Çarşamba, Nisan 08, 2020

Azar azar


Gel zaman git zaman, şunu anladım... İnsan teki azarlamayı, haddini bildirmeyi, ağzının payını vermeyi bir "kara sevdalı" kadar çok seviyor. Birbirimizi bu yolla "öldürüyoruz", bu yolla zafer, bu yolla itibar kazanıyoruz.

Sosyal medyadaki kavgaları, bağıranları izleyin, hep bir lafı gediğine koyma sahnesi içeriyor... Capsleniyor, ritivitler, fav'lar... Bereketli!

Ahlak ne dersek diyelim, üzerinde uzlaşılabilecek kurallar içermez, hepimiz ayrı tellerden tutarak doğru ve yanlışı konuşuruz. Asgari müşterek denilen şeye bugünlerde "siyaseten doğruculuk" deniyor. Irkçı ve ayrımcı bir şey duyarsak hemen birileri altını çiziveriyor. Dikkatle bekleniyor sanki...

Freud, sürekli olarak uygarlığın insanlar üzerindeki baskısında söz eder, onların kurtulmak için bulduğu yolları incelerdi.

Azarlamayı arzuluyoruz, katharsis denebilir buna, azarlanan birilerini görmeyi de seviyoruz. Kendimizi azarlayanın yerine koyuyor olabiliriz, katil olmak ağır cezayı gerektiriyor çünkü, azarlanan olmadığımız için rahatlıyor da olabiliriz, "ölmedik yaşıyoruz".

Evde, iş yerinde, sokakta, orada burada sürekli azarlama hayalleri kuruyoruz sanki... Cevap yetiştirme hayalleri, azarlama fantezileri... birbirimize anlattığımız hikayeler içinde ne çok "lafı yapıştırma" var, ne güzel belirginleştiriyoruz onları, cımbızlıyoruz...

Ben de ona dedim ki...cevap veremedi... apıştı kaldı..

Bu kadar çok kişinin benzer azarlama hayali ve arzusunun olması, bir kıymeti olmadığını da gösteriyor. İdare ediyoruz, azar azar, mırıl mırıl "azarla(yama)yarak" yaşıyoruz.

Hiç yorum yok:

Related Posts with Thumbnails