Bozkır etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Bozkır etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Cuma, Nisan 19, 2024

En İyi Jenerik Ödülü


Bozkır-Kırıkhayıtlar, New York Festivali Tv-Film Ödüllerinde En İyi Jenerik ödülünü aldı. Yarışma öncesinde benden tasarım sürecini anlatan-açıklayan bir metin istemişlerdi. Yazdıklarımı paylaşıyorum. 

Bozkır, Türkiye taşrasında geçen bir polisiye. İsmini seyrek bodur ağaçlardan oluşan, kurakçıl otlarla dolu ekolojik bir bölgeyi niteleyen coğrafi adlandırmadan alıyor. Sosyal hayatın metropollere göre çok daha sınırlı olduğu muhafazakâr küçük bir şehirde geçiyor. Yıllardır seri cinayetler işleyen bir katil ailenin etrafında gelişen bir sezon hikayesine sahip

Jenerikte gördüğünüz, hikaye akışını ve karakterlerini içine kattığımız gerçek bir duvar halısı… Senaryoyu yazarken halıyı jenerikte ve hikaye akışında görsel olarak kullanmayı hayal etmiştim. Hatta o halı, daha senaryo fikir olarak aklımdayken dahi elimdeydi ve o abartılı pulp estetiği bana ilham vermişti.

Çok değil çeyrek asır önce dahi, Türkiye taşrasında ve metropollerin göçmenlerin yaşadığı kenar mahallelerinde duvar halıları mutlaka kullanılıyordu. Halılardaki desenler hem ruhen bir güzellik unsuruydu, göç edilen ve özlem duyulan toprakları çağrıştırıyordu hem de madden ısıyı-sıcaklığı koruyordu. Duvar halısı, Bozkır hikayesi için bu bakımdan işlevseldi, modernlik ile geleneksel arasında gezinen bir nostaljik unsurdu.  Dizinin gerçeklik vehmini ve sahiciliği artıracaktı.

Bir katil aile anlattığım için duvar halısını onlarla da ilişkilendirmek istiyordum. Seçtiğim halının deseninde meydan okuyucu, pervasız ve saklanmayan kadınlar vardı. Bu pulp ve naif erotizmi, katil ailemize bağladım. Ailenin genç erkekleriyle marazi bir yakınlığı olan hala, yıllar yıllar önce, bu duvar halısının önünde onları tahrik etmek amacıyla sayısız kez dans etmişti. Halaya aşık olan ergenler büyüyüp cinayet işlemeye başladıktan sonra bu halıyı bir sembol ve cinayet fonu olarak başka bir biçime dönüştüreceklerdi.

Jenerikle ilk kez karşılaşan seyirci, duvar halısını Bozkırı imleyen bir hoşluk olarak görecek ve geçecekti ama hikaye ilerledikçe, jeneriği daha farklı okuyabilecek, öne çıkartılan karakterleri ve gelişmeleri tek tek keşfedecekti. Jenerik sadece üreticilerin isimlerin sıralandığı bir bölüm değil, kendi senaryosu ve estetiği olan bir hikaye unsuru olacak, bize güç katacaktı.

Çarşamba, Aralık 13, 2023

88 Plaka


Bozkır'da hikâyenin geçtiği şehir belli olmasın diyerek 88 plakayı kullanmıştık. Bu yıl, google'da en çok aratılan-sorulan plaka kodu olmuş. Vay dedim ilginçmiş. 

Pazartesi, Eylül 18, 2023

Bir tatlı huzur

Bozkır üçüncü sezon senaryosunu dün bitirdim. En azından bir süre güzel uyuyup, neşeyle uyanacağım. Bir hikaye daha anlatabildiğim için mutluyum, bunun bir lütuf olduğunu biliyorum. Bana güvenenlere ve yol arkadaşlarıma teşekkür ederim.

Cumartesi, Haziran 24, 2023

Berlin

#Bozkır ile ilgili bir haber paylaşayım, BluTv dizimizi Berlin Tv Series Festival'e göndermiş, katılım yüksek, jüri için çok bölümlü işleri izlemek zor olduğundan, çeşitli elemeler yapılıyor, biz en iyi drama ödülüne aday gösterildik ve ilk dörde kaldık ve geçen hafta elendik. 

Bozkır, Berlin Tv Series Yarı Finalisti olarak geçiyor artık. Yani festivalde gösterilmek (selected) ayrı, ödüle aday (nominee) olmak ayrı... Ödül adayları önce sekize, sonra dörde, sonra ikiye düşüyor.

Bir karışıklık olmuş, düzeltmek istedim. Yoksa ödül dediğin serseri kuştur, kime konacağı belli olmaz-olmuyor. Bu kadar çok insanın emek verdiği, büyük zaman harcadığı dizi sektöründe öyle ya da böyle hikâyenizin takdir görmesi sonraki işlere bir iyimserlik katıyor, eksik kalmasın istedim.

Pazartesi, Mayıs 08, 2023

İşe güce bakmak

Bozkır’ın yeni sezonu için platform ile anlaştığımı duyurduktan sonra, çeşitli biçimlerde reaksiyonlar aldım, içlerinde tebrikler, nasıl yazmam, hangi oyuncuları oynatmam gerektiğini söyleyenler, eleştirenler, kahredenler oldu… Bunların olacağını bilmiyor değildim…

Bir iş popülerleştikçe, yayın mecrasına, üreticilerine veya içeriğe bağlı olarak daha geniş bir seyirciye ulaştıkça beğenme-beğenmeme ölçütleri inanılmaz çeşitleniyor, dışarıdan bakıldığında yan yana gelemeyeceğini düşündüğünüz pek çok insan aynı hikayeyi sevebiliyor…

İlk yıllarımda çok şaşırırdım, yaptığım işleri siyaseten öyle insanlar beğeniyordu ki, aa diyordum bir yerde yanlış yapıyorum, beni beğenmemeleri gerekiyor…

Popüler kültürün sızmaları, yaygınlaşma biçimi çok kolay tarif edilebilir bir şey değil. 

Yeni bir şey söylemiyorsun denebilir, elbette söylemiyorum ama kolay unutulduğunu anlatmaya çalışıyorum. Bu kadar çok yorum, tavsiye, övgü, eleştiri ve küfrün olduğu bir yerde üretim yapmak, genel izleyiciyi memnun etmek kolay değil… Üretimle ilgili çok fazla belirleyen var, tüketiciler (sadece oyuncu fanları da değil) söz sahibi olmak istiyor, üretimde belirleyici olduklarına inanıyorlar vs…Popüler olan hakkında konuşmak insanlara kolay geliyor veya... 

Genel olarak yapmak istediğim şey, popüler kültürün imkanlarını kullanarak muhalif bir anlatı geliştirmek ve kendi dünyama ilişkin bir şeyler söyleyebilmek...Yazması kolay ama bunu yapabilmek her bakımdan bir mücadele gerektiriyor, her şeyden önce yapılan iş çok pahalı, maliyetlerle uğraşmak zorundasınız... Üretirken klişeleri kullanmak ve klişelere karşı durmak zorundasınız... Yüksek bir rekabet var, sürat var, zamana karşı üretiyorsunuz filan... 

İlk sezon olmasaydı, ikincisi olmazdı veya ikincisi başarılı olduğu için üçüncüsünü istediler. Birinci sezon ile ikincisi arasında beş yıl vardı, bu defa öyle olmayacak gibi duruyor. Dijital platformlarda bir işin devamı abonelik getirmesine ve içerde bölümlerin izlenmesine bağlı... İlk sezonla ikinci sezonun arasındaki izlenme farkı, ikincisi lehine çok farklı... 

İkinci sezonda sadece senaryo yazmakla kalmayıp işe dahil olmamın en temel sebebi şu... Doğru ya da yanlış, bir his taşıyordum, ben olursam, bazı şeyler daha iyi olabilir gibi bir inanışım vardı ve yaptığım işle arkasını getirmek, üçüncü sezonu istetmek istiyordum. Kısmen bunu başardığımı düşünüyorum, üstüne koyarsam mutlu olurum. 

Yazılanlara tek tek cevap vermiyorum çünkü, attığım tivit, bir gün içinde yüz yirmi bin kez görüntülenmişti, bu çokluk, süresiz bir meşguliyet demek, asıl işime, hikayeciliğe odaklanmam daha doğru olur diye düşünüyorum. 

Cumartesi, Mayıs 06, 2023

Bozkır 3.Sezon

#Bozkır üçüncü sezon için BluTv ile anlaştım. Sekiz bölümlük yeni senaryoyu 1 Ekim'de teslim edeceğim. Sonrası 2024'te gerçekleşir gibi görünüyor. Bana güvenenlere ve yol arkadaşlarıma teşekkür ederim, onlar olmasa bu yeni serüvene başlayamazdım...

Pazartesi, Nisan 24, 2023

Bozkır soruları

[Üçüncü sezon olacak mı?] Benlik bir durum değil, seyirci ilgi gösterirse, BluTv isterse olur… Dördüncü sezonu yazar mıyım bilmiyorum ama üçü yazarım demiştim zaten.

[İlk sezonla ikinci sezon arasında ne fark var?] Beş yıl var öncelikle esprisi yapacağım. İkinci sezonda daha katmanlı bir hikaye anlatmaktı niyetim, içiçe geçen ve tamamlanan bir şimdiki zaman resmi vardı aklımda. Şehirde geçmesini istiyordum. En temel fark bu diyebilirim.

[Nuri Pamir niye yok?] Ekin’in ailevi dertleri vardı, öyle de olmayabilirdi, mesleki olarak başka bir meselesi de olabilirdi, hakkıdır anlamında söylüyorum bunu, oynamak istemedi, ben de başka bir karakteri Payidar’ı kattım. Değişikliğe gittik. 

[Katili neden en baştan gösterdiniz?] Bu hep soruluyor ama finale geldiğinizde başka bir şey görüyorsunuz, bir twist yapmak istedim. Bazen katilin kim olduğunu merak ettirirsiniz, bazen katili bilir nasıl yakalanacağını izlersiniz. Polisiye klişelerini kullanıyorum ama ben asıl olarak bir ruh hali, bir dönem panoraması anlatıyorum.

[Polisiye] Eski polisler, şimdi cinayet çözmek öyle kolay ki diyorlar, her yerde kameralar var, her temas artık bilimsel olarak  tespit ediliyor filan. Bizde çözülmüş cinayet dosyalarını okuyorum, bizim polisler ya sahiden rastlantılarla bir şeyleri fark ediyorlar ya da zanlıyı saatlerce sorguluyorlar filan... E hikayede başka zorluklar gerekiyor bize... hem kolay olmaması lazım hem de o sorgu seyirciyi sıkıyor. Benim kurmak istediğim gerçeklik vehminde hiçbirinden geri durmadım, hepsini kullandım. İlk sezon daha slow burn bir işti, ikinci sezonda özellikle son üç bölümde daha yüksek tempo ve o temponun içinde polisiye bir çözülüş kurdum.

[Nordic] Yıllardır suçlu profillerini okuyorum, aynı katil hakkında o kadar değişken hikaye ve yorumla karşılaştım ki, neden sonuç ilişkisi zihin açıcı olsa da verili "gerçekten" şüphe etmem gerektiğini anladım. Amerikan polisiyesi daha net şeyler söylemekten yana, Nordic tahkiyesi bana daha yakın geliyor. Seyfi'nin finaldeki sözleri profilci Amerikan basitleştirmesine yönelik bir eleştiri.

[Alevileri neden hikayeye katma gereği duydunuz?] Özel bir şey yapmadım, cami görünce bu soru sorulmuyor mesela, Aleviler hayatın içindeler, hiç yoklarmış ki gibi davranılıyor, varlar… Mesaj vermeye çalışmıyorum, bu kadar basit bir meselenin arkasında başka bir niyet yok… Alevi değilim. Ha şu var, bizim hikayelerimizde deprem veya covit de yok. Sakıncalılar listemiz epey uzun… 

[Akif Emre kim?] Özel birisini işaret etmiyorum, taşrada yaşayan, metropolde taşralı hallerini sürdüren epey akademisyen ve yazar tanıyorum, onların bir ortalaması diyelim.

[Göndermeler] Yapıyorum ama bunları konuşmak istemem, oyunbozanlık gibi geliyor bana. Kolay anlaşılan bir tanesi, ilk bölümün isminde var, Aliço’nun Dirliği… Fakir Baykurt’un Irazca’nın Dirliği romanına gönderme mesela…

[Ailenin iç ilişkilerini neden göstermediniz] Ben popüler kültürün imkanlarını kullanarak yaşadığımız zamana muhalefet ediyorum. Göstermek üzerine kurulu bir sistemin içindeyim, her şeyi açıklamanızı istiyorlar. Bu faslı anlatmamayı, insanların hayal gücüne bırakmayı tercih ettim. Kaldı ki epeyce done verdiğimizi düşünüyorum.

[underrated bir dizi olması…] Ben öyle düşünmüyorum, bir dizinin beş yıl sonra devamı çekiliyorsa o iş underrated olamaz. İnsanlar, bir hikayeyi sevdikleri zaman onun çok konuşulmasını, harcadıkları vaktin değer kazanmasını istiyor, hayıflanarak ilgi görmediğini söylüyorlar. Popüler kültürün işleyişi böyledir. Tüketiciler o rekabete dahil ederler kendilerini. İşte Amerikalılar yayımlasaydı şöyle konuşulurdu gibi gibi… Önce kendi tarafımdan anlatayım, beni herkesin bilmesini değil bilenlerin bilmesini tercih ederim. İstanbul’da yaşamamayı isteyen benim, o dağı ve gürültüyü biliyorum. Hayıflanmıyor ve üzülmüyor, kaybettiğim bir şey olduğunu düşünmüyorum. 

[Netflix’e iş yapsanız keşke…] Benim “keşkem” farklı… keşke HBO olsa da onlara çalışsaydım, iki Amerikalı arasındaki farkı bilenler bilmeyenlere anlatsın…BBC de olur… Mavra yapıyorum elbette, arada geçişler olsa da her platformun hikâye tercihleri var, kimisi hamburger yapıyor, kimisi masada oturmayı gerektiren yemek… Netflix’e senaryo yazabilirdim, üç kere teklif geldi, baştan reddettim, birinde sözleşmem gereği olacaktı, onda da ben huysuzluk ettim, film senaryomu geri çektim, seyretmeyecektim çünkü… Benim açımdan mesele, hikayeme ne kadar müdahil olunacağı ve ne anlatabileceğim, neye ne kadar izin verileceği ile ilgili…Kahramanlık hikayesi gibi anlaşılmasın, şartlar benim lehime değişirse yazarım, Netflix’e iş yapamadım diye üzülüyor filan değilim yani. Bugüne kadar bana özgürlük sağlayan-ihtimam gösteren insanlarla çalıştım ayrıca. Bu işlerde günü yaşıyorsunuz, sonraki günlere dair bir endişem yok.  Hayat kısa, mutlu olacağım işler yazmak ve gerçekleştirmek istiyorum. Yapamazsam da dünyanın sonu değil, kendime yeni patikalar bulabilirim.

[Geniş maddi imkanlar elinizde olsaydı neler yapardınız?] Gerçekten bilmiyorum, Amerikalılar, geçenlerde yerli bir dizinin sadece prodüksiyonuna 17 milyon dolar harcamışlar filan. Çok da şaşırıyorum bu kadar para harcanmasına. Birlikte çalışacağım insanların hayatını kolaylaştırabilir ama motivasyonum para değil, sahiden sadece hikayeyle ilgileniyorum.  O kadar para nasıl harcanır bir fikrim yok ayrıca. Ben böyle deyince senin hayal gücün yok filan diyerek çevremdekiler gülüyorlar bana...

[Neden yönetmenlik yapmak istediniz?] Benim bu türden bir arzum vardı diyemem, BluTv “Showrunner” olarak çalışmamı istiyordu, o beni düşünmeye sevk etti, bizde pek bilinen bir çalışma biçimi değil, önce cesaret edemedim, örneğin bunu Yeşilçam’da da yapabilirdim, yapımcılar da yönetmenler de böyle bir çalışmaya alışkın değiller. Bir dirençle karşılaşacağımı, set tecrübesi olmayan biri olarak bana karşı bir refleks göstereceklerini, mutsuz olabileceğimi düşünüyordum. Bozkır daha uygundu benim için, daha özgür olabileceğimi bildiğim bir ortamdı. Başta iki bölüm yönetmek istediğimi söyledim, 1 ve 8’i çekerim gibi geliyordu. Oyuncu programlarının karmaşıklığı, hızlı çekmek zorunda olmamız, önhazırlık yapamamak filan derken bölümleri içiçe çekmek durumunda kaldık, öyle olunca baştan sona içerde kaldım.

[Nedir showrunnerlık?] Yapımda benim onaylamadığım herhangi bir şeyin olmaması üzerine kurulu bir sistem düşünün, itiraz hakkım da var, baştan sona içerdesiniz. HBO esasen böyle bir sistemi istiyor ve uygulattırıyor, yazarlarla ilerleyen yeni bir eğilim. Biz, yönetmenin tek adamlığına inanan, idari yapımcıların kolaylaştırıcı gibi çalıştığı, asıl olarak ışık ve ses grubunun kontrolünde gelişen bir sistemle ilerliyoruz. Senaristlerin sette hükmü var denemez. Onlara arada sorular sorulur, genellikle mekanla ilgili, maliyet düşürücü detaylardır bunlar. Aslına bakarsanız özel bir sözleşmeyle sınırların belirlenmesi gerekiyor, benimkisi bütün tarafların varlığımı ve seçme hakkımı onayladığı bir sözlü anlaşmaydı. Ben seçimler yapmak üzere oradaydım, itiraf edeyim önce biraz turist gibiydim ve sadece sahne istifi ve oyunculara nasıl oynamaları gerektiğine dair yorumlarda bulundum. Benim konumum herkes için zordu, bir gerilim olduğunda yönetmen ne diyor diye bakmaya alışmış bir kalabalık var. Eğer işinizi seviyor ve herkes kadar çalışıyorsanız, set size daha kolay alışıyor.

[En büyük sorun neydi?] Sete gitmeden önce iyi bildiğim bir şey vardı, yaptığım iş benim için çok önemliydi ama çalışanların yüzde doksanı için herhangi bir işti, parasını alacak ve bir sonraki işe geçecekti. Oran olarak işi sevenleri çoğaltabilirsem iyi olurdu. Onun dışında sanat yönetmeni ve sahne tasarımına takık birisiyim, onu bir parça değiştireceğime inanıyordum. Asıl sorun, sorunlarla nasıl başedeceğimi bilmememdi, öğreniyorsunuz, hızlı öğrenirim, çünkü işimi seviyorum. İnsanlar sizin iyi niyetinizi anlarsa her şey daha kolay gelişiyor. Ha bir de, hasta olmaktan korkuyordum, en az on dört saat süren bir mesai, zor koşullar, sürekli zaman kayıyor, gece gündüz dönüyor, yoruluyordum ve bağışıklık sistemim beni korumayabilirdi, bu kadar insan bana güvenmiş, çat yatağa düşüyorum, Ankara’ya dönüyorum filan, bu ihtimaller beni geriyordu, hiç istemiyordum çünkü, çok şükür kazasız belasız hastalanmadan süreci atlattım. 

[Showrunner olmak ve yönetmenlik yapmak size ne kattı?] Asıl amacım, auteur alanımı genişletmekti… Dijital platformlarda bir şey üreteceksem bana bu alanı açacak insanlarla devam etmek istiyorum. Ne yapabileceğimi göstermek istedim. Onun dışında bu deneyimin senaryo yazarken katkıları mutlaka olur.

[İlk sezonla ve başka dizilerle karşılaştırılmak…] İnsanlar ikili-dualistik ayrımlarla düşünürler, biri iyi diğeri kötü derler, ben sahiden böyle şeylere kafayı takmam, önemli olan üzerine koymak. Bozkır beş yıl sonra yayınlanabildi, seyirci istemese ve seyretmese ikincisi çekilemezdi. Üçüncüsü olursa ikincisi başarılı olmuştur, çok basit aslında. Başka dizilere gelince, popüler kültür böyle işler, herkesin bildiği popüler olduğu için popüler olanla karşılaştırılırsınız, True Detective taklidi deniyor mesela, polisiye onunla başladı sanılıyor çünkü… Bozkır’ı ilk yazdığımda ünlü bir televizyoncu okudu ve beğenmeyerek bana dedi ki, ben True Detective arıyorum… Herkes bir şey söylüyor aslında. Çevreden ve sektörden yorumlar duyuyorum ama sosyal medyada diziyle ilgili yazılmış herhangi bir şeyi okumadım, çok doğrudan bana yazılmış ve gönderilmiş bir şey değilse görmüyorum yani.

[Bir senaryom var, okur musunuz?] Hayır, bu işe başladığım ilk günden itibaren bir başkasının yazdığı senaryoyu ilke olarak okumuyorum, değil bana kimseye göstermeyin, çalışmalarınızı doğrudan yapımcılara gönderin derim. Ortada bu kadar para ve popülerlik olunca, dedikodusu ve haseti bol bir çevrede çalışıyorsunuz demektir, “asla okumam” bununla ilgili bir önlem.

[Senaryo ekinizde sizinle birlikte çalışabilir miyim?] Bir ekibim yok, üstelik  işlerimi kolaylaştırıcı biri bile olsun istemiyorum artık, denemedim değil, piyasa madden belirsiz olduğu için birlikte çalıştığım insanların geçim sorumluluğunu düşünüyorsunuz, üstelik yaratıcı insanların narsizmi de var, aşılmayacak şeyler değil ama zor oluyor.   Dijital platformlara çalıştığım için kabul edilebilir ve üstesinden gelinebilir uzunlukta işler üretiliyor, tek başıma yazabilirim demek bu. İlk zamanlarda yazarken-çalışırken biriyle konuşmam gerekiyor gibi hissediyordum, çok az insan gördüğüm bir hayat sürdürüyorum çünkü, sonra anladım ki, ihtiyacım olan şey, mesai arkadaşı değil, sosyalleşmekmiş … 

Çarşamba, Nisan 12, 2023

Cameo

Cameo diyorlar buna, hikayenin yaratıcısı, sahnenin birinde görünüyor, görünmeyi tercih ediyor. Baştan beri bu sahnede olmak istedim, Seyfi ve Payidar, sabaha karşı bir çorbacıda birbirlerine iç döküyor, iyileşiyorlardı. Ben arkada, biraz da tasayla cuara tüttüren biri olmayı seçtim, ki tütün alışkanlığım yoktur, zor bir gün ve geceydi, üst üste iki sigara bana iyi gelmişti. 

Perşembe, Nisan 06, 2023

Bozkır Kırıkhayıtlar biterken...

Yukarıdaki görsel, Bozkır'ın ilk bölüm senaryosunun ilk sayfalarından biri...2021 Temmuz ayında yazmışım, sekiz bölümü kasım ayı başında bitirmiştim. Nerdeyse bir yıl sonra eylül başında set aşamasına girildi, çekimlere ekim ayı başında başladık, aralık ayı başında bitirdik. Bugün son bölümü yayımlanıyor. Uzun uğraşlarla üretiliyor, çabucak seyredilip geçiliyor filan...

Bu sezonun benim için anlamı, ilk kez sete çıktım ve yönetmenlik de yaptım. Yeni ve farklı bir deneyim oldu benim için, bana güvenenleri mahcup etmediğim için mutluyum, fırsat bulduğumda tekrar deneyeceğim.  


Bozkır | 2. Sezon | 8. Bölüm | Fragman



Pazar, Mart 12, 2023

Erkek şehirlerimiz

Görmüş olabilirsiniz, sosyal medyada dolaşımdaydı, demokrasiye geçtiğimizden beri kadın milletvekili gönderemeyen (seçemeyen veya seçmeyen) şehirlerimiz haritada işaretlenmiş... Trakya "aa" dedirtti, belki Sinop ve Artvin için "hadi yaa" diyebilirim ama gerisine zerre şaşırmadım. 

Bozkır yayımlandığı için sık karşılaşıyorum, neresi orası ve hangi şehir diye soruluyor, artık bu haritayı gösterebilirim.

Cuma, Mart 10, 2023

Bozkır hakkında

Bozkır ikinci sezon üç haftadır yayımlansa da diziyle ilgili sosyal medyada paylaşım yapamıyordum,  yapmak garip ve ayıp geliyordu. Bir tür mahcubiyet,  haklı bir sıkıntı gibi iyi ve normal hissedemiyordum… 

Dün (Perşembe) dördüncü bölümü yayınlandı, zaten hepi topu sekiz bölüm… “Hayat devam ediyor” duygusunda kalmaya çalışsam da  yaşanan facia gereği kolay olmuyor, bütün gün, ne desem de paylaşsam, duyursam diye kıvranıp durdum.  Akşam bir şeyler paylaştım. Aşağıdaki metin  paylaştıklarımdan derlendi. 

Şu notu düşmem gerekiyor, meseleye Bozkır'ın bahtsızlığı diye bakmıyorum, bir facia oldu, onun yanında haliyle bunlar faso fiso… Üstelik, kişisel olarak yaşadıklarımı ve yazarak hayatımı sürdürebilmemi her zaman bir lütuf olarak gördüm, pek ah vah edecek değilim. Bilen bilir, iyiyse yaşar ve hatırlanır. 

Bozkır’a gelince,  her hikaye bir uyumsuzluktur, yeter ki bir yerlere dokunsun, umarım diyelim, Bozkır da bir yerlere, birilerine dokunur… 

(…) Bu vesileyle yine sosyal medyada yazılmış bana sorulmuş bazı sorulara cevap yazayım (…) 88 plaka ilk sezonda bulduğumuz bir çözümdü, hikayenin hayali bir şehirde geçmesini istedik. Nedeni de çok açık, insanlar hassaslaşabiliyor ve en basit ifadesiyle “anlatılanı hakaret sayarak” dava açılabiliyor, hal bu olunca özellikle bir yeri -şehri değil de bir aurayı kastetmek istedik (…) 

Evet, Eskişehir'de çekildi, çünkü burada bir kaç iklimi birarada görebiliyorsunuz, yeni ve eski, metropol ve taşra yaşıyor ayrıca... Bizim hayali şehrimiz için bereketli bir memba oldu. Sezona ismini veren Kırıkhayıtlar'ı bu hayali  şehrin bir ilçesi olarak kodladık.  Hayıt ağacı ve otu ile ilgili meraklısı için üçüncü bölümün sonunda bir bonus videomuz var. Hatırlatmış da olayım her bölüm sonunda jenerik bittikten sonra küçük videolarımız var, kimisi ironik, kimisi enformatik, meraklısına (…) 

Neden katili en baştan gösterdiğimiz sorulmuş, haliyle bu bir tercih, katil kim tahmininin bir tür hayal kırıklığı yarattığını düşünüyorum, nasıl yakalandığına odaklanmayı tercih ediyorum. Bozkır bir aura ve iklim hikayesi, asıl iştahını oralardan alıyor. (…) 

Bölümlerde kullanılan türkülerle ilgili enformatik bilgiye arka jenerikten ulaşabilirsiniz. Dizi için özel olarak icra edilmiş çalışmalar olduğu için ayrıca bir yerde şu an için dinleyebilmek mümkün değil. Hepsini düşünmüştük ama yaşadığımız deprem malum (…) Jeneriğimiz ile ilgili övgüler aldık, baştan beri hayal ettiğimiz bir şeydi, o sebeple seviniyorum. 2021 kasım ayında senaryoyu bitirdiğimde halı elimdeydi... Özgür (Çakır) aklımızdan geçeni çok iyi anladı, uyum ve yaratıcılık gösterdi, eksik olmasın (…) 

3.Sezon olacak mı bilmiyorum, Bozkır'ın bu kadar yıl sonra ikinci sezonunun olmasını seyirci beğenisine borçluyuz. Şu an başka bir şey yazıyorum. Olursa, ona o zaman çalışırım. Amerikalıların domine ettiği bir sektörde yerel içerik üretmek eskisi kadar kolay değil  (…) Evet yönetmenliğe ve yazdığım senaryoların reelize ederken sette olmaya devam etmek istiyorum,   farklı bir deneyim oldu, tekrar tekrar yapmak isteyecek kadar büyük heyecan duydum. (…) 

İki yönetmen nasıl çektiniz deniyor, sektörün ezberleri var, tek adam, tek karar verici filan. Hiç inanmadım bunlara, kolektif bir iş bu, önemli olan birbirini anlamak ve yapmayı istemek, arzu duymak ve paylaşmak...

Cumartesi, Şubat 25, 2023

Sessiz sedasız

Bozkır ikinci sezonun yayını deprem nedeniyle ertelenmişti, yaşadığımız faciayı düşününce insan belki yine bekleyebilir, daha da geç başlayabilirdi diyebilir ama hayat bir yandan da devam ediyor, binlerce aile bu işle geçiniyor,  diziler hemen her yerde birer birer yayına girdiler...  Bozkır da duyurusu ve tanıtımı olmadan ilk iki bölümüyle geçen perşembe yayına verildi... 

Related Posts with Thumbnails