yeni dinler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yeni dinler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Pazartesi, Nisan 05, 2010

Kapitalizmin Yeni Dinlerinden Biri


(…) İlgimi çeken bir noktadan söz etmesem olmayacak. Serüven filmlerindeki takır tukur kol bacak kıran kahramanları, gün ağarırken, kolay değil elbet, yoga benzeri ruhsal bir arınma içinde görürüz. Sonra yaşlı, çekik gözlü yaşlı bir üstad yanına gelir adaleli arkadaşımızın, veciz ve zihin açıcı sözler eder. Bizdeki avantürlerin kahramanlarıysa ebru yapan, ney çalan ya da hattatlık eden bir amcanın yanına gidiyorlar. Glokalleşme böyle bir şey işte! Üst orta sınıflardan kadınların reiki kadar ebru kurslarına gitmelerini tesadüf sayabilir miyiz?

Reikicilerin kendilerini bir dinin müritleri olarak ortaya koymamalarının iki temel nedeni var sanki. İlki, Müslüman bir toplumda oluşabilecek tepkilerden uzak kalmaya çalışmaları ve belki de daha önemlisi yasal bir kovuşturmadan çekinmeleri. İkincisi de Reiki’nin bir din olduğuna bizzat kendilerinin inanmamaları. Modern toplumun rasyonel bireyleri olarak, taassup çağrıştıran bir öğretinin etrafında örgütlenmiş olmayı kendilerine yakıştıramıyor, “şık” bulmuyorlar. Bu memlekete dışarıdan gelen her düşüncenin “gümrükten geçerken” Atatürk’le hasbıhal etmesinden midir yoksa “değil kardeşim, bu din değil” feveranından mıdır bilmiyorum, reiki açılımlarında bir Atatürk göndermesiyle karşılaşabiliyoruz, dileyen internetten tarayabilir. Eh, bu da ayrı bir vakıa…

Birgün Pazar, 4.4.2010, aynı başlıklı yazıdan bölüm…

Pazartesi, Mart 06, 2006

Reikici Mektupları

Reiki hakkında yazdığım yazı yayınlandığında çok tepki almıştı. Kesinliğini bilmiyorum ama reikiciler arasında dolaşıma sokulmuş bir yazı olmuş benimkisi. Neredeyse tamamı kadınlardan gelen mektuplar aldım, niyesini bilmiyorum. Hepsi de sert ve öfkeli ifadeler içeriyordu. Reiki türü anlayışların metropollerde yaşayan, iyi eğitim almış, üst-orta sınıftan insanlar arasında yaygınlaştığını düşünüyorum. Bana gelen mektuplardan konuşulabilecek olan bir kaçını paylaşmak istedim. O dönem çok az mektuba cevap verdim, bu mantığa verebileceğim bir cevabım yok desem yeridir. Reikiye inanan bir arkadaşım bana bu yazıdan sonra “sen neye inanıyorsun, nasıl rahatlatıyorsun kendini” diye hafif öfkeli hesap sormuştu. Gerek sorunun içerdikleri, gerekse mektuplar genel olarak “insanların hayatla başa çıkamadıklarını gösteriyor” bana kalırsa. Besmele çekerek dükkânını açan bir esnaf ile “olumlu düşünerek” işe başlayan biri arasında fark göremiyorum. Güzel bir bahçe görürüz, çiçekleri, çimleri, ağaçları gıpta ederek izleyebiliriz, ama çiçeklerin de altında gübre vardır. Son söz: Mektupları bir mantığı anlamak adına anlamlı bulduğum için yayınlıyorum.

# düşünce gücüne inanan bir kişinin reikiye inanmaması bir çelişki, BENCE. aynı şekilde düşünce gücüne inanan bir kişinin İslam ve diğer dinlere de inanmaması bir çelişki, BENCE.

reiki hakkındaki yazınızda düşünce gücünden hiç bahsetmemeniz bu konuda bir yazı yazıp görüş bildirmek için ne derecede bilgili olduğunuzu açıklıyor, BENCE.

belki düşünce gücüne inanmıyorsunuz ya da hiçbir şeye inanmıyorsunuz belki. Herkesin yolu farklıdır. yazınızın son paragrafında belirttiğiniz iki temel neden sadece "sizce" olandır ve sizin bu konuya bakışınızı göstermekten öteye gitmez.

bana sorarsanız reikicilerin kendilerini bir dinin müritleri olarak ortaya koymamalarının nedeni bu konuya sizin tarzınızda bakan ve her olayın altında din arayan kişilere bişi inandırmanın ne derece anlamsız olduğunu bilmelerinden kaynaklanıyor derdim.

# Tarihini tam olarak bilmediğim Milliyet gazetesindeki Reiki konulu yazınız için size bu maili yazıyorum. Reiki bir din değildir. İnsanların ağrılarını dindiren, kronik olan rahatsızlıklarda bir çıkış, birçok ruhsal sorunun da çözümüdür. Budizm ve Hristiyanlik kaynaklı olduğunu yazdınız. Dr.Mikao Usui Budist bir rahipmiş. Bir öğrencisi Hz.İsa'nın nasıl elleriyle şifa dağıttığını sormuş ve o da araştırmış. Eğer diğer dinlere mensup insanların bulduğu şifa yöntemlerini kullanmayı reddediyorsanız Avrupa'dan ithal gelen ilaçları kullanmayı da reddetmelisiniz o zaman?? Onları bulanlar da Hıristiyan... (Birçok teknolojik aleti bulan kişiler da diğer dinlere mensup kişiler.. Onları neden kullanıyorsunuz ????) Hem insanlar bundan yarar sağlıyorlarsa, sorunlarına çözüm buluyorlarsa hangi dini kaynaktan olduğunun bir önemi var mı sizce?? Ve de insanların bunu bir din olarak söylememesinin sebebini de çok saçma bir nedene dayandırmışsınız.... Ne alakası var ki yazdıklarınızla?? Bence yazmadan önce iyice araştırıp öyle yazın... Yalnış bilgi veriyorsunuz ve bu gazeteyi okuyan bir sürü insan var.... Ben 2003 marttan beri reiki yapıyorum.. Irsi olarak böbrek taşlarım vardı ve artık yok.. Sadece kendime değil bir çok insana da bu yolla yardim ettim.. MS rahatsızlığı olan bir arkadaşım vardı. Yürüyemiyordu. Artık çok rahat yürüyor, koşuyor, yüzüyor... Bacaklarınızın olmadığını düşünün.. Ne yapardınız??? Bir de böyle bir yolla bacaklarınıza kavuştuğunuzu düşünün.. Ne önemi kalır onun ne kökenli olduğunun??? Umarım siz de bir gün Reiki'yle tanışırsınız ve yazdıklarınızın yalnış olduğunu kendi deneyimlerinizle anlarsınız... Cevap yazmak isterseniz bana bu mail adresinden ulaşabilirsiniz... Sevgiyle kalın..

# Evet haklısınız bu Uzakdogu felsefelerinin hepsi dini çağrıştırıyor ama ck büyük bir farkla 'insanların hepsinin iyi olduğu farz ediliyor ve dindeki günah/ceza mekanizmaları' çalışmıyor'. Günümüz temposunda kendini Tv dizisi, Popstar yarışması, televole programı vs’den çok kopuk bulan insanların kendi içlerine yönelip kendi kendilerini "eğlendirmelerini" sağlayan çok pratik bir yol bence

Perşembe, Mart 02, 2006

Kapitalizmin Yeni Dinleri: Reiki vs..

(...) Din, toplumsal örgütlenmenin en hayati parçalarından biridir, onun etkilerini azaltan ise malumunuz modern ve seküler yaşam biçimidir. Modern hayatın içinde dine ilişkin pratikler sürekli biçim değiştirirler. Din, çalışma koşullarına uyarlanmış olarak yaşanır. Bizde de, cuma ve bayram namazlarına, ramazanda oruç tutmaya endekslenmiş, eni konu “güdük” kalmış bir Müslümanlığın yaşandığını söylemek yanlış olmaz.

Marx’ın din için söylediği kitlelerin afyonu deyişi çok popülerdir ama bağlamından kopuk okunduğundan o da güdük kalmıştır. Örneğin hemen öncesinde yine din için zikrettiği “Kalpsiz dünyanın kalbidir” deyişi pek bilinmez. Mesai saatleri, düşük ücretler, sürekli planlama ve rekabet içerisinde geçen modern hayatın içinde din birçok insan için hâlâ “sığınak” işlevi görüyor. Seküler ve pozitivist bir eğitimden geçmiş olmak bu durumu değiştirmiyor. Modern dünyanın insanı dine alternatif olabilecek bir inanç sisteminin arayışı içerisinde. Bu alternatifler ise genellikle egzotik ve çok bilinmeyen kültürlerden devşiriliyor. Budizm ve Uzak Doğu’nun yerel kültürel motifleri bu alternatiflerin en çok rağbet görenlerinden. Bu, komşunun tavuğu komşuya kaz görünür atasözüyle de açıklanabilir. Söz konusu öğretiler, Müslümanlık, Hıristiyanlık ve Musevilik gibi büyük dinlere uyum sağlayabiliyorlar. Devşirilen inanç sisteminin, hem coğrafi hem tarihsel hem de kültürel olarak, uzun mesafeler katederek gelmiş olması, onun yerel kültürlere uyumlu hale getirilmesini kolaylaştırıyor. Çünkü bu “uzun yolculukta” özgün biçiminden, “tabularından” sıyrılarak yeniden biçimlendiriliyorlar.

Türkiye’de epey bir zamandır uzak doğu’dan ithal edilmiş, kendilerini din olarak işaretlemeyen ama ilke ve pratikleri itibarıyla dine çok yakın duran öğretiler dolaşımda. Çeşitli kursları, seminerleri, toplantıları ve yayınlarıyla kamusal alanda var olsalar da, bu yeni dinlerin müritleri, birer “mason” edasıyla, kendilerini ve inançlarını uluorta deşifre etmekten kaçınıyorlar. Bilge, vakur ve suskunlar. Buna rağmen kullandıkları tercüme dilden kimi deyişler, gündelik dile sirayet etti. Sinerji, olumlu/olumsuz enerji, sevgi göndermek, sezgilerin gücü gibi birçok ifade mizah dergilerinden futbol yorumlarına, aşk ilişkilerinden meclis nutuklarına kadar kendine yer bulmuş durumda.

Uzak doğu kökenli yeni dinler arasında en yaygın olanı, sözcük anlamı “evrensel yaşam gücü enerjisi” olan Reiki. Müritleri, ısrarla Reiki’nin din olmadığını söyleseler de, o bir inanç sisteminin amentüsünü oluşturan tüm unsurlara haiz. İbadet biçimleri, kutsal kişileri, duayı andıran sözleri, ritüelleri, günah ve sevap anlamında doğruları-yanlışları… En önemlisi ruhu ve bedeni huzura kavuşturma vaadi. Bu vaadin cazibesine kapılanlar, metropollerde yaşayan, okur-yazar ve kariyer sahibi kişiler. Gerekçe olarak, modern kesimin ruhani arayışlarına, ne mahalle camii imamının vaazları, ne de Yaşar Nuri Hoca’nın Protestan-Müslümanlık yorumlarının cevap verebilmesi gösterilebilir.

Reiki, kentli nüfusun büyük bölümünün inanma, yönlendirilme, şefkatle sarmalanma/bilgece cezalandırılma arzusuna karşılık geliyor. Süper-egoya duyulan ihtiyacın, kaybolmuşluk hissinin telafisine yönelik bir arayışın ürünü. Reiki’nin kurucusu sayılan Mikao Usui, İsa’nın yarattığı mucizelerin sırrını çözme iddiasıyla yola çıkmış. Hıristiyanlık ile Budizmi harmanlayan bir öğreti oluşturmuş. Bugün Reikiciler de hastalara şifa, inançsızlara inanç, ümitsizlere ümit ve katı yüreklilere sevgi dağıtmak iddiasındalar. Sezgilerin güçlendirilmesi, günlük hayatın gerginliklerin arınma, ruhun huzura kavuşturulması, bencillikten uzaklaşma da Reiki’nin vaatleri arasındadır.

Reikicilerin kendilerini bir dinin müritleri olarak ortaya koymamalarının bana göre iki temel nedeni var. İlki, Müslüman bir toplumda oluşabilecek tepkilerden uzak kalmaya çalışmaları ve belki de daha önemlisi yasal bir kovuşturmadan çekinmeleri. İkincisi ise Reiki’nin bir din olduğuna bizzat kendilerinin inanmamaları. Bunu sebebi ise modern toplumun rasyonel bireyleri olarak, taassup çağrıştıran bir öğretinin etrafında örgütlenmiş olmayı kendilerine yakıştıramamaları, “şık” bulmamaları.

[14 Kasım 2003, Milliyet Popüler Kültür]
Related Posts with Thumbnails