![]() |
Salı, Eylül 16, 2025
Cesaret, şehvet ve iğrenme
Pazartesi, Ağustos 25, 2025
Muhterem hanımefendi
![]() |
Pazar, Aralık 05, 2021
Cumartesi, Ekim 23, 2021
Yeşilçam | 2. Sezon | Fragman Yayında
Cumartesi, Haziran 12, 2021
Aynalar
![]() |
Pazartesi, Haziran 07, 2021
Cuma, Mayıs 28, 2021
Perşembe, Mayıs 13, 2021
Yeşilçam notları
![]() |
Levent Cantek- Volkan ile altı yedi yıl önce tanıştık. Bir diziye başlamıştım, tek başıma yazıyordum, iş ağır olduğu için kanal birlikte çalışabileceğim birileri olmasını istiyordu. Ben pek gönüllü değildim, piyasanın dışında biriyim, dahil olmak istemediğim bir çevreden birileri beni mutsuz eder gibi geliyordu. Beklediğim gibi çıkmadı. Çabuk anlaştık, zor bir iş yapıyorduk, rahat çalıştık, üstesinden geldik.
Volkan Sümbül- İlk olarak Eski Hikaye'de çalıştık. Ondan sonra uzun bir süre beraber çalışmasak da görüşmeye, haberleşmeye devam ettik. Televizyon işleri Türkiye'de bölüm süreleri ve sayıları yüzünden yorucu oluyor. Tek başına yazmak, bunu bir yıl boyunca yapmak zor, bir ekip oluşturmak gerekiyor genelde. Böyle bir zorunluluktan bir araya gelmiştik yıllar önce ama Levent abiyle bizimkisi bir dostluğa dönüştü hemen.
Yeşilçam" fikri nereden geldi?
LC- Blutv’ye daha önce başka bir dizi yazmıştım, birlikte çalışmaya devam etmek istiyorlardı. Yeni bir sözleşme yapmak istiyorlardı, biraraya geldik, ben de onlara hikayeler anlattım. Önerdiğim hikayelerden biri de Yeşilçam’ın yükseliş yıllarında yaşayan bir prodüktörün hikayesiydi. Kaybeden, çabalayan, hafif romantik, inatçı biri vardı aklımda. Sadece bu kadar… Fikri beğendiler. Sonra Volkan’la konuştuk, Volkan, yaşadığım şehre geldi, uzun uzun sohbet ettik. Kırk gün sonra birinci bölümü yazdık. Kanal, senaryoyu onayladı, gerisini yazmaya başladık.
VS- Elimizde biraz karakterle ilgili ipuçları biraz da bir hikaye başlangıcı vardı. Dönem bir yandan kısıtlayıcı bir şey olsa da temel noktalarda belirleyici de olabiliyor. Dönemin olayları neydi, o sırada karakter ne yapıyordu, ne düşünüyordu gibi sorulara cevaplar bularak ilerledik.
Böylesine zengin detaylı bir senaryo yazmak için "Yeşilçam" dönemine dair ne tür araştırmalar yaptınız?
LC- Ben eski bir akademisyenim, bir araştırma alışkanlığım var demek istiyorum, ne yaparsanız yapın, ne kadar bilirseniz bilin çalışmak ve hazırlanmak zorundasınız, ne yaptık, hem hatırlamak hem de öğrenmek için literatüre yoğunlaştık. Gündelik yaşamı, sosyal ve siyasi tarihi hikayenin bir aktörü gibi kullanmak istiyorduk. Kendi adıma örneğin 1964’te üretilmiş filmlerin yüzde seksenini seyrettim. Dönem işi dediğimiz tarihi filmlerin şöyle bir zorluğu vardır. Her hikaye bir gerçeklik vehmi yaratır. Belli bir tarihsel dönemi anlatıyorsanız, seyircinize hem enformasyon vermelisiniz hem de bunu hiç yapmıyor gibi görünmelisiniz. Aslolan hikayedir, seyirci, o hikayeyi izlerken onlara kapılıp gitmelidir. En büyük zorluk bu. O sebeple hikayede yaratacağını aurayı yansıtacak tarihi bilgiye vakıf olmalısınız.
VS- Dönemle ilgili biyografik/otobiyografik bolca kitap var. Oyuncuların, yönetmenlerin, yapımcıların anıları... Onun dışında dönemin magazin dergilerinden (Ses, Hayat, Pazar gibi) faydalandık. Anı kitaplarında şu hissediliyor bazen, şimdi kimseyi kırmayalım, arayı bozmayalım gibi çekincelerle bazı şeyler es geçilmiş, konuşulmamış veya tırpanlamış. Ama magazin dergileri bunun tam aksi. Zamanın ruhunu, hissiyatını anlamamız açısından iyi bir kaynak oldular.
![]() |
LC- Oyuncu seçimi bizim işimiz değil. Tabii ki fikrimiz soruldu ama işin ekonomik tarafı var, vakit ve sözleşmeyle ilgili tarafı var. Biz sadece şunu biliyorduk, senaryomuzu okumuş ve beğenmişti, oynamak istiyordu. Kanal, yapımcı ve Çağatay ve menajeri biraraya geldiler, anlaştılar. İyi oldu, severek oynadığına inanıyoruz. Bence onun için de değişik bir rol oldu.
Senaryonuzda önemli değişiklikler yapmak zorunda kaldınız mı? Senaryonuz oyuncuların doğaçlamasına yer bırakıyor mu?
LC- Kısmen yapıldı ama kanal tarafından onaylanmış bir senaryo olduğu için temelde sadakat göstermeleri beklendi. Oyuncular canlandırdıkları karakterler için yorum yaptılar ama çok çok farklı yorumlar oldu gibi gelmiyor bana. Olması gereken doğru da budur. Senaryo işin kılavuzudur.
VS- Büyük bir değişiklik yapmadık. Biz yazımı çekimlerden önce bitirmiştik. Çekimler başlarken tabii ki mekanların hepsi bizim tarif ettiğimiz gibi olmadı. Onlara göre bazı değişiklikler oldu.
"Yeşilçam", 1960'ların birçok olayına ve kişiliğine gönderme yapıyor – Soğuk Savaş, sansür, antikomünizm, Kıbrıs'taki 1963 krizi, vb. Bu çoklu referanslar Tv dizisi bağlamında hangi amaca hizmet ediyor?
LC- Yeşilçam, son derece basit, herkesin anlayabileceği klişelere dayanan filmler üretti. Bunu yaparak hem sinemayı yaygınlaştırdı hem de bizatihi kendisi bir satış reçetesi oldu. Biz senaryomuzda herkesin bildiği ve üstüne konuşabileceği bir dönem ve anlayışı farklı bir gözle anlatmak istedik…Yeşilçam filmlerinde karakter derinliğine pek rastlanmaz, herkes tek boyutludur ve tek bir duyguya indirgenebilir. Ya sadece iyidirler ya da kötü. Başroldeki kadın ve erkek oyuncu dışında kimsenin ahım şahım rolü olmaz. Siyaset apolitiklik ölçüsünde hiçbir biçimde yer almaz. Bizim amacımız bir tersine çevirme olduğu için hem o iyimserliği kullandık hem de filmlerin bizatihi siyasetin içinde üretildiklerini vurgulamak istedik.
VS- Şöyle düşünelim, bir yapımcı sinemaya giden insanlara kestiği biletten para kazanıyor. Teker teker o insanlarla ilgilenmesi mümkün değil ama onların ne istediklerini, ne düşündüklerini bilmeli, takip etmeli hatta mesele etmeli. Büyük bir ekonomik kriz geliyorsa insanların bilete para veremeyeceğini, başka öncelikleri olacağını hesap etmeli. Kıbrıs gibi milli bir mesele öne çıkıyorsa kahramanlık filmlerine ilgi olacağını öngörmeli. Semih de öyle. Bunları bilmek zorunda, ilgilenmek zorunda.
"Yeşilçam", Semih’in hikayesiyle daha geniş bir sosyo-politik mesaj iletmeye mi çalışıyor?
LC- Kendi adıma mesaj kaygılı filmleri sevmem, hayatta tek doğru ve tek hakikat yok… Biz iyicil ve iyimser bir hikayenin içinden bir alacakaranlık resmediyoruz, bunu farkedenler olacaktır… Sadece o iyimserliği izleyenler de…Farklı okumalar ve katmanlar yaratabilirsek bunu başarmışız demektir. Sinemanın liberter bir dünyası olduğuna inanırım. Semih, kaderiyle ve geçmişiyle yüzleşebilen vicdanlı bir insan… Geçmişleriyle yüzleşen toplumlar daha liberter toplumlardır bunu iyi biliyorum.
VS- Özel olarak iletmeye çalıştığımız bir mesaj yok. Biz daha çok kurduğumuz karakter ve hikayeye sadık kalarak ilerleyen yazarlarız diyebilirim. Bir mesaj vermek için hikayeyi eğip bükmüyoruz.
Dizi, bağımsız, özgürleşmiş ve iddialı kadın karakterleri sergiliyor. Bunlar 1960'larda var mıydı yoksa çağdaş çağımızın “ruhunu” yansıtan yorumlar mı?
LC- Geçmişe ister istemez bugünden bakarız, bugünün kaygılarından yola çıkarak hikayeler üretiriz. Erkeklerin egemen olduğu bir dünyada kadın olarak başarılı olmak çok kolay değil. Yeşilçam’da ayakta kalan, meydan okuyucu ve ilham verici kadın oyuncular vardı, onlardan da bugünden de faydalandık demek istiyorum.
VS- O zamanlar da böyle kadınlar vardı. Levent abinin dediği gibi erkek egemen bir dünya. Var olmak için mücadele etmek zorundalar.
![]() |
![]() |
Pazartesi, Mayıs 10, 2021
Perşembe, Mayıs 06, 2021
Yeşilçam, gelecek ve diğer meseleler
![]() |
Yapımcılar: İlham meselesine geri dönersem, Prodüktörler parayla hatırlanıyor ve sanatçı sınıfından sayılmıyorlar, ticaret adamı olduklarını kabul ediyorum ama oyuncular, yönetmenler, senaristler, menajerler gibi nerdeyse tamamı narsist ve marazi kişilikleri idare edebilmeleri bana her zaman ilginç gelir. Bazen çok kazanıyor, bazen batma noktasına geliyorlar… heyecanlılar ya da heyecan nedir biliyorlar. Sanatçı değiller ama sanatın içindeler. Ticaretle uğraşıyorlar ama saf ticaret değil yaptıkları iş, hayal satıyorlar, hikaye konuşuyorlar. Siyasi erkin müdahaleleriyle yaşıyor, bürokrasiyi biliyorlar, pragmatikler. Benim için arada kalan kişilikler hep ilginçtir.
Yeşilçam Filmleri: Yeşilçam filmleri çok ucuza üretilirdi, 15 bin dolara film yaptığınızı ve insanları etkilediğinizi düşünün. 1o günde bir film çekiyorlar. Beni etkileyen şey enerji ve iştahları, her ne olursa olsun devam etmeleri, çalışmayı alışkanlıkla şevkle sürdürmeleri…Başka çareleri yok, geçinmek zorundalar ama tuhaf da bir romantizmle bunu pek akıllarına getirmiyorlar. Hikayelerle yaşayan, hikayeler anlatan ve konuşan birileri bana sempatik geliyor. Bir kardeşlik hissi benimkisi…
Bugün ne eksik?: Nostaljik bir soru ve ben bu tür sorularda iyi değilim. Geçmişin daha iyi ve bugünün daha kötü olduğuna dair bir inancım yok.
![]() |
1964: Biz hikayeyi tasarlarken yerel ve global popüler kültürün bir kesişimi olsun istedik. Yeşilçam, bir Hollywood taklidi aslında… Hollywood, dünyanın her kültürüne sızan, hayranlık ve endişe yaratan bir “medium”… Film çekmeyi o filmlere bakıp öğreniyorlar. Bu sadece Türkiye, Mısır veya Hindistan için değil… Almanya, İsveç ve hatta İngiltere için geçerli… 1964’te siyasi bir gerilim oluyor ve Rumlar, Türkiye’den Yunanistan’a göçe zorlanıyor, çünkü o yıllarda Kıbrıs’ta Türklerle Yunanlılar arasında çatışmalar yaşanıyor. Geçmişte de 1955’te Müslüman olmayan azınlıklara yönelik bir linç ve yağma girişimi olmuştu. Hatta devlet eliyle organize edildiği için 1960’ta o dönemin bürokratları yargılanmış ve ceza almıştı. Bu tarihi enformasyonu yabancı izleyiciler bilemezler. Semih Ateş karakteri geçmişiyle yüzleşen, geçmişte yaptıklarından pişmanlık duyan biri…1955’teki faillerden biri olduğunu biliyor. Nedamet getiriyor, yüzleşiyor ama bu her zaman yetmez. Biz bir insan hikayesi anlatıyoruz. Global seyirci onun hikayesini, Yeşilçam’ın neşeli vitirini ile alacakaranlık arka odalarını, entrikacı dünyasını izleyecek.
Semih Ateş için kimden ilham aldınız? Özel olarak birisi yok elbette. Kaçınılmaz olarak ilham alırsınız, okuduklarınız, seyrettikleriniz ve tanıdıklarınız size ilham verir. Sahici bir kahraman, trajiktir, vicdanı sızlar ve hatalarıyla baş etmeye çalışır. Ben geçmişiyle ve hatalarıyla, ailesiyle, kişisel tarihiyle yüzleşen, iyi olmaya ve iyi kalmaya çalışan insanları severim. Hepimiz hayat karşısında yaralıyız. Mağdur da oluyoruz, fail de… Şöyle düşünün, bunun için dine ve dindarlığa sığınmak gerekmiyor, Din’den önce vicdan vardı. Kendimizi birinin yerine koyarak düşünürsek, nasıl desem “utanırsak iyileşiyoruz.”
![]() |
![]() |
![]() |
Cuma, Nisan 30, 2021
Pazartesi, Nisan 26, 2021
Yeşilçam ve Oksijen
![]() |
Yeşilçam BluTV’nin
ilk dönem dizisi, sizin yollarınız nasıl kesişti BluTV’yle? Yeşilçam’ın
senaryosu nasıl bir süreçten sonra yazıldı?
Levent Cantek- Daha önce Bozkır’da çalışmıştım BluTv ile. Sağolsunlar hep ilgi gösterdiler, benimle yeni bir çalışma yapmak istiyorlardı, sözleşme önerdiler. Sonrasında bir toplantıda çeşitli fikirlerimi söyledim. Önerilerimden biri de altmışlı yıllardan bir yapımcının hikayesi idi. Hoşlarına gitti, ortada hikaye yoktu, sadece bu kadar yani. Biraz konuştuk ama bana güvendiler demek daha doğru. Sonra Volkan ile konuştum, oturup yazdık. O toplantıdan bir kırk gün sonra ilk bölümü okudular. Beğendiler, devam ettik. İlk sezon yazımı bittiğinde de ikinci sezonu yazmamızı istediler … Yani çekimler başlamadan iki sezonu da yazmıştık, kanal kararlıydı, işe inanmışlardı.
Dizinin geçtiği
dönemde nasıl bir Türkiye’deydik? Satır başlarıyla kısaca çizmek mümkün mü? Hem
politik olarak, hem sosyolojik olarak. (Mesela Rumların Yunanistan’a
gönderilmesi... Dizide Reha’nın değindiği gibi ‘Sahnede Hollywood, masada
Yeşilçam’ yani MonaLiza türü kulüpler… İzleyici seks istiyor’ lafına gülen
yerli sinemacıların yanı sıra ABD’den fantezileriyle dönen siyasetçiler….)
Volkan Sümbül- 60'larda dünyada esen bir rüzgar var, onun etkileri bize de ulaşıyor bir nebze. Toplumda görece bir ferahlık var ama Türkiye bir darbeden çıkmış bir diğerine doğru gidiyor. Kıbrıs sorunuyla başa çıkamayıp ellerinde bir bavulla Yunanistan'a yollanan Rumlar... Bu zaman, köyden kente göçün arttığı, gecekondulaşmanın yaşandığı yıllar. Bütün bunlar hem Yeşilçam'ı, hem de o dönemde anlatılan hikayeleri etkiliyor elbette. Geçmişin fotoğraflarına baktığımızda aa ne güzel diyoruz ama biraz derinine inince, Türkiye'nin her döneminde bir kriz, bir ıstırap bulunuyor. Türkiye en hafif tabiriyle vatandaşını her zaman gündemiyle oyalamayı başarmış.
O dönem için
‘Yeşilçam’ın altın çağı’ deniyor. Yeşilçam’ın altın çağından da bahsedebilir
miyiz biraz? Dizide her yönünü görecek miyiz?
Şimdinin yapım şirketleri, o dönemin anlı şanlı prodüktörlerinin yerini mi aldı?
LC- Şimdiki yapımcılar televizyona çalışarak büyüdüler ama elbette bir devamlılık iddia edilebilir.
Reha, Semih ve
Vehbi; birbirleriyle alakaları yok ama üçü de aynı sektörün önemli isimleri.
Karakterlerinin arasındaki temel farkları nasıl ifade edebiliriz?
VS- Sinemaya bakış açıları üzerinden konuşursak, Vehbi sinemada cok para kazanma ihtimalini görüp bu işlere dahil olmuş, küçük bir Anadolu kaplanı. Reha bir işadamı. Olaylara, işine rasyonel bir şekilde yaklaşıyor. Kararlarını, özel hayatıyla ilgili olanları bile, kar-zarar hesabı yaparak alıyor.Semih ise bir sinema aşığı. Sinemaya olan bağlılığı diğerleri gibi parayla ilişkili değil, gönülden bir bağ. Sinema olmasa ben ne yapardım, hiçbir şey yapamazdım diyor.
Çok
ayrıntılı bir arşiv taraması yaptığınız anlaşılıyor. Hangi kaynaklardan
yararlandınız?
![]() |
VS- Lütfi
Akad'ın 'Işıkla Karanlık Arasında' kitabını önceden de okumuştum ama dizi için
tekrar göz gezdirmek istedim. Yine elimden bırakamayıp, baştan sona tekrar
okudum. Sadece bir yönetmen değil... Bilgisi, merakı, yazarlığı, Türkçe'ye
hakimiyeti... 'Tam' bir sanatçı. Bütün bunların yanında okurken şu da anlaşılıyor,
kendisi çok mütevazı ve çok iyi bir insan. Yani bu araştırmalar sırasında beni
en çok 'tekrar' etkileyen şey Lütfi Bey'in kendisi oldu.
Yeşilçam
filmleri denince nostalji, tatlı duygular, gülümsemenin yanına ilişen, olmazsa
olmaz bir de alaycılık vardır maalesef. Bu yaklaşımımızı hiç değilse yeniden
gözden geçirmemize katkısı olur mu dizinin?
Referans olarak
aldığınız yapımlar var mı?
VS- Yok esasen.
İlk iki bölümden
çıkardığım kadarıyla Yeşilçam, sadece aynı adlı sinema sektörünün değil insanı
avucunun içine alan ve bir daha bırakmayan bir sinema sevdasının da hikayesi.
Sizin sinema sevdanızda Yeşilçam’ın nasıl bir rolü var?
VS- Anlattığım hikayelerde, dizilerde, filmlerde bir iyimserlik olduğunu, bunun da çocukken izlediğim Yeşilçam filmlerinden miras kaldığını düşünüyorum bazen. İlk filmim İlk Aşk'ta, Çağan Irmak'la çalıştığımız Nadide Hayat'ta bu izleri görmek mümkün. İlk bölümde Semih'in Tülin'e sinemanın büyüsünü anlattığı kısım muhtemelen birçok senarist ve yönetmen için sinema sevdasının başlangıç noktasıdır. Karanlıkta oturup bir filmin büyüsüne kapılmak ve yıllar sonra seyircilerin karanlıkta oturup senin filmini izlemesi...
LC- Yeşilçam, Hollywood taklidi ve rekabetiyle bir tarzı temsil ediyor. Popüler kültürümüzü de domine ediyor. Çocukken kanarak seyrediyorsunuz, büyüdükçe farklı sinemalarla karşılaştıkça eleştirmeye başlıyorsunuz, hayat böyle, başka başka ilgilere kapılıyorsunuz. Bu ülkede hikaye anlatacaksanız Yeşilçam’ı hesap etmek zorundasınız. Yok saymak da buna dahil. Etkilenmemek mümkün değil demek istiyorum.
[Soruları Oksijen gazetesi için Elçin Yahşi sordu, Volkan ile birlikte cevapladık. 23.4.2021]
Cuma, Nisan 23, 2021
Levent Cantek ve Volkan Sümbül ile Yeşilçam Üzerine Söyleşi
![]() |
Senaryo iki kişilik bir çalışmanın ürünü. Proje etrafında nasıl bir araya geldiğinizden, birlikte çalışma pratiklerinizden bahsetmek ister misiniz?
LC- Volkan’la daha önce iki ayrı televizyon dizisi işinde birlikte çalıştık. Doğrusu ben film ve dizi işlerinin uzağında birisiyim. Ankara’da yaşadığımdan hem başka bir alemdeyim hem de pek dahil olmak istemiyorum. Volkan benim ilk tanıdığım senaristlerden biri. On yıldır bu işi yapıyorum ama beş tane senarist tanımıyor olabilirim. Aramızda bir kardeşlik ilişkisi var. Dünyaya da hikayelere de benzer baktığımız yerler de var hiç anlaşamadığımız kısımlar da… Birlikte çalışmak da çok kolay bir iş değil. İşin kendisi de gerilimli. Endişe de yapıyorsunuz, gaza de geliyorsunuz…Yeşilçam’ı yazarken bölüm bölüm ilerledik, varacağımız bir yer vardı ama konuşarak çatışarak ilerledik. Teknik olarak tretman çıkarıp paylaşıyoruz, yazım bitince dil benzerliği için yeniden okuyoruz, düzeltiyoruz.

VS: Çağan Irmak'la 2015'te Nadide Hayat'ı yazmıştık. O zaman da onunla çalışmak çok keyifliydi. Sevgimin saygımın dışında birbirimizi anladığımızı, profesyonel olarak da anlaştığımızı bildiğim için onunla tekrar çalışmak beni mutlu etti. Çağan'ın bu dönemi çok iyi bilmesi dışında döneme olan büyük bir sevgisi var. Bu ekrana da yansıyor.
Dizinin senaryosu dönemin sinema dünyasından isimlerle kurmaca karakterleri bir araya getiren bir yapıya sahip. Kurmaca ve gerçek karakterler arasındaki dengeyi kurarken nelere dikkat ettiniz? Kurmaca karakterleri bu dünyaya yerleştirirken esinlendiğiniz isimler var mı?
Hikâye bir yanıyla Yeşilçam geleneğini ve naifliğini takip ederken bir yandan da dönemin siyasi ve toplumsal olaylarının ciddiyetiyle nostalji dozunu dengeliyor. Sansürün, şeytanlaştırılan komünist bir karakterin, Kıbrıs olaylarının hikâyenin bir parçası yapıldığını görüyoruz. Öte yandan Yeşilçam’ın hikâyesini bu ölçekte, toplumsal tarihimizle ilişkili biçimde ele alan yapım sayısı da pek fazla değil. Senaryoda bu bağlantıları kurarken nelere dikkat ettiniz?

Sinema duygusu ve vurgusu çok yüksek bir yapım Yeşilçam. Pek çok kez bu duygunun karakterlerin ağzından döküldüğüne de şahit oluyoruz. Senaryoyu yazarken tekrar ziyaret ettiğiniz, yol gösterici olmuş filmler var mı? Hikâyede önemli rol oynayan ‘Kırlangıç Mevsimi’ gibi filmleri kurgularken hangi filmlerden ilham aldınız?
Dizi bir yandan da hikâyelerin gücüne inanan karakterlerin peşinde giden bir yapıya sahip. Ana karakter Semih Ateş “Bir film yaparım, hastalar iyileşir, mevsim değişir,” ifadelerini kullanan bir yapımcı. Yeşilçam gibi ciddi bir araştırma emeği gerektiren bir projenin arkasındaki kişiler olarak Yeşilçam döneminde hikâye anlatmakla bugün hikâye anlatmak arasında nasıl farklar görüyorsunuz? Üreticinin sinemaya yaklaşımı sizce nasıl değişiklikler gösteriyor?
VS- Yeşilçam zamanında sinema perdesi rakipsizdi. Çok sayıda film çekildi, izlendi. Bir süre sonra Yeşilçam zamana ve televizyona yenildi. Bugün televizyon, üretim şekli aynı olsa bile farklı tüketim şekilleri sunan dijital dünyayla mücadele ediyor. Şu anki şartlarda dijital mecralar yazarlara çekici gelen başka fırsatlar sunuyor. Ama ne olursa olsun bence sinema filmi yazmak her zaman daha heyecan verici. Şu anda pandemi sebebiyle salonlar kapalı, açıldığımızda sinemanın geri dönüşü nasıl olacak bilemiyoruz. Umarım hala hayattadır. Sinemada film izlemeye, sinema için yazmaya devam edebiliriz.
LC- Döneme ve yayın mecrasına bağlı olarak hikayeler değişir ve çeşitlenir. Yeşilçam’da filmler pek çok bakımdan tek odaklı, mutlu sonlu klişelere dayalıydı. Bizim anlattığımız hikaye ister istemez televizyonda özellikle son on yılda gelişen dizi hikayeciliğinin bir tür devamı sayılabilir. Ama illa bir şeye benzeteceksek, bizim hikayemiz, Amerika’da Hollywood’u silkeleyen dijital platform dizilerine benzetilebilir…gibi geliyor bana
Yeşilçam Türkiyeli bir dijital platformun, BluTV’nin büyük projelerinden birisi olma özelliğine sahip. Hem dijitalde hem de geleneksel televizyonda çalışmış senaristler olarak klasik ve dijital mecralar arasında nasıl farklar olduğundan bahsedebilir misiniz?
LC- Dijital platformlar içerik üreterek ve bunları abonelere satarak yaşıyorlar. Bizde bu iş çok yeni. Bence en az bir beş yıl geçmesi gerekiyor. Herkes ister istemez çok ürkek, haklılar da. Eğer yaratıcı kısımla ilgili konuşacaksak, benim gördüğüm Türkiye’de post prodüksiyonda iyiyiz ama pre-prodüksiyon işinde tereddütlüyüz. Bizim açımızdan ise şu söylenebilir. Blutv, önce senaristle anlaştı ve bizimle senaryo çalıştı, telifimizi iş yayımlanmadan ödedi, bunlar yeni ve olması gereken tercihler. Televizyonda olan şeyler değil bunlar.
VS- Televizyondaki haftalık düzende bölüm süreleri çok uzun ve sezona başlarken 30 küsur bölüm yazmayı hedefleyerek başlıyoruz ama hedeflendiği gibi de olmayabilir, erken de bitebilir. Yorucu, tüketici bir tempo ve belirsizlik var televizyonda. Dijitalde ise dünyanın geri kalanı bu işi nasıl yapıyorsa öyle yapma şansımız var. Hikayeyi baştan sona kurabiliyoruz, varacağımız yeri biliyoruz, zamanımız olduğu için geriye dönük değişiklikler yapabiiyoruz. Hikaye anlatma imkanları da daha fazla. Yakın zamanda örneğini gördüğümüz gibi gerçek bir özgürlükten dijitalde de bahsetmemiz olanaksız ama TV'ye kıyasla daha rahat olduğumuzu söyleyebiliriz.
Perşembe, Nisan 22, 2021
Yeşilçam ve ben
![]() |
Yeşilçam'ı yazarken zor dönemler geçirdim, babam hastalandı, kanserden vefat etti, annem covid oldu, ondan bana bulaştı... bir daha "asla" demem gereken tatsızlıklar yaşadım, bir his olarak affetmeyeceğim şeylerle karşılaştım... Eskilerin ağzıyla kan, ter, ıstırap ve gözyaşı dolu günler geçti. Teşekkür edeceğim insanlar da var elbette ama onlar zaten yanımda yamacımdalar ve çok değiller... İstediğim an konuşuyorum onlarla.
Yeşilçam'ı daha yazmadan şey demiştim, "bu benim yazdığım en iyi iş olacak", bu hissi halen taşıyorum. Genel olarak yaptığı işlerin tadını çıkarabilen, kutlamasını yapabilen, "oh be" diyebilen biri olamadım. Hep sonraki maçlara geçerim.
Yine öyle olacak...
Bakalım, derler ya.. Geçtiğimiz pazartesi iki film hikayem Los Angeles'tan okeylendi, bindim bir alamete gidiyorum.
Perşembe, Nisan 01, 2021
Yeşilçam 22 Nisan'da Sadece BluTV'de
Limanda
bir vapur uğuldar, mazide bir kan fırtınası, Pera'da kırlangıçlar, kederli
şarkılar... mevsim değiştiren filimler.. bir hikaye gelir, uzun uzun
konuşuruz...
Dizimizde geri sayım başladı...dırınım dırınım
Salı, Aralık 08, 2020
Bir serüven biterken...
![]() |
Çalıştığım senaryoyu bitirme (kurtulma) azmiyle bir süreliğine sosyal medya adreslerimi kapatmıştım. Geçen Pazar itibarıyla normal hayatıma dönmüş durumdayım, eşe dosta duyurmuş olayım. Meraklısı için Volkan (Sümbül) ile birlikte BluTv’ye 1960’larda geçen, bir Yeşilçam prodüktörünün hikayesini yazıyordum, onar bölümlük iki sezon yazımı böylece bitmiş oldu. Çekimlerine iki ay içerisinde başlanacak diziyi Çağan Irmak yönetecek, başrolde de Çağatay Ulusoy oynayacak. Gelişmeleri platform aralıklarla açıklamaya başladı zaten…
Perşembe, Aralık 03, 2020
Bu sene
![]() |
Senaryo yazarken, daha doğrusu işe başlarken, kendimi motive etmek, gaza getirmek, belki yazmamı kolaylaştırmak adına hikayeye uygun şarkılar seçerim ve defalarca dinlerim... Dışarıdan birisi için bu tekrar tam bir azaptır, bunu da gülerek yazdım... Tuna ve Funda, bu tekrarları, ancak of pufla anlatabilirler...
Neşe Karaböcek'in "Geri Dönülmez Yoldayım" şarkısı yazdığım "Yeşilçam" senaryosunun ilk sezonunu, Cem Karaca "Oy Bana Bana" şarkısı ise ikinci sezonunu anlatıyor benim için... her ikisi de hayalimdeki hikayenin jenerik şarkıları diyeyim...






















