solun yıllar yılı muhalefette yer almasıdır. Karikatür bu yayınlarda muhalif duruşun çizgili ifadesi olarak karşımıza çıkıyor. Türkiye’de solun etkilendiği ve takip ettiği ülkelerdeki yayınlarda da karikatür önemli bir yer işgal ediyordu. Bunun da bir etkisi olabilir.

- Karikatürle demokrasi arasında bir ilişkiden söz edilebilir mi?
GÖNENÇ- Siyasi karikatür ve demokrasi arasında her zaman doğrudan bir ilişki kurulabilir mi, bilmiyorum. Kitapta pek çok örneğini verdik; anti-demokratik karikatür örnekleriyle dolu karikatür tarihi. Dolayısıyla, bu meseleyi bizatihi bir sanat alanı ve ifade hürriyeti aracı olarak karikatürün doğası bağlamında tartışmak gerekiyor sanırım.

- Peki bu noktada sizce mizahın sosyal ve siyasi olayları hayra doğru bir etkileme gücü var mı?
CANTEK- Mizahın toplumları, siyasi iktidarları dönüştürdüğünü, onlar üzerinde büyük bir siyasi etkisi olduğunu söylemek çok doğru değil ama hiç yok demek de saçma olur. Benim ölçüm şu, sözünüz, çizginiz, hikayeniz, hatta kıkırdamanız, muktedirleri rahatsız ediyorsa, orada muhalif ve rahatsız edici bir şey vardır. Mizahı sadece siyasal iktidarla, siyasi rekabetle o düşünmeyelim, gündelik hayatı dönüştürücü etkisini de hesap edelim. Mizah, eleştiri kültürünü, ifade özgürlüğünü, demokrasi algısını besleyen bir “medium”. Gözle görünmeyebilir ama hayat, sürekli endişeye, yasa, eleme, kahırlanmaya dayanıyor, sadece bizde değil her yerde böyledir, yönetenler, ölümlerden, şehitlerden, intikamdan söz ederler.Böyle bir auranın içinde mizah bir sığınaktır.

- Kuşkusuz çok zor ve tehlikeli de bir iş..
GÖNENÇ- Mizahçı hınzırdır. Açıkça söylerse başına iş geleceğini bilir ama yine de söylemek istediğini söyler. Can Yücel mizah yüklü şiirlerini yazarken, mecburiyet hala oturuyor tahtında, bu yüzden böyle şiirler yazıyorum derdi. Kulağımıza küpe olsun...
CANTEK- Kolay iş değil, neşe sahiden cesaret istiyor, bize hayatın asıl yüzünü hatırlatıyor.

En çok da bundan seviliyor galiba. Sadece bizde değil yurtdışında da böyle bu..
CANTEK- Mizah dergileri, hemen her kültürde ilgi çeker, her zaman çok satan yayınlar olurlar. Pek çok farklı nedenle ilgi çekerler, komik bir abartıları vardır, ciddiyetle alay ederler, ebeveynlerle öğretmenlerle uğraşırlar. Geleneği eleştirirler, ergen bir lafazanlık taşırlar, neşeli bir meydan okuyuculukları vardır. Argo kullanır, erotizmin sınırlarında gezinirler. Biz de sevdik mizah dergilerini, global ölçütlerle bakarsak, tuhaf ve şaşırtıcı bir çeşitlilikte bir çizgi ve hikaye zenginliğimiz var. Yüksek satışlı yayınlarımız oldu. Nitel ve nicel olarak çok üreticimiz oldu.
GÖNENÇ- Biz mizahı seven bir toplumuz. Epeydir  “gülmek ayıptır, tebessüm edelim” şiarının arkasına takıldık ve sanki gülen değil bağıran bir toplum olmaya doğru gidiyoruz. Geçmişte ne kadar çok güldüğümüzü hatırlayalım. Ve bu konuda ne kadar büyük bir birikimimiz olduğunu...

- Şimdi sözü biraz da 1950 Kuşağı çizerlerine getirmek istiyorum. Sol ile nasıl bir temas kurmuşlar?
GÖNENÇ- 1950 Kuşağı çizerleri en başından beri bilinçli olarak sol cenahta mı duruyordur, emin değilim. Şöyle bir kolaycılığımız var; Demokrat Parti karşıtlığı “sol”dur. Oysa böyle değil. 1950 Kuşağı çizerlerinin çoğu apolitiktir başlangıçta. Onlar da solu, Türkiye’deki entelektüel camia solu öğrendikçe öğrenirler; özellikle 1961 Anayasası’nın sağladığı geniş özgürlük ortamında olur bu. Üstelik tümü de bu çabaya girmez. Bu kuşağın en büyük katkısı; Türkiye dışında ne olup bittiğini izlemesidir.

- Özel bir bölüm ayırdığınız Gırgır’ın farkını, Türk karikatürü ve mizah dergiciliğine katkısını burada da değerlendirmenizi isterim.
CANTEK- Gırgır, matbaa teknolojilerinin fazlasıyla geliştiği, karayollarının yaygınlaşmasıyla ülke çapında gazete-dergi dağıtımının yapıldığı bir çağda, büyük bir medya şirketi tarafından yayımlanıyor. 1960’a kadar büyük gazeteler yüz bin, çok satar dergiler en fazla on ya da yirmi bin satar, on yıl sonra gazeteler milyona, dergiler yüzbine ulaşıyor. Bunu niye söylüyorum? Çok satar olma iddiası veya zorunluluğu, dergi içeriğini belirler. Gırgır, herkesin anlayabileceği basitlikte, kimsenin siyaseten rahatsız olmayacağı bir mesafede yayın yaptığı için çok sattı. Dolayısıyla daha önce etkisi olmuş her dergiden ve akımdan, hem siyaseten hem estetik olarak farklıydı. Daha iyiydi ya da kötüydü demiyorum. Karikatürü ve mizah dergisini, ülke çapında popülerleştiren, çizerliği bir meslek haline getiren büyük ve benzersiz bir mecra oldu. Hiçbir dergi onun kadar telif vermemişti, hiçbir dergi karikatüre onun kadar ilgi yaratmamıştı.

- Son olarak bugünkü mizah üreticilerine ne öneriyorsunuz?
GÖNENÇ- Bugünkü mizah üreticilerinin dünyayı daha iyi takip etmesi gerekiyor. Hayat çok hızlı akıyor. Her sanat dalı gibi mizah ve karikatür de bunu yakalamalı ve peşine düşmeli...

Cumhuriyet Kitap, 20.7.2017
Gamze Akdemir

Perşembe, Temmuz 20, 2017

Related Posts with Thumbnails